YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Karnabahar Krallığı” kitabıyla tanıdığımız “Hacer YILMAZ” var.
Merhabalar Hacer Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhaba Hakan Bey, ben de size bu güzel köşenizde bana yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Kocaeli / Gebze doğumluyum, aslen Gümüşhane Kürtün’lüyüm. İlkokul ve lise eğitimimi burada tamamladım. Erzincan Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra aynı alanda, Çocuk Edebiyatı üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde Çocuk Gelişimi bölümünde ikinci lisans eğitimimi bitirdim. Yaklaşık yedi yıldır öğretmenlik yapıyorum.
Gezmeyi, yeni yerler görmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. Ama en büyük ilgim her zaman yazmak oldu. Şimdi ise çocuklara dokunan bir kitapla bu hayalimi gerçekleştirmiş olmanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum.
“Karnabahar Krallığı” fikri nasıl doğdu? Sizi bu hikâyeyi yazmaya iten neydi?
“Karnabahar Krallığı”nı yazma fikrim, ötekileştirme konusunu çocuklara uygun bir dille anlatma isteğimden doğdu. Hikâyede karnabaharlar, ülkelerine sadece kendileri gibi olanları kabul ediyor; brokoli gibi aslında kendilerine çok benzeyen ama “farklı” olanları dışlıyorlar. Bu temayla, çocuklara erken yaşta zorbalık ve ötekileştirme gibi önemli kavramları tanıtmak, onlarda empati ve kapsayıcılık duygusunu geliştirmek istedim.
Zorbalık ve ayrımcılık, günümüzde çocukların da maruz kalabildiği çok ciddi meseleler. Bu nedenle bu konulara erken yaşta ve uygun yollarla değinilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Kitaplar, bu eğitimi vermenin en etkili araçlarından biri.
Ayrıca bu hikâyeyle ikinci bir amaca daha hizmet etmek istedim: çocukların genellikle mesafeli durduğu sebzeleri, özellikle karnabahar ve brokoliyi, sevdirmek. Bu sebzeleri merkeze alarak çocukların hem ilgisini çekmeyi hem de sağlıklı beslenmeye teşvik etmeyi hedefledim.
Karnabahar ve brokoli gibi sıradan sebzelerin etrafında fantastik bir dünya kurma fikri çok ilginç. Neden brokoli ve karnabahar?
Aslında karnabahar, benim çok sevdiğim bir sebze. Onu sadece lezzetinden dolayı değil, aynı zamanda vermek istediğim mesaja uygun olduğu için tercih ettim. Karnabahar; şekli, rengi ve yapısıyla brokoliye çok benziyor ama çoğu zaman ondan ayrıştırılıyor, hatta tercih edilmiyor. Bu durum bana, toplumdaki “ötekileştirme” konusuyla güçlü bir paralellik kurma imkânı sundu.
Yani bir yandan kişisel bir sevgiyle seçtiğim bir sebzeydi, diğer yandan da hikâyenin ana temasına “dışlama, farklı olana mesafe koyma, ön yargı” birebir hizmet edebilecek simgesel bir karakterdi. Böylece çocuklara hem sevgiyle yaklaşabilecekleri bir karakter tasarladım hem de farkındalık kazandırmak istediğim mesajı doğal bir şekilde verebildim
Bu kitapla çocuklara vermek istediğiniz ana mesaj nedir?
Çocukları o kadar çok seviyorum ki, içlerinden birinin bile incinmesini, kalbinin bir yerinde hasar oluşmasını istemem. Bu kitabı yazarken en büyük amacım, onların yüreğine sevgi, anlayış ve empati tohumları ekebilmekti.
Farklılıkların aslında ne kadar güzel olduğunu, doğadaki tüm varlıkların bu farklılıklarla anlam kazandığını göstermek istedim. Kimseyi dışlamadan, herkesi olduğu gibi kabul ederek yaşamanın ne kadar değerli olduğunu anlatmak istedim. Çocuklar çevrelerindeki insanları renkleriyle, sesleriyle, biçimleriyle olduğu gibi sevmeyi öğrensinler… Çünkü dünya, farklılıklarımızla güzel.
