Fethiye İl Olursa Neler Yitirir? – Ebru Oğuzhan Yeter
Bir ilçenin “il” olma özelliğini kazanması, ilk bakışta kulağa hoş gelebilir. Ancak bu unvan değişikliği, Fethiye gibi ruhunu toprağından, tarımından, tarihinden ve kıyılarından alan üstün nitelikli bir coğrafya için bir büyüme muştusu değil, aksine sahip olduğu tüm değerleri yitirme tehlikesidir.
Şehrin girişine dikilecek o “İl Merkezine Hoş Geldiniz” tanıtımlığının getirdiği ilk heyecan, yerini kısa sürede derin bir pişmanlığa bırakacaktır.
İl olmak, beraberinde kaçınılmaz olarak daha çok betonlaşmayı ve emeksiz gelir – rant baskısını getirecektir. Karar organlarının yerelleşmesi, sanılanın aksine kentin korunma kalkanını güçlendirmeyecek, aksine imar iştahı kabaran çevrelerin kapısını sonuna kadar aralayacaktır.
Hızla yükselecek kamusal binalar ve denetlenemeyecek biçimde artacak insan sayısı Fethiye’nin o dingin, insanı sarmalayan dokusunu bürokrasinin soğuk koridorlarına kurban edecektir.
Yaz aylarında zaten günümüzde bile zorlanan altyapı ve ulaşım ağı, trafiğe yeni katılacak araçlarla birlikte tamamen kilitlenecektir. Çam kokulu rüzgârların yerini egzoz dumanı ve hava kirliliği alacak, Fethiye’de geceleri uzansak dokunacakmışız gibi yakın görünen o berrak yıldızlar, gökyüzünde birer birer görünmez olacaktır. Fethiye yalnızca turizmiyle değil, iyi tarım uygulamalarıyla, seracılığıyla, yerel ve nitelikli üretimiyle kendi kendine yetebilen, dört mevsim bereket fışkıran topraklara sahiptir.
Bu idari dönüşümün en büyük darbesini ise hiç şüphesiz tarım üreticimiz, kalan köylerimiz ve topraklarımız yiyecektir.
Kentin il yapılması, bu üretimin geleceğini tümüyle baltalayacaktır. Çiftçinin elindeki o can damarı araziler, asırlık zeytinlikler ve mis kokulu narenciye bahçeleri, birer “yatırım parseline” dönüşerek beton taşıyan araçların acımasızlığına bırakılacaktır. Bugün çeşmesinden güvenerek su içtiğimiz bir ilçe, yarın bir avuç temiz su’ya özlem duyacaktır .
Geleceğini sürdürülebilir üretimle inşa etmesi gereken bu havza, zaten turizm baskısıyla hırpalanmışken, bu kez tümüyle üretmekten koparılıp tüketime mahkûm edilecektir. Sahillerimiz ve koruma altındaki koylarımız da bu hızlı, hoyrat dönüşümün ilk kurbanları arasında yer alacaktır.
“Kentsel gelişim” kılıfıyla sermayenin açık hedefi haline gelen kıyılarda, halkın doğayla kurduğu o yüzlerce yıllık bağ tamamen koparılacaktır. Fethiye’yi albenili yapan o eşsiz yeşil ve mavi, yerini tek tipleşmiş, ruhsuz ticari mekânlara bırakacaktır.
Sonuçta il olmak bir kenti büyütmez, yalnızca üzerindeki yükü ve gerilimi artırır. Fethiye’nin gereksinimi olan yeni bir tabela veya unvan değişikliği değildir.
Fethiye’nin asıl gereksinimi toprağını, suyunu, kıyısını, köylüsünü ve ağacını gözü gibi koruyan güçlü bir yerel sahiplenme bilincidir.
Aksini savunmak, bu eşsiz coğrafyayı beton blokların gölgesinde kimliksizleşmeye ve unutulmaya mahkûm etmektir.
Fethiye insanlığın mavi yeşil soluğudur, onu tüketmeyelim!
Not : Bana, bu yazımda Öz Türkçe’miz konusunda yol gösteren, “Bize Öz Türkçe Yaraşır “kitabının yazarı saygın öğretmenim Tarık Konal’a teşekkür ediyorum.




















