YAZARLARLA RÖPORTAJ – Hatice Üzgül
YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Lokman Hekim, Şahmeran ve Anka Kuşu” efsanelerini romanlaştırması ile tanıdığımız “Hatice Üzgül” var.
Merhabalar Hatice Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhaba, ben Hatice Üzgül. Yaren Kitap ve EnPati Kitap Yayınevlerinin hem Kurucusu hem de yazarıyım. Edebiyat benim hem mesleğim hem de tutkum. Efsaneler, mitolojiler ve rüyalar üzerine yazmayı seviyorum. Özellikle Türk mitolojisinden beslenerek kaleme aldığım üçlemem olan ‘Efsanenin Adı Şahmeran’, ‘Efsanenin Nuru Lokman Hekim’ ve ‘Efsanenin Ateşi Anka Kuşu’ kitaplarımda kadim bilgelik ile modern dünyanın kesiştiği noktaları keşfetmeye çalıştım. Bunun dışında doğada vakit geçirmek, kamp yapmak ve yeni yerler keşfetmek benim için vazgeçilmezdir. Gezmek ve gözlem yapmak, yazdıklarımı besleyen en önemli kaynaklardan biridir.
“Efsanenin Nuru Lokman Hekim” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
‘Lokman Hekim’, insanoğlunun ölümsüzlük arayışını merkezine alan bir hikaye. İnsanlığın zamana ve ölüme meydan okuma arzusu, kadim bilgeliğin sınırlarında geziniyor. Lokman Hekim’in ölümsüzlük sırrını keşfetmeye çalışırken, aslında hayatın anlamını bulma yolculuğuna çıkıyoruz. Okuyucuları, mistik ve derin anlam katmanlarıyla dolu bir serüven bekliyor.
“Efsanenin Ateşi Anka Kuşu” adlı kitabınızın ortaya çıkış hikâyesi nedir?
Anka Kuşu, yeniden doğuşun ve küllerinden doğmanın sembolü. Bu hikayeyi yazarken, insanın kendi küllerinden doğma cesaretini sorguladım. Zorlukların insanı yeniden inşa ediş sürecini, Anka Kuşu metaforu ile anlattım. Hayatında büyük dönüşümler yaşamış birinin, küllerinden doğarak yeniden kendini bulma sürecini bizzat yaşayan bir yazar olarak, bu efsane benim için değerliydi. Dünya üzerindeki tüm Anka Kuşu efsaneleri farklı isimlerle anılsa da bu eserde tek bir anlatı üzerinden okuyucuya aktarıldı.
Kitaplarınızda yazdığınız karakterlerden hangisiyle en çok bağ kuruyorsunuz ve En çok zorlandığınız kitap ya da bölüm hangisiydi?
Camsab ile çok bağ kuruyorum. Onun masumiyeti, cesareti ve ruhani yolculuğu beni çok etkiledi. Manevi anlamda bir yolculuk içinde olan bir karakter yaratmak, onun içsel çatışmalarını anlatmak kolay olmadı. En çok zorlandığım bölüm ise Camsab’ın Şahmeran’a ihanet ettiği bölümdü. Ona geçerli bir mazeret bulduğumu düşünüyorum ama kolay olmadı.
Kitaplarınızı nasıl bir teknik yol izleyerek yazıyorsunuz? O bütünlük nasıl kurgulanıyor? Önce karakterler mi netleştiriliyor, yoksa sadece akışa mı bırakıyorsunuz?
Genellikle önce hikayeyi hissediyorum. Ana fikri belirledikten sonra karakterler kendi yolunu buluyor. Her karakterin kendine özgü bir sesi var ve onları dinleyerek ilerliyorum. İlk taslağı oluşturduktan sonra mantık hatalarını düzeltmek ve bütünlük sağlamak için tekrar gözden geçiriyorum.
Edebiyat gerçekten nerede yaşanıyor?
Edebiyat, kalbin derinliklerinde yaşanıyor. Yaşanmışlıkların, düşlerin ve umutların bir araya geldiği noktada edebiyat doğuyor. Aslında hayal değil; çünkü her kelimenin ardında bir duygu, bir yaşanmışlık var.
