YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Filius Kaos Tanrısı” kitabıyla tanıdığımız “Özlem Topaloğlu Özdemir” var.
Merhabalar Özlem Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhabalar bu keyifli röportaj daveti için ben de teşekkür ederim. 1991 yılında Samsun’da doğdum. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldum. 2021 yılında Harvard University Rhetoric, Oxford University Economic Development eğitimlerini tamamladım. Yine 2021’de EMCC Global Mentorluk ve Koçluk sertifikasını almaya hak kazandım. O zamandan beri özellikle üniversite öğrencilerimize Kariyer Mentorluğu ve eğitimler veriyorum. Aynı zamanda şu anda Türkiye’de oldukça popüler bir markada Pazarlama ve İletişim Direktörlüğü yapıyorum. Son olarak da 2023 yılında Fīlius Kaos Tanrısı isimli romanım Türkiye’de, 2024 yılında ise İngilizce versiyonu tüm dünyada yayınlandı.
Fīlius Kaos Tanrısı fikri ilk nasıl doğdu? Bu kitabın yazılmasına sizi iten temel motivasyon neydi?
Kitap yazma fikri çok uzun yıllar aklımdaydı fakat hem donanım olarak hem de fikirsel olarak hazır olmayı epey bir zaman bekledim. Ardından sürekli ne üzerine düşündüğümü ve yazarlık yönümü hangi konu üzerine yoğunlaştırırsam mutlu olacağımı sorguladım. Kötü insanların birleşerek güçlendiğini, iyilerin ise dini inançlar, ırklar, diller, toplumsal roller derken fazlasıyla bölündüğünü ve parçalandığını gördüm. Bu yüzden de dünya gitgide kötü bir yönetim tarzına bürünmeye başladı ve maalesef ki bu durum sadece kendi ülkemiz, sınırlarımız içerisinde düzeltilebilecek şeyler değil. O yüzden zamanla artan ve dünyanın geleceğini, hayatlarımızı etkileyen bu kolektif kötülüğe karşı kolektif bir iyilik bilinci yaratmamız gerektiğini düşündüm. Bu temel çatışmalar neticesinde de tüm dünyayı kapsayıcı böyle bir okült kurgu roman yazmaya karar verdim. Yazma motivasyonum tamamen iyi ve mücadeleci insanlara ulaşabilmek, ayrı yerlerde olsak da kötülüğe karşı kolekitf bir iyilik düşüncesi ve mücadelesi yaratabilmekti.
Kitabı yazarken sizi en çok zorlayan şey neydi? Peki, en keyif aldığınız an?
Kitabı yazarken yarattığım hikayelerin içinde dağılmamak, disiplinli bir çalışma sistemi oturtmak, o yolculuk boyunca inancını koruyabilmek, sabırlı olmayı başarmak, motivasyonun kaybolduğu noktalarda tekrar kendini motive edebilmek açıkçası beni zorlayan süreçlerdi. Ama başlı başınca yazma yolculuğuna çıkmak, yarattığım hikayelere derinlemesine dalmak, kitabı yazma sürecim boyunca ve sonrasında başıma gelen olağanüstü sayılabilecek olaylar, kitap bittikten sonra dahi tekrar tekrar sıkılmadan okuyarak o mücadeleye ortak hissetmem, sonrasında kitabımın yayınlandığını görmem ve üzerine konuşma fırsatı yakalamam, son olarak da yurt dışında hayalini kurduğum yerlerde kitabımın yer alması keyif aldığım noktalar oldu.
Yazım sürecinde kendinize sorduğunuz en büyük soru neydi?
‘Bir kurtarıcı beklemek mi kolay, yoksa kurtarıcı olmaya cesaret etmek mi?’ Kitap boyunca bu sorunun etrafında döndüm. Çünkü bence dünyanın dönüşümü, herkesin iyiliğin bir parçası olmayı istemesi ve bunu eyleme geçirme cesaretiyle başlar.
“Kötüler neden güçlü?” sorusuyla yola çıkıyorsunuz. Peki, sizce bu sorunun özündeki cevap ne kadar bireysel, ne kadar toplumsal?
Bence cevap hem bireysel hem toplumsal bir çöküşün birleşiminde saklı. Kötüler, genellikle iyilerin sessizliğinden, korkularından ya da umutsuzluğundan güç alır. Birey, ‘benim yapabileceğim bir şey yok’ dediğinde, toplum da giderek direncini yitirir. Toplumsal düzeyde ise çıkar ilişkileri, cezasızlık kültürü ve sahte kurtarıcıların yüceltilmesi kötülüğü besler. Kitabımda bu sorunun peşinden gittim çünkü inanıyorum ki, kötülüğün gücünü kırmak için önce içimizdeki korkuyla yüzleşmeli, sonra birlikte hareket etmenin yollarını bulmalıyız.
