Hoşgeldiniz  
................................................ ..........................................................

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 26 Ağustos 2022 | Genel, Güncel, Kültür, Manşet A- A+

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta öykü ve romanlarından tanıdığımız “Zafer KÖSE” var.  Beş roman yayınlayan Köse, öykülerini de bir kitapta topladı. Bir de inceleme kitabı var. Ayrıca, Zülfü Livaneli’yle bir söyleşi kitabı hazırladı ve kolektif bir kitapta yer aldı. Çeşitli dergilerde yazılarını ve öykülerini yayınlıyor. Bir yandan da editörlük çalışmalarına devam ediyor.

Merhabalar Zafer Bey, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

İlk 15 yılı kendi kendime olmak üzere, 30 yıldır yazıyorum. Günlük tutarak başlamıştım. Yaşadıklarım, tanık olduklarım ve okuduklarım sırasında oluşan düşüncelerimi yazmak, onların zihnimde tamamlanmasını sağlıyordu.

Halen de öyle. Yeni bir yer görmek, toplumsal bir gelişme üzerinde düşünmek, öfke, acı, sevinç… Öğrenme, anlama, duygulanma gibi deneyimler, ancak bir yazılı metnin konusu olarak işlenince yaşanmış hale geliyor. Bunlar bazen kısa notlar, bazen öyküler, inceleme konuları, bazen de roman biçiminde gelişiyor.

Bazen yazdıklarımdan çok, yazmaya fırsat bulamadıklarımın, yetiştiremediklerimin eksikliği birikiyor.

Farklı türlerde üretiyorsunuz. Roman, deneme, öykü… O sırada aklınızdaki veya yüreğinizdeki konuyu hangi türde yazacağınızı nasıl seçiyorsunuz?

Bu türleri birer pencere gibi de düşünebiliriz. Bir pencereden bakarken, kısa hikâyelerden oluşuyor gözlediğiniz hayat. Dolayısıyla yaşadıklarınız da öyle geliyor size. Diğer pencereden bakınca, her şeyi üzerinde durup düşünülecek, irdelenecek konular olarak görüyorsunuz. Başka bir pencereden ise, hayat roman biçimini alıyor.

O sırada hangi pencereden bakacağınızı nasıl belirliyorsunuz? Bunu tam bilmiyorum. Yaşar Kemal, konu yazarına göre gelir der, galiba hangi pencereden görüneceğini de konu kendisi seçiyor. Sonrası zaten biraz da teknik çalışma gibi bir şey. Öykünün, denemenin, romanın tekniklerine uygun biçimde konuyu geliştiriyorsunuz, metnin ince işçiliğine çalışıyorsunuz.

“Son Ozan Livaneli” kitabınızdan bahsedecek olursak, eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Livaneli sanatını ve dünya görüşünü incelediğim bir kitap bu. Bu vesileyle; roman, müzik, sinema, hayat, siyaset, toplumsal dönüşümler, varoluş gibi birçok konu, birçok kavram üzerinde düşünceler geliştirmeye çalışıyorum. Bu düşünceler tabii Livaneli ile ilişkili. Onun yaşadıklarını ve yapıtlarını kaynak olarak kullanıyorum.

Kitabın adı neden “Son Ozan”?

“Ozan” derken sadece şair-müzisyen gibi bir anlam kastetmiyorum. Karacaoğlan, Pir Sultan, Âşık Veysel… Bunların ozanlığının asıl açıklaması, bence, halk tarafından ortaya çıkartılmış ve kendiliğinden kitleselleşmiş olmaları.

Kitle iletişimi geliştikçe, sanatçılar ancak aracıların, yani plak şirketlerinin, yayıncıların onayıyla halka ulaşabilir hale geldi. Kitle iletişimi ise bir iktidar bileşenine dönüştü. Yani en nitelikli sanatın en yaygın hale gelmesi durumu kayboldu; sisteme uyumlu olanlar yaygınlaşmaya başladı.

