YAKINIP DURMAYI DOĞRU BULMAM; ÇÖZÜMÜ İÇİN YETKİLİSİNE ULAŞMAYI ASIL ALIRIM – DAVUT FEN
Memleketimizde, o iki aylık süremizi verimli geçirmeye bakıyoruz. Fethiye’mize dönüşümüz için, günleri, haftaları bir bir geride bırakıyoruz.
Ben, pazar günleri olsun, o çok sayıdaki köylerimizden birinde yapılacak olan etkinliğe katılımcı olmaya bakıyorum.
Zamanında, ta bekâr, genç biri olduğum günlerimde, müdürlüğümüzün kışınki kalorifer ısıtmalı çalışma ortamından -o ara burnumun sürtülmesi amaçlanmış olsa gerek- görece yakın yerde bulunan kırsaldaki açık hava çalışma alanına sürülmüş idim ki, orada, ortalık çamur olup çıktığında, ayakkabınızı, bastığınız yerden hemen de çekip alabilmenizin olucu yanı bile yoktu. Çünkü oradaki toprağın özelliğinden ayakkabınız çamura öyle yapışır kalırdı ki bir zaman çekip çıkaramazdınız.
Birde soğuk havada çalışacağınızdan, yakınınıza ille de bir ateş yakmanız gerekirdi. İşte o günlerimde, andığım meslektaşımla birlikte çalışmışlığımızı hiç unutamam. Onun için kendisini arar, sorarım; uyumlu bir arkadaştır.
Hafta içinde bir araya geldiğimiz gibi hafta sonunda da merkeze yakın köylerimizden birindeki yemekli etkinliğe katılımcı oluyoruz.
Kendi köyümüzde olan etkinliğe de gitmiştik. Bizimkiler, yeni bir boyut da getirmişler; yemekli etkinliğin bir gün öncesi akşamı, söyleşi ve eğlence düzenlemeyi yeğlemişler. Eğlence boyutundan haberim olmuştu olmasına da o gün, gündüz, kalabalık katılımlı, bir hısım akraba grubu olarak, ünlü dere kıyımıza, yiyelim-içelime gitmiş, akşamda bayağı geç dönmüş idik.
Yemekli etkinlik günü ise, orada bulunmuş, geniş katılımlı o toplulukta hısım-akrabalarla ve tanıdıklarla görüşüp konuşma fırsatını yakalamıştım. Artık, nasıl biri olduğum konusunda bilgileri var; kendi aralarındaki anmalarında, yazar, olarak niteleniyormuşum.
Şimdiye değin, toplamda beş köyümüz etkinliğinde yer aldık.
Bizim bu memleketimizin geniş halk kesimlerinde belirgin bir inanç sarmalı tutuculuğu var. Bu hâl, günlük yaşama güçlü bir biçimde de yansımakta.
Hacca, Umreye gitmek artık sıradanlaşmış. Merkez Çarşı Camisi’nin okunan ezanı, en az iki köy uzaktan duyulacak ses şiddetine sahiptir. Cami yakınlarında o sese yakalanmak pek sağlıklı olmasa gerek. Ansızın okunacak o elektronik ezan ses şiddeti, doğum yapacak bir kadınına, çocuğunu bile düşürtebilir. O derece yüksek işte. Anlaşılan, kimse de eleştiremiyor olmalı. Yetmezmiş gibi cami dibinde yer alan o fıskiyeli parkta oturanlarda o ses şiddetine katlanmak zorundalar. Parka bakan bir ses aygıtından da içeride kılınan namaz sure okumaları canlı olarak veriliyor. İşi o boyuta vardırmışlar. Durun, ne yapıyorsunuz, diyen birileri yok ki. Zaten hiç de olmamış. Yüksekte, minareye takılı ses aygıtlarını da bir akılla(!) biraz aşağıya bakacak biçimde eğmişler. O nedenle, ezan okumaları, olabilecek en yüksek ses şiddetine çıkıyor.
Bu yazım öncesi, etkinliğine gittiğimiz köy, merkeze ve bulunduğumuz yere yakındı. İki arkadaşla haberleştik. Yemek sonrası onları oradan yolcu ettim. Kendim de o saat açık tutulan kahve ortamına sokulup vardım. Bizim Belediye Başkanı, Müftü bey, mesleğimizden bir müdür ile çevrelerinde muhtarlar, meclis üyeleri ve bir grup kişiler yer almışlar. İleri gelenleri tanıyorum; onlarda beni tanırlar. Aynı zihniyetten olmadığımız da bilinir. Başkan, oradaki varlığıma hemen sözü getiriverdi. Kendileriyle bugüne kadar bir söyleşimiz, görüşmemiz olmamıştı. Bu kez denk gelmiştik. Orada benden başkasından söz çıkar mı? Yukarıda sıraladığım eleştirel boyutu, hemen yanında bulunan ilçe müftüsüne yöneltiverdim. İnanç zayıflığıma vermeği yeğlediler. Ben, eğilip kulaklarına gerçeği fısıldadım.. Beni sosyal demokrat bilirler. Ben, Marksist-Leninist olmaktan bile söz ettim. O ara, belediye kapısına ve içerilere, Reis’in(!), resminin koyulmasını eleştirdim. Başkan ise, haklılığından, söz ettiler.
Başkana Fethiye’deki Halk Evi çay ederi ile buradakinin kıyaslamasını da yapıverdim. Buradaki Belediye yerindeki çay ederi 5 tl.’den 7,5 tl.’ye yükseltilmişti.
İsteğim var mı, diye soruldu(*). Telefonunu verdiler. Müftü beyler, beni, doğru anladığını, belirtti. Ayrıldık.
Onlar, ileride, ayakta, birlikte resim verdiler; ben müdürümüzle söyleşi için yerimde kaldım.
İyi haftalar…
(*) Hepsi bu değil elbette. O grupta söz konusu olan bendim. Bende incelik gereği ancak dokundurmalarla söz edebildim.





















