SEÇİMLERDE ÇOKLU KATILIMCI KESİM OLUNCA… DAVUT FEN
İşimiz, tarım-ticaret ve akçeli işler olmayınca, bize, ileri-geri, her boyutta konuşmak, çene yarıştırmak gibi engin bir etkileşimin sarmalı kalıyor.Aslında, geçim kaygısından görece uzak, bu sığ çekişme, tartışma ortamını çok da sağlıklı bulmam. Ayağı, yeterince yere basmayan bir kesimin, kısır çekişmeleri, yargısına vardığım bile olur.

Kişi, akademik eğitim almış. Alanında iş edinerek çalışmış. Verimli olmuş, olmamış, sonuçta da emekliliğini hak ederek, etkin konumdan çıkmış, ayrılmış. Artık ücretli kesimin bağımsız alanında ya, düşünce, eleştiri açıklamaktan geri durmak gibi bir sıkıntı duymuyor. O, bağımsız olabilme kertesine ulaşmış, -içlerine kendimi de katıyorum- atıp tutmakta mangalda kül bile bırakmıyoruz. Ben kendim, oturulan ortam topluluklarımızda her tür düşünce açıklanmasından gocunmayan biri sayılırım. Ancak açıklanan düşüncelerin her birinin başında, aşağılayıcı ve bezer hakaret içeren söz dizilimlerinin peş peşe yapılarak asıl konuya geçilmesini kabalıktan sayan, tepki de veren biriyim. Bugünlere gelişimizin yol taşlarının döşendiği suçlamasını birilerine yüklenmesinde her birimizin ayrışan düşünceleri vardır. Katılırız, geri dururuz işin orası ayrı konu.Geçmişte, sağ kesiminde, sol kesiminde bayağı bir çok parçalı olduğu dönem vardı. İstanbul Belediye Başkanlığı sol kesimin elindeydi. Ahmet İsvan diye bir Belediye Başkanı’nı bizim yaş kuşağımızın, gazete, haber dergisi okuyan, siyah-beyaz tv izleyenlerimiz iyi bileceklerdir. Sonrasında da Anap’lı Bedrettin Dalan gelmişlerdi. Onu da sol kesimden Nurettin Sözen alt etmişlerdi.Ülke gidişatının seyri değişmişti. 1980 sonrası kapatılmış olan CHP yeniden açılmış idi. Sol kesim, bayağı bir parçalı hale gelmiş; merkez çıkışlı SHP, DSP, CHP aynı seçmen kitlesini desteğini sağlama derdine düşer olmuşlardı.Ogünlerde de çok konuşulmuştu; günümüzde de yeri geldikçe konuşuluyor; aralarında uzlaşıp İstanbul yerel seçimlerinde, şimdinin yürütmenin başı olan kişiye alan açmamış olurlardı, deniliyor. Ne de akılcı bir düşünce, diyeceksiniz değil mi? Söylemek, dile kolay! Niye böyle söylüyorum? Şundan: O ayrı ayrı ayrışarak, parçalı olup çıkmış, bir araya gelemeyen, örgütlenmelerin temelinde, aşılamaz derin düşünce uzlaşmazlıkları vardı da ondan. Baştaki zihniyet uyuşmazlığı; sen-ben kavgası gırla gidiyor. Bu boyutun iler tutar yanı elbette yok. Gruplaşmalar, kümelenmeler önemli oluyor.Başat sorun, varlık sorunu. Birilerinin başlarının yenmesi ille de gerekli olduğu baskın düşünce haline gelmiş. İlle de sonuç alınacak.İşin başında olanlar, yerinde kalabilmek için, uyuşmazlık yaşayanlar, saf dışı olmamanın çabası içine giriyorlar. Dava güdümünde, işin şakaya gelir yanı elbette yoktur. Yerli yerinde kavga verilmezse yonca biçilir gibi yok olunarak silinip gitmeler, oyun dışı kalmalar işin içine gireceği öngörülemez değildir.

O İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlıkları bugünün zihniyetinin eline, solun kendi içindeki uzlaşmazlıkları sonucu geçmiştir; doğru… İyide öteden beri sağın parçalı olmasına şaşılmıyor da solun parçalı olmasına niye şaşılıyor? Her aklı elbette bir değil…Öyle, birleşselerdi, İstanbul’u bir kesim, Ankara’da bir kesim kazansaydı, olmaz mıydı, demek, kolaycı bir düşünce türü olmaktan öteye geçmez.İyi haftalar…























