YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Duru 68 ve Pencereleri Aralık Bir Saraydır Çocukluk” kitaplarıyla tanıdığımız “Kıymet ERCEK” var.
Merhabalar Kıymet Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Bir esnafın “Okumayan bu toplumda kitap yazmak bence saçmalık,” dediği ve yüzüme bakarak siz aptalsınız demeye getirdiği; çaylak bir yazan olarak duayenlerin de görmezden geldiği bir ortamda umutlarımı yeşil tutmaya çalışırken gelen teklifiniz için ben çok teşekkür ederim Sayın Birol. Teşekkür faslı uzun olunca… Tek başına, edebiyat öncülüğünde ve hayatın her köşesinde yapabildikleri ölçüsünde iyi şeyler yapmaya çalışan sade bir vatandaş.
“Pencereleri Aralık Bir Saraydır Çocukluk” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Şaşkınlık, bilgi, farkındalık. Mutlaka biraz canları acıyacak. Ve en sonun da vay be diyecekleri bir yazın.
Kitabınız çocuk işçiliği üzerine temelleniyor. Peki, ülkemizde çocuk işçiliği ne durumda? Bu konuda hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?
Yazık ki içler acısı durumda. Bunun için son iki yılda çalışmak için eğitimi bırakan çocuk sayısına bakmak bile yeterli.
Çocuk işçiliğini önlemek için sizce neler yapılabilir?
Aslında öyle basit ki… Öncelikle çocuk işçiliğini önlemeyi gerçekten istemek gerekiyor. Fakatsız, amasız, alt bentleri olmayan bir yasa. Çocuğu toplumun her katmanı öyle sömürüyor ki bunu yapmak kimsenin işine gelmiyor.
Bir yazar olarak sizce edebiyat dünyasında gördüğünüz en bariz sorun nedir? Bu soruna ne gibi bir çözüm önerisi sunulabilir?
Sayın Birol kendimi henüz yazar olarak göremem. Yazan olarak edebiyat dünyasına girmek, orada yer almak çok zor neredeyse olanaksız. Yüksek surlar var çevresinde. Yayın evlerinin çoğu ticarileşmiş ve fahiş fiyatlarla kitap basıyorlar. Ez cümle yazan da çocuk işçiler gibi tam bir sömürü cenderesinde. Çözüm edebiyat dünyasının eğmeden bükmeden kenetlenmesi ve yeni kalemlere, edebiyat için yazanlara sahip çıkması. Ama sanırım orası da ticarileşme yolunda…
Nasıl bir ortamda yazıyorsunuz? Sessiz bir ortam ya da sevdiğiniz müzik eşliğinde? Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı?
Sessizlik önemli tabi. Ancak benim sorunun hayat yoğunluğu. Yaşlı anne ve babacığım var. Günün koşturmacasından zaman bulup bilgisayarımın başına oturmak yeterli benim için.
Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Mucize. Boş, beyaz sayfaların harflerle kelimelerle, duygu ve düşüncelerle dolma mucizesi. Onun da ötesinde sadece benim kafamda yaşayan ve yaşananların yazı aracılığıyla başka beyinlere aktarma serüveni.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Benim yaşam felsefem iyimserlik üzerine. Dijitalleşmenin edebiyata olumlu katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Ben dijitalleşme sayesinde yazabildim. Dijitalleşme edebiyatla ilgili herkes ve her durumu erişilebilir ve iletişebilir bir hale getirdi. Bu edebiyatı her anlamda zenginleştirecektir. Kitap kokusu ve sayfa sevenler o tutkularını zaten kitap sayfalarında giderecektir.
Sizi en çok etkileyen yazarlar hangileri, en çok kimleri okuyorsunuz?
Kalemime ufkuma değer katacak yazarları okuyorum genellikle. Zaman en kıymetlim ve öğrenecek daha çok şeyim var. Onun için de edebiyat yolunda birlikte yol aldığım Doğuş Sarpkaya’nın tavsiyelerini baz alıyorum. Onun belirlediği edebiyat dünyasına katkı sağlamış kitap ve yazarları okuyorum.
Bir yazar olarak yazdığınız ve okuduğunuz yazılarda en çok önem verdiğiniz değerler nelerdir?
Edebi niteliği şüphesiz. Tema kurgu, dil, atmosfer, tempo, zaman mekân… Her biri çok kıymetli, halkanın biri çürükse eser de aksıyor. Düşündürmesi, sorgulatması, beni zenginleştirmesi yüzümde bir hayranlık ışıltısı bırakması.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Aslında klasik tutkunuyum. Ancak son dönem distopyaya da hayranlık beslemeye başladım. Yazın anlamında kıymetli her tür yazarı okuyorum.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Eğitim elbette ilk önerim. Edebiyat başlı başına bir disiplin. Bu disiplinin de kendine özgü alfabesi var. Önce o alfabeyi sökmek gerek. Öyle ilham geldi yazdım gibi bir durum yok. Okumak, test etmek, yaşamak, donanmak, gözlemek ve çok çalışmak bu işin yapı taşları.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Okuma oranının çok düşük olduğunu sanmıyorum. Ancak çok çok artmasını isterim. Kitap okuma hazzını yaşamamış bir insanın dünyadan ayrılması bence acıların en büyüğü.
Genç nesile gelince: Onların her biri mücevher. Zihinleri pırıl pırıl, potansiyelleri sonsuz. Ancak onları yönlendirecek bilgice, görgüce, ahlakça zengin büyükleri; az ve yetersiz.
Değerli Kıymet Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Şu puslu günlerde güneş olduğunuz için ben çok teşekkür ederim.
Okurlarıma bol selam bol sevgilerimi gönderiyorum. Yazarak okuyarak, edebiyatla acılarımızı sağaltıp iyileşecek ve gelişeceğiz.
Saygılarımla,

















