SOKAKLARIN NEŞESİ KALMADI
Ne güzeldi o günler..! Taranmış, kurdele ile bağlanmış saçları ile kız çocukları… Sırtında kocaman okul çantası ile tombiş tombiş oğlan çocukları. Cıvıl cıvıl, güle oynaya okula gidip geliyorlardı. Sokağın bir o yanına bir bu yanına koşturarak… Okul önlüğü ve beyaz yakası ile… Ellerinde beslenme çantaları. Her sabah, her akşamüzeri sokaklara hayat veriyorlardı. Sokakların neşesiydi onlar. Baharıydı… Gülüşleri, çığlıkları ile uyanıyorduk çoğu zaman…
Anneler pencerede… Gözler miniklerin üzerinde. Bekliyor yumurcağını. Kucağına alıp bir güzel sarılmak için…
Devam ettiremedik bu güzelliği…
Önce servis aracına bindirdik çocuklarımızı… Motorize ettik. Taşımalı hale getirdik. Sonra köylerimizi öğrencisiz ve öğretmensiz bıraktık…
Okullarımızı boşalttık…
Dünyada eşi menendi olmayan bir uygulamaya geçtik.
Eskiye, geçmişimize dair ne varsa silip süpürüyoruz. Haşereyiz biz haşere. Çekirgeyiz!
*
İş bununla kalmadı tabi…
“Serbest giyim” adı altında okullarımızı panayır yerine çevirdik. Kim öğrenci kim öğretmen seç seçebilirsen…
Sanki asıl amacın her kademedeki öğrenciye türban giydirmek olduğunu bu millet bilmiyor.
Biz safız da, Ankara’ da kiler çok akıllı ya..!
*
Ana Okulundaki çocuğa din iman üzerine ne kadar soyut kavram var ise vereceğiz artık…
Sıra, karma eğitime son vermeye gelecek.
Arkasından medrese düzeni!
Haremlik selamlık!
Gelsin Arapça Alfabe…
Bu işler var ya bu işler, önce çocuk haklarına, sonra insan haklarına aykırıdır!
Ama heyhat! Bizde hak hukuk mu kaldı!
*
Neredesiniz bir zamanların tosuncukları?
Cumhuriyet, “toplum mühendisliği yapıyor” diye her bir yerlerinizi yırtıyordunuz ya!
Sizi gidi liboşlar sizi!
Konuşsanıza!
Yazsanıza!
Toplum mühendisliği nasıl yapılıyormuş gördünüz mü?
Şaşkınlar sizi…
Vatandaşı akılla, bilimle, sanatla buluşturan cumhuriyet bol geldi size, bol!
Kafanız basmadı. Mesele budur!
*
Dinini sade ve samimi bir şekilde, reklam aracı yapmadan, ticari ve siyasi çıkarlarına alet etmeden yaşayan insanlarımıza kim, ne demiş bu memlekette?
Dindarlara can kurban!
Ancak..!
Dinci doymaz kardeşim!
Siyasal İslamcı doymaz!
Kadınlarımızı kara çarşafa sarıp sarmalasak… Okullarımızın hepsini Kuran Kursuna çevirsek… Daha, daha derler…
Laiklikten bi kez koptun mu, bu işin sonu gelmez…
*
Hey halkım! Sen Laik Cumhuriyeti çok ararsın ama…
İKİSİNDEN BİRİNİ…
Zengin, her istediğinin yapılmasına alışmış, çirkince bir kadın, ünlü bir ressama giderek portresini yaptırmak istemiş. Şartlarını da şöyle özetlemiş;
– Hem bana iyice benzesin, hem de güzel olsun.
Ressam kadına iyice baktıktan sonra,
– Hanımefendi, ikisinden birini seçmek zorundasınız, demiş.
*
Ressamdan değilse, biz de bir şeyleri tercih etmek zorunda mı bırakılıyoruz acaba?





















