Her Dalgın Çocuk DEHB midir? Çocuğun Davranışının Ardındaki Hikayeye Bakmak – Ramsa Klinik
Sınıfta yerinde duramayan, defterini evde unutan ya da öğretmen anlatırken dalıp giden bir çocuk gördüğümüzde ilk tepkimiz ne oluyor? Düşünmek mi? Yoksa hemen “yaramaz”, “disiplinsiz” ya da “DEHB olabilir” demek mi? Oysa bir çocuğu anlamak, yalnızca davranışına değil; bu davranışın ne zaman ve hangi ortamlarda ortaya çıktığına, ne kadar sürdüğüne ve çocuğun yaşamında başka neler olduğuna bakmayı gerektirir. Çünkü görünen davranış, bazen çocuğun yaşadığı güçlüğün dışarıdan görünen yüzüdür. Özel eğitim ve rehabilitasyon alanında çocuğu gelişimsel, eğitsel, sosyal ve çevresel özellikleriyle birlikte değerlendirmek önemlidir. Dikkat, yönerge takip etme, öz düzenleme, iletişim, sosyal etkileşim ve günlük yaşam becerileri de akademik başarı kadar dikkate alınmalıdır. DSM-5 ölçütlerine göre DEHB tanısı yalnızca “dikkatini verememe” veya “çok hareketli olma” üzerinden konulamaz. Belirtilerin en az altı ay sürmesi, gelişim düzeyiyle uyumsuz olması, birden fazla ortamda görülmesi, 12 yaşından önce başlaması ve çocuğun işlevselliğini belirgin biçimde etkilemesi gibi ölçütler birlikte değerlendirilir. Bu nedenle zaman zaman dalgınlaşan, ödev yapmakta zorlanan veya hareketli davranan her çocuğu DEHB olarak değerlendirmek doğru değildir. Tanı sürecinde çocuğun gelişimsel öyküsü, aile ve okuldan alınan bilgiler, klinik görüşme ve gerektiğinde farklı değerlendirme araçları birlikte ele alınmalıdır. Özel eğitim ortamındaki sistematik gözlemler de bu sürece katkı sağlar. Çocuğun yönergeleri nasıl takip ettiği, dikkatini ne kadar sürdürebildiği, görev geçişlerine nasıl uyum sağladığı ve hangi ipuçlarına ihtiyaç duyduğu gözlemlenebilir. Aynı davranış, farklı çocuklarda farklı nedenlere sahip olabilir. Dikkat ve davranış sorunları; nörogelişimsel özelliklerin yanı sıra kaygı, stres, uyku problemleri, öğrenme güçlükleri, aile içi çatışmalar, kayıplar, travmatik deneyimler ve çevresel koşullarla da ilişkili olabilir. Bu ilişkiyi gündeme getiren çalışmalardan biri, çocukluk dönemindeki Olumsuz Çocukluk Deneyimleri (OÇD) ile öğrenme ve davranış sorunları arasındaki bağlantıyı inceleyen Nadine Burke Harris ve çalışma arkadaşlarının araştırmasıdır. Bu çalışmada, dört veya daha fazla türde OÇD bildiren çocuklarda öğrenme ve davranış sorunları yaşama olasılığının, hiç OÇD bildirmeyen çocuklara kıyasla 32,6 kat daha yüksek olduğu aktarılmıştır. Ancak bu oran doğrudan DEHB tanısı alma olasılığını göstermemektedir. OÇD’nin DEHB’ye veya başka bir davranış sorununa doğrudan neden olduğu sonucuna varılamaz. Daha temkinli bir ifadeyle, çok sayıda olumsuz çocukluk deneyimi yaşayan çocuklarda öğrenme ve davranış sorunlarının daha sık bildirilebildiği söylenebilir. Örneğin aile içinde uzun süren yoğun stres yaşayan bir çocuk, zihinsel kaynaklarının önemli bir bölümünü bu durumla başa çıkmaya ayırabilir. Bu durum dışarıdan dalgınlık, huzursuzluk veya dikkatini sürdürememe şeklinde görülebilir. Akran zorbalığı, akademik başarısızlık korkusu ya da evdeki belirsizlikler de çocuğun davranışlarına yansıyabilir. Bu nedenle çocuğun göreve katılmaması veya yönergeyi yerine getirmemesi hemen “uyumsuzluk” ya da “isteksizlik” olarak yorumlanmamalıdır. Çünkü bazen davranış, çocuğun bize söyleyemediğini anlatma biçimidir. Özel eğitimde her çocuğun öğrenme hızı, dikkat süresi, iletişim biçimi ve destek ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle tek tip bir yaklaşım yerine çocuğun bireysel özelliklerine göre planlanan eğitim desteğine ihtiyaç vardır. Görsel programlar, görevleri küçük basamaklara ayırma, kısa ve açık yönergeler, model olma, uygun ipuçları sunma ve olumlu davranışları pekiştirme çocuğun öğrenmesini kolaylaştırabilir. “Dikkatini artırmak” gibi genel bir hedef yerine, “Masa başı etkinliğinde yetişkin desteğiyle beş dakika görevini sürdürür” gibi gözlenebilir hedefler belirlemek gelişimi takip etmeyi kolaylaştırır. Amaç yalnızca problem davranışları azaltmak değil; çocuğun yardım istemesi, sırasını beklemesi, görevini tamamlaması ve duygularını uygun biçimde ifade etmesi gibi olumlu becerileri de desteklemektir. Aile, okul, akran ilişkileri, günlük rutin, uyku düzeni ve dijital uyaranlar çocuğun dikkatini ve davranışlarını etkileyebilir. Yoğun ekran kullanımı uyku, akademik işlevsellik ve dikkat süreçleriyle ilişkili olabilir. Bu nedenle ekran kullanımı, uyku düzeni ve günlük rutin çocuğun genel işlevselliğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Evde ve okulda benzer kuralların kullanılması, günlük programın öngörülebilir olması, geçişlerden önce çocuğa bilgi verilmesi ve görevlerin küçük basamaklara ayrılması uyumu kolaylaştırabilir. Aileden alınan bilgiler, çocuğun evdeki davranışlarını ve zorlandığı durumları anlamaya yardımcı olur. Uzman, aile ve okul arasındaki düzenli iletişim ise öğrenilen becerilerin günlük yaşama aktarılmasını destekler. Belki de asıl soru “Bu çocuk DEHB mi?” değil, “Bu çocukta tam olarak ne oluyor?” sorusudur. Belirtiler yalnızca belirli bir ortamda görülüyorsa çevresel ve psikolojik etkenler incelenmelidir. Buna karşılık belirtiler uzun süredir devam ediyor, birden fazla ortamda görülüyor ve çocuğun işlevselliğini etkiliyorsa DEHB açısından kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Bir çocukta DEHB bulunurken aynı zamanda kaygı, ailevi stres, öğrenme güçlüğü veya uyku problemi de olabilir. Bu nedenle tek bir açıklamaya odaklanmak yerine bütün tabloya bakmak gerekir. Özel eğitimin amacı yalnızca davranışı kontrol etmek değildir. Amaç; çocuğun öğrenmesini kolaylaştırmak, bağımsızlığını artırmak, iletişim ve sosyal becerilerini desteklemek, güçlü yönlerini ortaya çıkarmak ve günlük yaşamda daha işlevsel olmasına yardımcı olmaktır. Amaç çocuğa hızlıca bir isim vermek değil, çocuğun hikayesini doğru anlamaktır. Çünkü çocukları tanımlamadan önce, gerçekten görmeye çalışmak gerekir.























