HANGI ADALET ? Ebru Oğuzhan Yeter
“16 Ekim Dünya Gıda Günü”
Yani kâğıt üzerinde “Dünya Gıda Günü”
Bu özel günleri ilan edenlere baktığımızda o büyük kurumların açıkladığı raporlara başımızı çevirdiğimizde karşımıza kapkara bir tablo çıkıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) en son verilerine göre, dünyada tam 2,69 milyar insan güvenli gıdaya ulaşamıyor ve bütçesi yetmediği için doğru düzgün beslenemiyor.
Neredeyse her üç insandan biri açlık sınırında ya da açlığın gölgesinde yaşıyor. Küresel gıda endüstrisi trilyon dolarlarla oynarken, milyarlarca insan tabağına koyacak güvenli bir lokma bulamıyor.
Bu açlığı yaratanlar kim? Diye sormak gerekiyor…
Toprağı, suyu, tohumu birer yaşam kaynağı olmaktan çıkarıp borsada alınıp satılan birer mal haline getirenler kim?
Üreticinin elindeki yerli tohumu alıp yerine her yıl parayla satılan hibrit tohumları dayatanlar, köylüyü kendi tarlasına borçlu çıkaranlar kim?
Tarım zehirlerini pazarlayanlar kim?
“Daha çok ürün alacaksınız” yalanıyla toprağımızı kimyasallarla zehirleyen, akarsularımızı kurutan, o zehirli ilaçlarla hem toprağın bereketini hem de evlatlarımızın sağlığını çalanlar kim?
Şifayı değil, laboratuvarda paketlenmiş bağımlılığı bu memlekete sokan o devasa kimya şirketlerinin işbirlikçileri kimler?
Çocuklarımızın ekmeğini çalan kim?
Bir yanda tonlarca gıda “tarihi geçti” ya da “lojistik zincir aksadı” diye çöpe dökülürken, öte yanda sırf parası yetmediği için yetersiz beslenen, gelişimini tamamlayamayan o masum çocukların geleceğini çalan el kime ait?
Gıda krizini fırsat bilip fiyatları uçuranlar hangi vicdanla yastığa baş koyuyor?
Her 16 Ekim’de bugünü anarak, tok bir gelecek vadeden gözü doymayanlar kim?
Yıllık kârları küçük ülkelerin bütçelerini aşan holdinglerin koltuklarında oturup, yılda bir gün “sürdürülebilir tarım” sözleriyle sahneye çıkanlar kimler?
Karnı tok, sırtı pek, vicdanı ise cüzdanına endeksli bu elitler, hangi yüzle her 16 Ekimde bize adalet masalları anlatıyor?
Her türlü krizi, tekelciliği ve açlığı bizzat kendi elleriyle büyütüp, sonra da kameraların karşısına geçerek “Açlık riskine karşı harekete geçme mesajı” verenler, bu tiyatronun hem yazarı hem de başrol oyuncusudur.
Bu sistemden beslenenler de işbirlikçilerdir.
Bizim toprağımızda sorun üretim azlığı değildir. Sorun, üretilenin adilce paylaşılmamasıdır.
Biz yerel üreticinin, toprağına sahip çıkan köylünün sesiyiz. Ve biliyoruz ki; sırf kendi düzenleri sürsün diye dünyayı açlığa mahkûm edenlerin süslü 16 Ekim mesajları, yeryüzündeki tek bir çocuğun bile karnını doyurmaya yetmeyecek.
Maskelerinizi indirin. Çünkü iyi biliyoruz: Tokların açlara verdiği hiçbir nasihat, bu dünyadaki adaletsizliği örtmeye yetmeyecek. Sizin sahte bildirileriniz kimsenin karnını doyurmaz.
Ebru Oğuzhan Yeter






