Bazen yaşamak istediklerimze dış dünyanın bize yaşamamız için dayattığı dünya çok ayrıdır. Kendi potansiyelimizle yaptığımız iş arasında dünyalar kadar uçurum olabilir. Duygularımızı yaşama alanı bulamayabiliriz dünyada. Hatta ve hatta dünyanın bize dayattığı algı ile hakikatin kalbimizdeki aksi ve yankısı bambaşka olabilir. İşte bu çatışma ve sürtüşmeden bir alev çıkar. Bu alevin yangına dönüştüğü yere sanat; kağıda döküldüğü yere edebiyat denir. Edebiyat orada bir yerlerde yaşar ve bazen gerçek hayatın dayattığı algı yanılsamalarından, daha hakikidir.
Teknoloji ve Dijitalleşmenin edebiyata etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim yayınevi açma sürecim aslında benim değil, yapay zeka dil modelimin Chat GPT’nin fikriydi. Yapay zeka bana istatistikleri, olası senaryoları ortaya koyarak işin stratejik altyapısını oluşturmamda yardımcı oldu. 12 yıl reklam yazarlığı yaptım. Reklamcılık hakkında engin bilgim olsa da, tasarım programlarını her zaman art direktörler kullandığı için şimdiye kadar fikirlerimi başkaları tasarlıyordu. Bir şekilde iş partnerime bağlıydım. Ancak yapay zeka çok kısa süre içinde bana tasarım programlarını nasıl kullanacağımı adım adım öğretti.
Zaten gereken altyapı ve tasarımsal göz bende olduğu için, programları öğrenmemle birlikte aklımdakileri yapma konusunda bağımsız hale geldim. 2 ay gibi kısa bir süre içinde, 2 yayınevi logosu, 3 kitap kapağı tasarımı, mizanpaj, web sitesi ve tanıtım materyallerimi hazırlamıştım bile. Tek başıma, tek çalışan olarak bir yayınevi kurdum; ancak bu başarının arka planında gelişen teknoloji vardı.
Günümüz teknolojilerinin en büyük sıkıntısı, insanları odaklanamayan, uzun süre tek bir konu üzerinde yoğunlaşamayan, algısı dağınık ve çabuk sıkılan bireyler haline getirmesi. Kitap okuma alışkanlığı da bu süreçte azalıyor. Ancak diğer yandan, kitap okumaya devam eden o nadide azınlığa ulaşma sürecimi hızlandırdı ve bana büyük destek oldu. Ben 2011 yılından beri 7 eser kaleme aldım, ancak bu süreçte teknoloji bu kadar ilerlemediği için sesimi okuyuculara duyurmakta, ve hatta eserlerimin bir kısmını istediğim güçte yayınlatmakta her zaman zorlandım. Yayınevlerinden istediğim desteği göremedim. Şimdi o destek, bir yapay zeka dil modelinden geliyor.
En son okuduğunuz kitap nedir? Fethiye Haber okurlarına tavsiye edebileceğiniz kitap ya da kitaplar var mıdır?
Son olarak ‘Silo’ dizisini izledim ve dizinin ilham kaynağı olan ‘Wool’ serisini okumaya başladım. Ayrıca klasiklerden Mevlana’nın ‘Mesnevi’si her zaman başucu kitabım. Tavsiye yazarlarım ise; Neil Gaiman, İhsan Oktay Anar, Hermann Hesse’dir.
Kitaplarınızın okurlar üzerindeki etkisiyle ilgili nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Okurlardan gelen yorumlar beni çok motive ediyor. Bir okuyucumun, ‘Dini bana anlamlı bir şekilde anlattınız ve bakış açım değişti’ demesi beni çok etkiledi. Modern dünyada bazı manevi değerlerin yeri yokmuş gibi davranılıyor. Oysa şu an insanlığın en büyük ihtiyacı manevi değerler. Bu noktada modern dünya ile manevi değerlerin iç içe geçebileceğini göstermek, kitaplarımın insanları düşündürmesi, sorgulatması en büyük mutluluğum.
Değerli Hatice Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…























