İNSANLARLA KONUŞURKEN KAÇ YAŞINDAYIZ? SİMGE DİKMEN
Biraz garip bir soru gibi gelebilir. Çünkü hepimizin bildiği bir yaş var. Fakat iletişim kurarken yalnızca o yaşımızda kalmıyoruz.
Biriyle iletişim kurduğumuzda, yalnızca kelimelerimiz değil, bakış açımız da karşımızdaki insana doğru hareket ediyor. Onun dünyasını anlamaya çalışırken kendi yaşımızın sınırlarından çıkıyor, onun bulunduğu yere biraz daha yaklaşıyoruz. Bazen bir çocuğun merakına, bazen bir gencin arayışına, bazen de yılların içinde birikmiş sessizliğe dokunuyoruz.
İletişim tam da burada başlıyor: Kendi yaşımızdan çıkıp bir başkasının dünyasına dokunabildiğimiz yerde.
Dokunmak, onun gibi düşünmek ya da yaşadıklarını yaşamış olmak değil. Sadece kendi doğrularımızı ve tecrübelerimizi kenara bırakıp dünyaya onun bulunduğu yerden bakabilmek.
Çünkü bazı duyguların yaşı yok. Birinin sevincini anlamak için onun yaşında olmamız gerekmiyor. Birinin kırgınlığını anlayabilmek için aynı kırgınlıktan geçmiş olmamız da şart değil.
Asıl mesele, kendi yaşımızın bize çizdiği sınırların dışına çıkabilmek.
Bazen yirmi yaşındayız, bazen on yedi. Bazen yetmiş.. Bazen de henüz yaşamadığımız bir yaşın duygusuna dokunuyoruz.
“Kaç yaşındasın?” sorusunun cevabı bu yüzden yalnızca bir sayı değil.
Kim olduğumuz kadar, kiminle konuştuğumuz da belirliyor bizi.
Çünkü insan yalnızca yaş almaz; bazen bir başkasının dünyasına değdikçe başka yaşları da öğrenir.
Ve bence büyümek, tek bir yaşta kalmak değil; gerektiğinde başka yaşlara da gidebilecek kadar genişlemektir.
Simge DİKMEN






