Kitapta “iyi insanların uyanışı”ndan bahsediyorsunuz. Sizce bu uyanış günümüzde mümkün mü, nasıl?
Elbette mümkün. Uyanış, insanın dış dünyayı değiştirmeden önce kendi içindeki korkuya, kayıtsızlığa ve umutsuzluğa karşı verdiği mücadeleyle başlar. Bugün de iyi insanların uyanması için gerekli olan şey; dünyadaki çarpık sistemleri sorgulamaya cesaret etmeleri, ortak bir vicdanda birleşmeleri ve bu doğrultuda kararlı adımlar atmalarıdır. Uyanışın belirli bir zamanı yoktur; insanlar ancak ortak bir kurtuluş için iyiliklerini eyleme dökerek, vazgeçmeden ve sabırla mücadele ettiklerinde gerçek bir dönüşüm başlayabilir.
Tanrı ve inanç teması kitabın ana omurgasını oluşturuyor. Bu temayı işlerken hangi inanç sistemlerinden beslendiniz?
Kitabı yazarken sadece belli bir inanç sistemine yaslanmak istemedim. Aksine, farklı coğrafyalardan gelen karakterlerle birlikte Yahudilik, Hristiyanlık, İslam, Budizm ve kadim yerel inançları araştırarak hepsinin özünde benzer sorularla yüzleştiğini gördüm: İnsan kimdir, neden acı çeker, kurtuluş nedir ve Tanrı’yla bağ nasıl kurulur? Beni en çok etkileyen şey, bu inançların özünde bir bütünlük, bir arayış ve evrensel bir iyilik çağrısı olduğuydu. Fīlius’ta bu farklı sesleri bir araya getirip inancı dogmalardan değil, insanın içsel dönüşümünden ve doğrudan Tanrı’yla kurduğu ilişkiden anlatmak istedim.
Bugün insanlar neye inanmayı unuttu?
Bugün insanlar, kendi iç seslerine inanmayı unuttu. Dışarıdan gelen dogmalar, dayatmalar, korkular içinde kaybolurken; içlerindeki iyiliğe, sezgiye ve doğrudan Tanrı’yla kurabilecekleri o saf bağa yabancılaştılar. İnanç hâlâ var ama yönü kaymış durumda. Aslında unuttukları şey inancın nesnesi değil, inancın özü: yani saf niyet, sorumluluk alma cesareti ve birlikte iyileşme arzusu.
Okurlar kitabınızı bitirdiğinde zihinlerinde nasıl bir duygu ve düşünceyle baş başa kalsın istersiniz?
Okurlar kitabı bitirdiklerinde, karanlık ne kadar derin ve korkutucu olursa olsun, her insanın içinde bir ışık taşıdığını hissetmelerini isterim. O ışık, inançla, cesaretle ve iyilikle beslenirse dünyayı değiştirebilir. Sadece bir hikâye okuduklarını değil, aslında bir çağrıya tanıklık ettiklerini hissetsinler. “Ben bu dünyada neyi savunuyorum, neyin parçasıyım?” sorusuyla baş başa kalsınlar. Çünkü bu kitap bir cevap değil; bir başlangıç, bir uyanış çağrısı.
Sizce bu kitap, okuyucunun kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesine nasıl bir katkı sağlar?
Kitapta anlattığım kaos yalnızca dünyanın değil, insanın kendi içindeki kaosun da bir yansıması. Her karakter, aslında bir aynaya dönüşüyor. Okur, onların inanç krizlerinde, korkularında, öfkelerinde ve direnişlerinde kendinden parçalar buluyor. Bu hikâye, karanlıktan kaçmanın değil, onu fark etmenin ve dönüştürmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Çünkü bence asıl mücadele, içimizdeki sessiz kötülüğü tanımakla başlıyor. Ve bazen bir hikâye, bunu yapabilmek için en güvenli ama en sarsıcı alanı sunar.
Son olarak, sizi yıllar sonra hatırlayan bir okuyucu Filius Kaos Tanrısı ile ilgili ne hatırlasın istersiniz?
İçimizdeki derin karanlığa rağmen, ışığın da en az onun kadar güçlü olduğunu hatırlasınlar isterim. İyilik, eyleme dönüşmediği sürece dünya için bir anlam taşımaz. Ve en önemlisi, bir kurtarıcı beklemek yerine, hepimizin – küçük ya da büyük fark etmez – bir şeylerin kurtarıcısı olabileceğimizi unutmasınlar. Çünkü gerçek değişim, tam da bu farkındalıkla başlar.
Değerli Özlem Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…






