Livaneli, yaygınlaşmasında halkın belirleyici olduğu bir ozan olarak ortaya çıktı. Ama öncekilerden farklı olarak, medya çağında varlığını sürdürecekti. Livaneli’nin medya içindeki varlığı, kitle iletişim iktidarlarına karşı bir halk direnişine dönüştü. Bu direniş, iktidarların kişilerde içselleştiği internet çağında da devam ediyor.

Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserlerinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?

Genelde, bir düşünceye dayanan romanları seviyorum, okur olarak. Yani bir tezi olan, meselesi olan romanları… Ve öyle de yazmaya çalışıyorum. Bunu yaparken, en önemlisi, galiba, karakterlerin derinlikli biçimde canlandırılması. Belli bir bölgede, belli bir zamanda hikâyesi anlatılan kahramanın, başka bölgelerde ve sonraki dönemlerde de geçerli insan özelliklerini yansıtması, bununla birlikte, kendine özgü bir kişiliğinin canlanması…

Bu elbette kahramanın davranışları, tercihleri, yaşadıkları aracıyla verilebilir. Bir anlamda, dediğiniz gibi, olay örgüsü içinde gelişebilir konu. Her yazarın yazdıklarına kendi yaşadığı veya tanık olduğu olaylar mutlaka yansıyordur. Dönüşerek, romanın bütünlüğüne uyumlu hale gelerek kullanılabilir gerçek hayattaki örnekler.

Sonuçta, gerçek hayattan bir olayı anlatsak bile, amacımız o olayı anlatmak değildir, bir temayı işlemeye çalışırız. Kullandığımız olayın buna katkı sağlamasıdır bizi asıl ilgilendiren, yoksa gerçekten yaşanmış olması veya olmaması önemli değildir.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Son okuduklarımı, sondan başlayarak sayayım hemen: Köksüzler (Barış İnce), Kaplanın Sırtında (Zülfü Livaneli), Kasabanın Akşam Halleri (Erdal Güney), Kâğıt Kesiği (Hande Çiğdemoğlu…

Aslında yazar takip etmekten çok, konuya bağlı biçimde okumayı seviyorum. Son 25 yıl içinde herhalde 10-11 kez öyle yapmışımdır; kendimce bir ana başlık belirleyip kitap listesi oluşturuyorum. Örneğin ilk başlığım “Kişilik oluşumu, bireysellik, psikoloji” gibi bir şeydi. Bu kapsamda, hatırlıyorum, 53 kitaplık bir liste hazırlamıştım. Bir okuma programı yapmış, her biriyle ilgili notlar alarak, yoğun biçimde okumuştum.

Sonraki yıllarda da ara sıra “yakın tarih”, “inançlar, düşünceler, felsefe”, “insan türünün tarihi, evrim”, “edebiyat akımları, eleştiri kuramları, yazma teknikleri” gibi birer ana başlık belirlemeye, kitap listeleri hazırlamaya ve 8-10 aylık bir program içinde okumaya devam ettim. Öylesi çok verimli oluyor, anlamlı ve keyifli… Ve mutlaka edebiyat kitapları bulunuyor oluşturduğum listelerde.

Aynı konuyla ilgili araştırma, düşünce ve edebiyat kitaplarını peş peşe okumak, heyecan verici oluyor. Örneğin bir listemde, Erich Fromm’un Rüyalar Masallar Mitoslar kitabını, Turan Dursun’un Din Bu kitaplarını, Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır romanını, Kazancakis’in Günaha Son Çağrı’sını peş peşe okumuştum.

Böyle listeler hazırlamadığım zamanlarda, doğrusu, sürekli ve yoğun kitap okumayı pek de anlamlı bulmuyorum. Boş zaman eğlencesi veya hobi falan gibi gelmiyor bana bu iş. Bazen haftalarca bir şey okumadan yaşıyorum.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

İlk sorunuzu yanıtlarken de söylediğim gibi, hayatı anlama ve yaşam deneyimlerini olgunlaştırma uğraşı gibi görüyorum yazı çalışmalarını. Bazen de insanlara, “durun, şu konuya bir de bu açıdan bakın” deme isteği duyarsınız. Bir düşünce geliştirmeye çalışırsınız. Veya hissettiğiniz derin bir duyguyu; bir acıyı, umudu, bir hüznü paylaşmak, daha doğrusu, hazırdaki duygusallıklara kapılmadan yeniden yaratmak, insanlara aktarmak işine girişirsiniz. Ve bunları yaparken, bir yandan da hayata müdahale etme sorumluluğu duyarak çalışırsınız.

