KÖYLER SUSMASIN – EBRU OĞUZHAN YETER
Şehirden kaçıp köye geldiniz. Kornaları, betonun gölgesini, birbirine değmeden yaşayan kalabalıkları geride bıraktığınızı sandınız.
Havuzlu villanızın çevresini çitlerle kapatıp, “Doğayla iç içe yaşamak istiyorum,” dediniz.
Sonra sabah oldu.
Horoz öttü, uyandınız. Köpek havladı, kaşlarınız çatıldı. Tavuklar bahçeye girdi, kapının önünden bir traktör geçti. Ahırdan ağır bir koku yayıldı. Yağmur yağdı, toprak yol çamura döndü ve ilk kez sordunuz: “Ben buraya niye geldim, burası neden böyle?”
Çünkü köy böyle. Köyler hep böyleydi.
İnsanlar köyde horozun sesine uyanır. Ahırın kokusunu yadırgamaz. Yağmurdan sonra çamura basar, ayakkabısını kapının önünde eliyle temizler. Bunlar köyde yaşayanlar için köyün kusurları değildir; köyün kendisidir.
Köyü uzaktan sevmek kolaydır. Bir fotoğraf karesinde dağ romantik, traktör emektir. Fakat o fotoğrafın dışında bir hayat sürer.
Siz kahvenizi içerken, birileri çoktan güne başlamıştır. Köyde hayat, manzaradan önce gelir. Sofradaki yumurta için sabah kümese girilmiş, peynir için hayvanların peşinden gidilmiştir.
Şehirde bunların hepsini ambalajlı koyarsınız sepetinize. Köyde ise hayat, bütün izleriyle görünür.
Belki de doğayı da kendimize benzetmek istiyoruz. Yeşil olsun ama çamur olmasın. Hayvan olsun ama kokmasın. Köy olsun ama ses çıkarmasın.
Oysa doğa, insanın zevkine göre davranmaz.
Köyler susarsa biz olmayız.
Hayatın güzel tarafları, görmek istemediğimiz taraflarıyla birlikte gelir.
Köyü seviyoruz ama köylüyü görmeden. Doğal ürünü seviyoruz ama üreticinin emeğine dokunmadan.
Sonra köye taşınıyor ve yıllardır orada yaşayan insanların hayatının bizim huzurumuza göre düzenlenmesini bekliyoruz.
Oysa siz geldiğinizde köy başlamadı. Sizden önce de köylerde sabah oldu, tarlalar sürüldü, çocuklar büyüdü, horozlar öttü, ahır kokuları yayıldı.
Sizin için horozun sesi bir gürültü olabilir, köylü için çocukluğun sabahıdır. Sizin için traktör huzuru bozabilir, köylü için tarlanın sürüldüğünü haber verir. Sizin için çamur kirdir, köylü için toprağın suya kavuştuğunun işaretidir.
Köyün güzelliği; bu seslerin, kokuların ve emeğin yokluğunda değil, tam tersine hepsinin bir arada oluşundadır. Şehirde her şeyi susturmaya çalışırken hayatın sıcaklığını da kaçırıyoruz galiba. Oysa kapının önünde ayakkabıdaki çamuru ellerimizle temizlemek, o kokuya, o sese biraz olsun katlanabilmek, insana hâlâ yaşadığını hissettirir. İnsan, toprağa teslim olabildiği, o emeğe omuz verebildiği kadar buralıdır; çünkü hayat ancak o çamurun, o sesin içinde gerçekten nefes alır.
Ebru Oğuzhan Yeter






















