SAHTE CENNETTEN KAÇIŞ – SULTAN ÜNAL
Geçen hafta Annie’ye devam edeceğimi söylemiştim, ancak onu haftaya bırakıyorum. Bu hafta, sizlerle üzerine konuşmak istediğim muazzam bir isim ve onun son romanı için takdir edersiniz ki kıymetli bir ara vermek istiyorum. Evet, 9 Mart’ta Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında Fethiye’de ağırlayacağımız biricik yazarımız Müge İplikçi ve onun son romanı Sahte Cennetten Kaçış.
Hikaye, önce Leman ve Mahmut’un karşılaşmaları ve kısa öz geçmişleriyle açılıyor. Ardından Cengiz isimli karakterle ikinci karşılaşma yaşanıyor ve “baam” bir patlama gerçekleşiyor. Kurguda gerçekten bir patlama olsa da, ikinci katmanda bunu ikili bir patlama olarak okuyorum. Leman, Mahmut ve Cengiz’in yollarının kesişmesi, kuracakları dini bir tarikatla ülke gündemine uzun vadede büyük hasarlar verecek bir patlama etkisi yaratıyor. Bu iki katmanlı derinlik, hikayenin yoğunluğu yetmiyormuş gibi okuru sarsıyor ve şunu düşündürüyor: Ben bu romana bir distopya olarak başlamıştım, ancak yaşananların gerçekle ve olasılıklarla kurduğu yakın akrabalık, bizi bambaşka bir gerçeklik katmanına taşıyor. Zihnimiz, birden fazla gerçeklik algısıyla parçalanmış bir bilinç haline dönüşüyor ve kendimizi farkında bile olmadan kurgusundaki frekans odasında buluyoruz.
Anne babaların sevgisiz ve kibirli tutumunun, toplumun cinsiyetler arası adaletsizliğinin ve bozulan sosyal dengelerin sorgulandığı bu karanlık distopyanın, aslında her bireyin hayatında küçük ölçekli karşılıkları olduğunu; insanın hayatta kalmak için bunlara uyum sağlayarak evrilmek zorunda kaldığını düşünüyorum.
Bu satırları yazarken kalbimin kabardığını fark ettim. Leman, Mahmut ve Cengiz’in karşısında tek başınaydı. Belki de en büyük talihsizliği, bir kadın dostunun eksikliğiydi. Oysa Selin ve Handan bir aradayken Yaşar, sadece başkalarının sözlerini tekrarlayan bir papağandan ibaretti. Kutsal kitabı ve Mahmut’un söylemlerini yineleyen bir figürdü. Bu öyküde kendine ait bir düşüncesi olduğu için Handan’ın, Selin’in, Melike’nin, Saba’nın hatta Rüçhan’ın bile Yaşar’dan, Mahmut’tan, Cengiz’den, babadan ve anneden daha güçlü yanları vardı. Buna ne derseniz deyin, bana göre hepsinin birer kahramanlığı bulunuyordu.
Bu kahramanlar aynı zamanda; her gün işe giden, çocuklarına bakan, evlerini temizlerken öfkelenen, “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” diyen, “Bugün seni ifşa edeceğim” diye haykıran, otobüste bedenine dokunan ele karşı ses çıkaran ya da düzen bozulmasın diye kendi ruhunun düzenini bozan kadınlardır. Tüm hukuksuzlukların içinde yaşamı yine de neşeyle karşılayan, savaşan, yazan, temizleyen ve kirleten tüm kadınlardır.
Artık şunu kabul etmeliyiz: Manipüle edildiğimiz bir durumun içinden çıktığımızda bir idrak yaşarız. O durumun içinde kaldığımız süre boyunca manipüle edildiğimizin farkına varamayız. Ancak bir gün, o durumun içimizdeki vadesi dolduğunda “Bu kadarı bana yeter” deriz. Düşünsenize, bu kainatta farkında olmadığımız ne kadar çok sahte cennet var. Her bir sahteliği reddettiğimizde, başka bir katmanın sahte cennetinde yeni bir idrak sürecine giriyor olabiliriz.
Bunu düşündükçe, zihnimi daha açık bir idrake kavuşturmak için kendimi ne kadar okumaya versem de bu kahramanlık yolculuğuna tek başıma çıkamayacağımı anlıyorum. Sadece kitaplara değil; Handanlara, Mügelere, Selinlere, Halimelere, Nurlara, Annielere, Nihallere, Özgelere, Ummahanlara, İpeklere, Ezgilere, Arzulara ve Gamzelere de ihtiyacım var…
9 Mart Pazartesi günü, sahte cennetlerinizi çantalarınıza koyun ve Fethiye Kültür Evi Kitap Müzesi’ndeki Müge İplikçi etkinliğinde bizimle olun. Sizleri bekliyorum.





