Böyle bir amaç olmadan, ne anlatmak istediğiniz, hangi meseleyi ele alacağınız belli olmadan, yani işleyeceğiniz konu netleşmeden, zihninizde bir içerik yeşermeden, kendi başına bir amaç olarak yazmak… Böyle bir şey düşünemiyorum. “Yazmak isteği” bana çok soyut geliyor. Ne yazacaksınız, neden yazacaksınız gibi sorulara yanıtınızın netleşmesi gerekir.

Yaratıcı yazarlık atölyesi, okuma atölyesi gibi çalışmalar yürüttüğüm oldu. Az önce sözünü ettiğim okuma listelerimden birini de bu konuda hazırlamıştım; kapsamlı biçimde incelemeye çalışmıştım bu konuyu.

Ama doğrusunu isterseniz, okuryazar kesimin, bu konuyla gereğinden fazla ilgilendiğini düşünüyorum. Bütün büyük edebiyatçılar, yapıtlarını “nasıl yazılır” konusundan çok, hayat ve insan nitelikleri üzerine düşünerek, bunları gözleyerek, anlamaya çalışarak üretmiştir.

Ama böyle dediğinizde, yazmak isteyen insanlara “yazıyla uğraşmayın” diyorsunuz gibi de anlaşılabilir.

Aslında çok uzun bir konu bu. Okurlarınızdan merak edenlerle, rahat bir ortamda, uygun bir zamanda, bir şekilde, online da olabilir, uzunca konuşabiliriz.

Şimdilik kısaca şunu ekleyeyim: “Yazar” demek, her şeyden önce hayata ve kişilik özelliklerine dair sözü olan, bu yönde gelişmeye uğraşan kişi demek. Böyle meselelerle ilgilenmek, yazma teknikleriyle ilgilenmekten daha önemli.

Söyleyecek sözünüz birikince, eğer bunu edebiyat yoluyla gerçekleştirmek isterseniz, ondan sonra, sözünüzü nasıl aktaracağınızı dert etmeye başlarsınız. Hangi biçimle, hangi üslupla ortaya çıkaracağınız, ancak ortada bir öz bulunduğunda anlamlı hale gelir.

Tabii, yazarın genel dünya görüşünden bağımsız bir edebiyat anlayışı olamayacağını da göz ardı edemeyiz.

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Okuma oranın çok düşük olduğu konuşuluyor sürekli ama gerçeği pek yansıtmıyor bu. Tersine, bir ticari sektör haline gelmiş durumda yayıncılık. Fuarlarda, etkinliklerde, görüyorsunuz, ciddi yoğunluklar yaşanıyor.

Okuma oranında değil de, okuma tarzında, kitaba yaklaşım konusunda daha çok sorun var bence. “Yazarla iletişim”, tuhaf biçimde, yüz yüze görüşmek, imza almak, fotoğraf çektirmek falan gibi düşünülüyor. Hatta galiba, iyice ünlü olmayan yazarların kitap satışlarının önemli bir kısmı, okunmamış kitabın imzalandığı öyle etkinliklerde gerçekleşiyor. E, o şekilde satılan kitaplar ne kadar okunuyor, şüpheli.

Ben bunu okur olarak da yazar olarak da hiçbir zaman anlamlı bulamadım. Yazarla okur, sessiz bir odada, kitabı okurken buluşur. Adı üstünde, yazan bir kişi ile okuyan bir kişinin iletişimi öyle olur.

Bazen, okuma atölyesi veya kitap kulübü gibi oluşumlar, kitabı okuyanlarla buluşmalar düzenliyorlar. Öyle olunca anlamlı tabii. Bir kitabı okumuş olanlarla buluşmak, konuşmak, tartışmak, hayatta en sevdiğim buluşma türü diyebilirim.

Değerli Zafer Bey, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

 

 

93 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2022 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle