EROL DOLU EKONOMİ CEPDEKİ PARADIR
Bir toplumun gelişmesi, dolayısıyla bir ülkenin gelişmesinde en büyük yaklaşım ekonomik verimliğinin sağlanmasıdır.
Yoktan var olan ve işgalci güçlere karşı muharebe meydanlarında haklı olarak göğüs göğüse mücadele verip, alın teri göz nurundan yaratılan Türkiye Cumhuriyeti Atatürk döneminde Osmanlı devletinin de borcunu ödeyerek 1950 yılına kadar borcu olmayan bir ekonomik yapıya sahipti.
Bunun için ekonomik düşüncenin de yaşama geçmesi gerekiyor. Ben de devlet memurluğundan geldim. Kamuda gerçek manada çalışanlar için bir şey diyeceğim yok ama aldığı maaşı hak etmeyen görevliler var. Böyle bir yapı içerisinde nasıl ekonomik verimlilik sağlanacaktır. İnsanlar neden aldığı ücretin karşılığında emek üretmezler.
Kurtuluş Savaşı sonrası Cumhuriyet döneminde bu ülke Osmanlı’nın borcunu ödeyip, 1950 yılına kadar nasıl borçsuz yaşadı. Hatta bugün küresel kriz diye konuştukları ekonomik olumsuzluk 1929 yılında da olmuş ama Mustafa Kemal Atatürk dönemi Dünyayı saran ekonomik olumsuzluktan hiç etkilenmemiş.
Milli mücadele dönemlerinden başlamak üzere büyük Atatürk’ün Birici derece önem verdiği iki konu vardı. Bunlardan birisi Eğitim, diğeri de ekonomik verimlilik.
Bu temel üzerine Atatürk, verimliliği sağladı ve borçsuz bir Türkiye Cumhuriyetini yaratmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ekonomik verimliliğin temeli, 17 Şubat 1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresine dayanıyordu.
İzmir İktisat Kongresi o yıllarda bu ülkenin ekonomik yapısına yön vermiş en önemli özelliği o yıllarda kırsal alanda olmayan alt yapı hizmetlerinin toplumda imece usulüyle yapılması için kararlar alarak alt yapı hizmetlerinde toplumsal gelişmeyi sağlamaya çalışmıştır. Örneğin bir köye yapılacak olan yolun, bu günkü olmayan teknoloji karşısında imece usulüyle yapılmasını sağlamıştır. Yani insan emeğine dayanan bir gücü yaratıyordu. Emeğe dayanan güç üzerinde Osmanlı’nın borçları ödenerek borçsuz bir ülke yaratılmasını sağladı.
Atatürk dönemi ekonomik yapısının özel sektörü de destekleyen devletçi karma ekonomik yapısı da vardı. O dönemlerde yerine göre özel sektör de desteklendi.
Liberal ekonomik modellerin başarılı olması için devletin güçlü bir ekonomik yapıya sahip olması lazım.
İkinci Dünya Savaşı sonunda büyük takrip gören Almaya ve Japonya bugün Dünya ekonomilerinde ilk sıralardadır.
Hâlbuki İkinci Dünya Savaşında Almanya’nın fabrikalarının temelleri dağıtıldı, ülke harabelik haline geldi. Japonya Atom bombası yedi. Topraklarının bir kısmında bugün hala bazı ürünlerin yetişmediği söyleniyor. Ama hem Almanya, hem de Japonya Dünya Ekonomilerinin ön sıralarında bulunuyorlar. Sebebi ise bu ülkelerin ekonomilerinin üretimlerinden kayaklanmaktadır.
Her gün televizyonlarda bazı insanlar sürekli Türkiye’nin ekonomisinin iyi olduğunu söylüyorlar. Hatta Dünyanın 16. büyük ekonomisi olduğu belirtiliyor. Ama hiçbir şey ucuzlamıyor. Eğer Türkiye ekonomide 16. sıradaysa insan yaşamını temelden etkileyen petrol fiyatları da Dünya’nın ilk 16 sırasında bulunan ülkelerdeki petrol fiyatlarıyla aynı olsun.
2002 yılında Benzinin litresi 1.64 TL mazot ise bu fiyattan da aşağıdaydı. Bugün ise Benzin Beş TL ve Mazot da Dört TL’NİN üzerindedir.
Ekonomi halkın cebine giren ve çıkan para ile ölçülür. Eğer insanlarımızın geliri giderinden fazla ise bu ekonominin gerçek değerini yansıtır. Doğrusu da budur.




















