BIR AVUÇ TOHUM – Ebru Oğuzhan Yeter
Sahaflardan, 1966 yılına ait, ortaokullarda okutulan “Tabiat Bilgisi” adli kitap almıştım. Sayfalarını çevirdikçe hem içim burkuldu hem de geçmişteki o köklü eğitime bir kez daha hayran kaldım. Müfredat öylesine dolu, öylesine milli ve öğreticiydi ki…”İnsan Vücudu”, “Canlıların Özellikleri”, “Çiçekli Bitkiler”, “Tarım ve Hayvancılık” ve “Ormanlarımız” gibi başlıklar altında, bugünün yüksek lisans tezlerine taş çıkartacak derinlikte ve durulukta bilgiler yer alıyordu. Kitap, evlatlarımıza sadece biyoloji öğretmiyor; bastığı toprağı “vatan” yapan değerleri aşılıyordu. Hangi bölgemizde hangi milli servetin yetiştiği, ormanlarımızın nasıl korunup çoğaltılacağı tek tek anlatılmıştı. Hatta ormanlarımızın maruz kaldığı tehlikeler daha o yıllarda şu şuurla sıralanmıştı:
Bilgisiz ve insafsızca ağaç kesmek, yangınların çeşitleri, yangınların sebepleri, yangınlara karşı alınacak hayati tedbirler. Yedi bölgemizin bereketini, o dönem çocukların zihnine işlenen o zengin tarım haritasını bugünle kıyaslamak imkansız. Küreselleşme dalgaları ve “AB uyum yasaları” gibi süslü kılıflar altında, bizi biz yapan tarım hafızamız zedelendi. Kendi kendine yeten dünyadaki yedi ülkeden biriyken, ne acıdır ki birçok stratejik tarım ürününde hibrit ve ithal tohumlara, dışa bağımlı bir sisteme mahkûm edildik.Samanından merasına, pamuğundan buğdayına kadar üreticimiz toprağına küstürüldü. Ancak pes etmek, bu toprakların geninde yok. Bu yazıyı ilk kaleme almamın üzerinden tam sekiz yıl geçti. Bugün geldiğimiz noktada görüyorum ki, Anadolu’nun dört bir yanında ve yerelimizde güçlenerek devam eden yerel tohum mücadelesi hâlâ var.
İthal ve kısır tohum dayatmalarına karşı, ninelerimizin sandıklarından çıkan o kutsal ata yadigarı tohumları korumak, takas şenlikleriyle çoğaltıp geleceğe taşımak için direnen yerel üreticilerimiz var.
Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli ekonominin temeli tarımdır” ve “Köylü, milletin efendisidir” düsturlarını yeniden bayraklaştırmak zorundayız.
Betona değil, toprağa ve kendi öz tohumumuza yatırım yapma vaktidir. Bu zenginlikleri, bu vatan sevgisini çocuklarımıza sadece derslerle değil; tarımı, toprağı, tohumu ve o asil “imece” ruhunu okullarda uygulamalı eğitimlerle, elleri toprağa değen öğretmenlerle vermek mecburiyetindeyiz.
Sayıları azalsa da toprağına sahip çıkan, yerli üretim için direnen cefakar yerel üreticimizi, köylümüzü ve çiftçimizi baş tacı etmek zorundayız.
Kendi yerel tohum bankalarımızı, kooperatiflerimizi güçlendirmek, ithal reçeteleri yırtıp atarak, dayatmalara karşı çıkmak ve milli tarım politikalarımızı yerelden başlayarak yeniden hayata geçirmek zorundayız.
Bir yerel tohumunun toprağı delip geçen o muazzam direnciyle, bir milletin ulus olma bilinciyle el ele vereceğiz. Biliyoruz ki ne kadar zengin olursak olalım bir avuç tohuma muhtacız !!
Yolumuz uzun, engellerimiz çok ancak Atatürk’ün aydınlık yolunda, kendi tohumuna, bağımsızlığına ve toprağına aşık bir millet için başarmak imkânsız değildir!
Ebru Oğuzhan Yeter
























