MENTÖRÜN PENCERESİ
Hakan BİROL
BUGÜN KENDİN İÇİN NE YAPTIN?
Gün, her sabah gözlerini açtığın ilk anda, sana yeniden verilen bir armağandır. Henüz kimse senden bir şey beklemiyorken, telefonun titreşmemişken, sorumlulukların kapını çalmamışken hayat, sana bembeyaz bir sayfa daha sunar. Belki dün yetiştiremediğin işler vardı, belki kırıldığın, üzüldüğün ya da kendini yorduğun anlar yaşadın. Belki “yarın yaparım” diye ertelediğin hayallerin köşede kaldı. Ama sabah olup gözlerini açtığında görünmez bir ses sana yeniden sorar: “Bugün kendin için ne yapacaksın?” Bu soru, çoğu zaman içimizde bir yerleri titretir. Çünkü farkında olmadan kendimizi günün akışı içinde hep en sona koyarız. Başkalarının ihtiyaçları, işleri, beklentileri, telefonları, mesajları, sorumlulukları… Hepsi öne geçer. Kendimize gelince ise genelde “sonra” deriz. O “sonra” hiçbir zaman gelmez.
İnsan zamanla kendi ihtiyaçlarını duymamaya başlar. Hep koştururken ruhunu ihmal ettiğini fark etmez. Birine yetişmeye çalışırken kendi kalbinden uzaklaştığını da… “Önce herkes, sonra ben” anlayışıyla yaşarken kendini unutmanın bedeli yavaş yavaş birikir. Günün sonunda çok şey yaptığını ama bir türlü tamamlanmadığını hissedersin. Çünkü en önemli şeyi, yani kendini es geçmişsindir. İşte bu yüzden “Bugün kendin için ne yaptın?” sorusu çoğu kişide bir sessizlik yaratır. O sessizlik, ruhunun yıllardır beklediği cevaptır aslında.
Kendini unutmanın sessiz bir bedeli vardır. Beden yorulur, ruh sıkılır, zihin bulanır. Bir zaman sonra ne istediğini bilemez hâle gelirsin. Hayatın içinde savrulmaya başlar, bir noktadan diğerine koştururken gerçekten neyi sevdiğini fark edemezsin. Kendine yabancılaştıkça dünya daha da ağır gelir. Mutluluğun, huzurun, iç denge dediğimiz şeyin kaynağı başkalarında değil, kendinde olduğunu unutursun. Çünkü insan kendine dönmeyi ihmal ettikçe, yön duygusunu da kaybeder. Bir pusulası olmayan gemi gibi… Gideceğin yer vardır ama yol görünmez, görünse bile pusulasız o yol hep zor ve yorucudur.
Oysa kendine dönmek, aslında lüksten çok bir zorunluluktur. Kendine iyi davranmak bencillik değil, ruhun hayatta kalma biçimidir. Sana ihtiyaç duyan insanlara destek olabilmen için önce senin ayakta durman gerekir. Kendini ihmal ederek kimseye tam anlamıyla fayda sağlayamazsın. Kendine verdiğin değer arttıkça, başkalarına verdiğin değer de daha anlamlı bir hâle gelir. Çünkü eksilerek değil, dolarak verirsin. Bugün kendin için ayıracağın beş dakika bile bir başlangıçtır. Bir fincan kahvenin yanında iki dakikalık bir sakinlik… Derin bir nefes almak… Kendine “Gerçekten nasılsın?” diye sormak… Bunlar küçük görünse de insanın iç dünyasında büyük kapılar açar.
Küçük adımların büyük dönüşümler yaratabileceğini çoğu zaman gözden kaçırırız. Bir sayfa kitap okumak, bir yürüyüş yapmak, köşeye çekilip kendinle birkaç dakika baş başa kalmak… Bunların hepsi, kendine verdiğin değerin işaretleridir. İnsan kendini hatırladıkça hayata karşı daha güçlü durur. Kendini unuttukça ise her şey zorlaşır. Bir ağacın toprağa ihtiyacı varsa, insanın da kendine ihtiyaç duyduğu kesin bir gerçektir. Bu yüzden kendine attığın her küçük adım, gelecekteki güçlü hâline verilen sessiz ama önemli bir hediyedir.
Kendini dinlemek ise bu yolculuğun en önemli kısmıdır. Bazen kendini duymak zordur çünkü insan en çok kendinden kaçmayı sever. Acıtan şeylerden, yüzleşmek istemediği duygulardan, içine attığı yaralardan uzak durmayı seçer. Ama kendini duymadığın zaman iyileşemezsin. Ne yorulduğunu fark edersin ne de bir şeye ihtiyaç duyduğunu… Oysa duygularını fark etmek, ihtiyaçlarını görmek ve bunlara saygı duymak içsel özgürlüğün kapılarını aralar. Kendini dinlemenin cesaret istediği doğrudur. Ama bu cesaret, hayatını gerçek anlamda değiştirecek olan cesarettir. Çünkü kendini anlayan biri, yönünü de bulur.
Peki, kendin için bir şey yapmak dünyayı değiştirir mi? Evet, kesinlikle değiştirir. Çünkü dünya, sen iyi olduğunda daha renkli görünür. Sen mutlu olduğunda daha kolay akar. Sen huzurlu olduğunda daha yumuşak bir dille konuşur. Kendine değer verdiğinde ilişkilerin bile dönüşür. Daha net konuşursun, sınırlarını daha iyi çizersin, yeri geldiğinde “hayır” deme gücün artar. Çünkü artık kendi varlığını yok sayan biri olmazsın. İçindeki boşluk dolmaya başladıkça dışarıya yansıttığın enerji de değişir. İnsanlar seni daha dikkatli dinler, çünkü sen artık kendini dinleyen bir insansındır. Hayatın ritmi sen uyum sağladıkça daha melodik bir hâle gelir.
Değişim, küçük ama içten adımlarla başlar. Birçok insan büyük dönüşümleri büyük kararlarla karıştırır. Oysa asıl değişim, günlük hayatın içinde attığın minik ve farkında olduğun adımlarda saklıdır. Bugün kendine gösterdiğin sevgi, yarının huzurunu inşa eder. Kendine bugün ayırdığın beş dakika, haftanın en net kararlarını verirken sana güç olur. Bugün söylediğin “Ben de önemliyim” cümlesi, yarın kuracağın en değerli bağların temelini oluşturur.
Bu yüzden şimdi bir kez daha sormalısın kendine: “Bugün kendim için ne yapabilirim?” Kendine vakit ayırmak için büyük bir fırsatı bekleme. Mutlu olmak için mükemmel bir ortam arama. Huzur bulmak için hayatın durmasını bekleme. Çünkü hayat durmaz. Ama sen durup kendini duyabilirsin. Bir nefeslik bir mola, bir şarkının sadece sana ait olan birkaç saniyesi, içinden gelen bir kahkaha, içten bir teşekkür bile kendine dönüş yolunda büyük bir adımdır.
Unutma, kimse senin adına bunu yapmayacak. Kimse, sen kendini önemsemedikçe seni senin kadar önemsemeyecek. Kimse, sen adım atmadan sana yol açmayacak. Çünkü hayat, sen kendini seçtiğinde güzelleşir. Sen kendine döndüğünde başlar. Sen içindeki sesi duyduğunda güçlenir. Bugün kendin için küçük de olsa bir şey yap. Bir iyilik, bir nefes, bir farkındalık… Çünkü bugün attığın o küçücük adım, yarın seni bambaşka bir hayata taşıyabilir.
Hayat seni bekliyor.
Peki… Bugün kendin için ne yapacaksın?


























