8 Mart: Kutlama Değil, Hatırlama ve Mücadele Günü – EBRU OĞUZHAN YETER
Bize bir vatan bırakan, bir milletin kaderini değiştiren ve özellikle kadınların toplumdaki yerini kökten dönüştüren büyük bir önderin emanetiyle yaşıyoruz. Bu yüzden yaradana, Türk ulusuna Atatürk gibi böylesine büyük bir lider kazandırdığı için şükrediyor; Türk milletine çağdaş bir yaşamın kapısını aralayan, Türk kadınına onurlu bir kimlik ve toplumsal saygınlık kazandıran Yüce Atatürk’e sonsuz minnet duyuyoruz.
Bugün takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde dünyanın birçok yerinde kutlamalar yapılır, çiçekler verilir, hediyeler alınır, hediye beklenir, güzel sözler söylenir. Oysa 8 Mart, özü itibarıyla bir kutlama günü değildir. 8 Mart; emeği görünmeyen, sesi bastırılan, hakkı gasp edilen kadınların tarih boyunca verdikleri mücadelenin anıldığı bir gündür. Bu gün, fabrikalarda, tarlalarda, evlerde, sokaklarda emeğiyle yaşamı var eden kadınların hatırlanması gereken bir gündür.
Ne var ki zamanla bu anlam giderek aşındırılmıştır. Emperyalist düzen, pek çok değerde olduğu gibi 8 Mart’ın da içini boşaltmaya çalışmış; mücadele ve dayanışma günü olan bu tarihi, tüketim kültürünün bir parçasına dönüştürmeye yönelmiştir. Reklamların, indirim kampanyalarının ve sembolik kutlamaların gölgesinde asıl mesele çoğu zaman görünmez hâle gelmektedir.
Oysa gerçekler hâlâ ortadadır. Dünyanın birçok yerinde kadınlar hâlâ şiddete uğramakta, emeklerinin karşılığını alamamakta, eşit haklar için mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Yoksullukla, adaletsizlikle ve ayrımcılıkla en çok yüz yüze kalanların başında yine kadınlar gelmektedir. Bu nedenle 8 Mart, bir günlüğüne hatırlanacak bir “özel gün” değil; vicdanlarımızı sorgulamamız gereken bir toplumsal aynadır.
Bizim tarihimizde ise kadın mücadelesinin çok özel bir yeri vardır. Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan, yokluk içinde bir ülkenin ayağa kalkmasına katkı sağlayan kadınlar; Cumhuriyet’le birlikte eğitimden siyasete kadar pek çok alanda haklarını kazanmaya başlamıştır. Bu kazanımlar tesadüf değil, bilinçli bir devrimin sonucudur.
Bugün bize düşen görev, bu emaneti sadece sözlerle değil; düşünceyle, emekle ve kararlılıkla yaşatmaktır. Kadınların emeğini görünür kılmak, adaletsizliklere karşı ses yükseltmek ve eşit bir toplum için mücadele etmek 8 Mart’ın gerçek anlamını yaşatmaktır.
Bu nedenle 8 Mart benim için bir kutlama günü değildir. Bu gün; emperyalizmin içini boşaltmaya çalıştığı, ama aslında ayrımcılığın, eşitsizliğin ve sömürünün hâlâ sürdüğünü hatırlatan bir gündür. Bir hatırlama, bir sorgulama ve bir dayanışma günüdür.
Bize onurlu bir ünvan kazandıran Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ü minnetle ve saygıyla anıyorum.Yaşamın her alanında emek veren, cesur yüreğini korkusuzca ortaya koyan, haksızlığa, hukuksuzluğa, yokluğa ve yoksulluğa direnen; mücadele eden tüm kadınların anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Çünkü dünya ancak kadınların emeği, cesareti ve direnciyle değişecektir.






