Kitapta yer alan görseller ya da illüstrasyonlar hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Onlarla nasıl bir iş birliği yaptınız?
Resimler konusunda gerçekten çok şanslıydım. Kitabım “Karnabahar Krallığı” için Pembe Fil Yayınları ile çalıştım ve sağ olsunlar, resimleme süreciyle de onlar ilgilendiler. Bu süreçte harika bir çizer olan Esma Ak ile çalışma fırsatım oldu. Onun çizimleriyle hikâyem adeta renklenip canlandı. Karakterler ve mekânlar, Esma Hanım’ın dokunuşlarıyla hayal ettiğimden bile daha güzel bir şekilde hayat buldu.
Kitabım cıvıl cıvıl, çocukların ilgisini çekecek şekilde, kaliteli bir baskıyla çıktı. Bu vesileyle yayınevi yönetmenimiz Utku Çağlar Şahin’e, editörümüz Özden Şahin’e ve değerli çizerimiz Esma Ak’a sizin aracılığınızla bir kez daha içten teşekkürlerimi sunmak isterim. Onların emeğiyle bu kitap tam anlamıyla bir ekip işi oldu.
Çocuk kitabı yazarlığına nasıl başladınız? Yazma serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?
Yazmaya olan ilgim aslında çocukluk yıllarıma dayanıyor. Hâlâ sakladığım günlüklerim var ve onları bu yaşımda yeniden okumak hem çok keyifli hem de duygusal bir deneyim. O zamanlar duygu dünyamı kâğıda dökmek benim için doğal bir ihtiyaç gibiydi. İl ve ilçe düzeyinde düzenlenen kompozisyon ve şiir yarışmalarına sıkça katılır, çoğu zaman da derece alırdım.
Bunlardan birini hiç unutmuyorum: ilkokul 5. sınıftayken Polis Haftası için düzenlenen bir şiir yarışmasına katılmıştım. Şiirim jüri tarafından fazla “olgun” bulunmuş, bu yaşta bir çocuğun yazamayacağı düşünülmüş. Ancak öğretmenimle görüştüklerinde şiirin gerçekten bana ait olduğunu öğrenmişler ve yarışmada birinci olmuştum. Bu olay hem gurur vericiydi hem de yazma konusundaki özgüvenimi pekiştirdi.
Kitap okumayı da çok severdim; beğendiğim hikâyeleri 3-4 kez okuduğum olurdu. Bu ilgi zamanla bir yeteneğe, sonra da bir tutkuya dönüştü. Türkçe öğretmenliği bölümüne başlayana kadar çocuk edebiyatı diye bir alan olduğunu bile bilmiyordum. Bu alanla tanışmam her şeyi değiştirdi.
Üniversite yıllarımda Küçük Prens’i, Prof. Dr. Yasin Mahmut Yakar hocamızın tavsiyesiyle okumuştum. O kitap beni çok etkiledi ve içimden “Benim de bir gün bir eserim olmalı” düşüncesi geçti. “Karnabahar Krallığı”nın temellerini 2015 yılında attım ama kitabın basılması bugüne kısmet oldu.
Çocuklara yazmak yetişkinlere yazmaktan daha mı zor, yoksa daha mı keyifli?
Bana göre çocuklara yazmak, yetişkinlere yazmaktan kesinlikle daha zor. Çünkü bir çocuğa hitap edebilmek, onun dünyasına girebilmek, seviyesine inebilmek gerçekten büyük bir yetenek ve sorumluluk gerektiriyor. Çocuk kitapları üzerinde çalışırken sadece hikâyeyi oluşturmak yetmez; çocuğun yaş aralığı, gelişim düzeyi, kullanılan dil ve verilmek istenen mesajlar gibi pek çok unsuru da dikkatle ele almak gerekir.
Ama zorluğu kadar keyfi de büyük. Belki de en güzel yanı, bir çocuğun yüzünde ufacık bir tebessüm bırakabilmek, onun hayal dünyasına minicik bir renk katabilmek… İşte bu, her şeye değer.
Yazarken çocukların dünyasına nasıl giriyorsunuz? O perspektifi nasıl yakalıyorsunuz?
