Haklı Çıkmak mı, Anlaşılmak mı? Simge Dikmen
Bazen konuşurken ne istediğimizi unutuyoruz. Karşımızdaki bizi anlasın diye mi anlatıyoruz kendimizi, yoksa haklı olduğumuzu kabul ettirmek için mi?
İkisi birbirine benzese de aslında aralarında büyük bir fark var.
Haklı çıkmak istediğimizde cümlelerimiz değişiyor. Karşımızdakinin ne söylediğini anlamaya değil, ona vereceğimiz cevabı düşünmeye başlıyoruz. Biraz ima, biraz laf sokma, biraz susup karşı tarafın anlamasını bekleme… Hatta bazen manipüle ederek istediğimiz tepkiyi almaya çalışıyoruz.
Oysa bunların hiçbiri iletişimi kolaylaştırmıyor. Tam tersine, söylenebilecek tek bir cümlenin etrafında saatlerce dolaşmamıza neden oluyor.
“Buna kırıldım.”
“Bunu yapman beni üzdü.”
“Seni böyle anladım.”
Belki de çoğu zaman ihtiyacımız olan yalnızca bu kadar açıklık.
Çünkü anlaşılmak, haklı çıkmaktan daha kıymetli bir yerde duruyor. Kendimizi gerçekten ifade ettiğimizde karşımızdaki bizi anlamaya başladığı anda, zaten kendi hislerimizin ve düşüncelerimizin nedenini ortaya koymuş oluyoruz. Her konuşmayı bir savunmaya, her tartışmayı bir kazanmaya çevirmeye gerek kalmıyor.
Üstelik karşımızdakini susturmak, lafı ağzına tıkmak ya da son sözü söylemek bizi gerçekten haklı yapmıyor. Bazen yalnızca konuşmayı bitirmiş oluyoruz.
Belki iletişimde kendimize sormamız gereken ilk soru şudur;
“Ben şimdi anlaşılmak için mi konuşuyorum, haklı çıkmak için mi?”
Cevabını bildiğimizde, söyleyeceğimiz cümlelerin de tonu değişiyor.
Çünkü bazı konuşmaların sonunda kazanan olmak değil, birbirini gerçekten anlayabilmiş iki insan olmak gerekir.
Haklı çıkmak konuşmayı bitirebilir; ama anlaşılmak, aradaki mesafeyi bitirir.
Simge Dikmen


