Çocukların dünyasına girebilmek için önce onlara gerçekten kulak vermek gerekiyor. Onlarla vakit geçirmek, sorularını dinlemek, neye güldüklerini, neye şaşırdıklarını gözlemlemek benim için en büyük ilham kaynağı. Zaten bir öğretmen olarak her gün onlarla iç içeyim ve bu da bana büyük bir avantaj sağlıyor.
Yazarken bir çocuğun gözünden bakmaya çalışıyorum: Bir durumu nasıl algılar? Ne hisseder? Ne bekler? Onların dünyası çok renkli ama bir o kadar da hassas. Bu yüzden her kelimeyi, her cümleyi büyük bir özenle seçiyorum. Masumiyetlerine zarar vermeden, onları hem düşündüren hem güldüren hikâyeler kurmaya çalışıyorum.
Bazen yazarken içimdeki çocukla konuşur gibi oluyorum; çocukken neye üzülürdüm, neye sevinirdim, neler beni hayal kurmaya iterdi… Bu bağ, yazarken bana en çok rehberlik eden şey oluyor.
Yakın gelecekte yayımlanacak başka kitap projeleriniz var mı?
Evet, şu anda yayıma hazırlık aşamasında olan iki yeni kitabım var: Dengeli Orman Okulu ve Kaktüs Süsü.
Dengeli Orman Okulu, çocuklara besin piramidi ve dengeli beslenme konularını eğlenceli bir dille anlatmayı amaçlıyor. Hikâyede maymun karakterimiz Çayki aracılığıyla çocuklar, sağlıklı beslenmenin önemini keşfederken aynı zamanda ormanın renkli dünyasında neşeli bir maceraya çıkıyorlar.
Kaktüs Süsü ise sevgiyle, ön yargıların ve engellerin nasıl aşılabileceğini anlatan duygusal bir hikâye. Dışarıdan dikenli ve mesafeli görünen bir karakterin çevresindeki destek ve sevgiyle nasıl değiştiğini, dünyayla nasıl bağ kurduğunu konu alıyor.
Her iki hikâyede de yine çocukların kalbine dokunmak, onlara bir yandan eğlence sunarken bir yandan da değerli mesajlar iletmek en büyük amacım.
Umarım bu kitaplar da “Karnabahar Krallığı” gibi minik okurların kalbine dokunur.
Kitap yazmak isteyen gençlere ve çocuklara ne tavsiye edersiniz?
Öncelikle şunu söylemek isterim: Yazmak için “hazır olmayı” beklemeyin. İçinizde bir hikâye varsa, onu mutlaka yazıya dökün. Belki ilk başta size kusurlu, eksik ya da garip gelebilir ama her büyük yolculuk küçük bir adımla başlar.
Hayal gücünüze güvenin. Sizi siz yapan duygularınıza, düşüncelerinize sahip çıkın. Başkaları gibi olmaya çalışmayın; kendi sesinizi bulun, kendi yolunuzu çizin. Ve bol bol okuyun! Kitaplar hem kelimelerinizi zenginleştirir hem de size farkında bile olmadan yeni pencereler açar.
En önemlisi de yazmaktan keyif alın. İçten gelen bir cümle, bir çocuğun kalbinde büyük bir ışık yakabilir.
Son olarak, “Karnabahar Krallığı”nı okuyan bir çocuk kitabı kapattığında, aklında ve kalbinde ne kalsın istersiniz?
Bir çocuk kitabı kapattığında, sadece bir hikâyeyi değil; içindeki mesajı, duyguyu, umudu da yanında götürür. Karnabahar Krallığı okuyan bir çocuğun kalbinde şunu hissetmesini isterim: Farklı olmak kötü değil, tam tersine çok güzeldir. Hepimiz, tıpkı doğadaki sebzeler gibi, farklı renklerde ve şekillerdeyiz ama birlikte olunca bir bütün haline geliyoruz.
Dışlanmadan, yargılanmadan, herkesin kabul gördüğü bir dünya mümkün. Umarım bu kitap, çocukların aklında sevginin, anlayışın ve dostluğun gücünü bırakır. Ve belki de bir gün, tabağındaki o brokoliye biraz daha gülümseyerek bakar.
Değerli Hacer Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…






















