Şu sıralar okumakta olduğum kitaplardan elimin altında Stalin II(**) var.
Ben, şatafatlı, abartılı yaşam biçimlerinden uzak durmaya bakan biri olarak alışıldık kitap okurlarından ayrışırım. O yüzden böylesi kitaplar okumaktan kendimi alamam.
Hep ayaklarım yere bassın istediğimden, kendime o tür bir yol çizmeyi yeğledim. Bundan da zarar gördüğümü kimse de söyleyemez. Kamu görevindeyken de bu tutumumu sürdüregelmiştim. Hep gözaltında tutulmuş olsam da çoğu arkadaşlarımın yüzüne gözüne bulaştırdığı işlerden yüzakıyla çıkmasını bilmiş, sicilimin karalanmasına izin vermemiştim.
“1917 Ekim Bolşevik Devrimi” Lenin ve dava arkadaşlarınca gerçekleştirilince süreç hiç de kolay yürümez. Devrim yönetimi ülkenin dört bir yanında karşıt kesimlerin başlattığı ve dış destek de aldıkları iç savaşta ayakta kalma uğraşı verir. Devrim daha yerli yerine iyice oturmadan da devrimin önderi olan Lenin hastalanır. 1924 yılı başında da iyileşemeyerek yaşamını yitirir. Gidişatın iplerini elinde tutan Stalin’in o tarihten sonra hepten önü açılır. Tek çekindiği kişi ise iç savaşta Kızıl Ordu’yu kurarak başına geçen ve devrimin yaşamasında başat etken olan Troçki‘dir. Troçki, Lenin‘in sağlığında onunla aynı düşünce ve eğlem doğrultusunda olmuş, önemli eşikler aşılırken birlikte hareket etmiş dava arkadaşıdır. Lenin‘in ölümü sonrası ise Komünist Parti‘nin yönetiminde etken olan, içinde yer aldığı beş kişilik Politbüro’da kendisine destek çıkacak kişilerden yoksun kalır. Zinoviev ve Kamenev adlı önde gelen dava arkadaşları onu sevmezler; desteklerini Stalin‘den yana kullanırlar. Oysa o, halk nezdinde en saygın dava adamlarının önde gelenidir.
Troçki, partinin kendisine vereceği görevlerden kaçınamayacağını belirtir. Her verilen görevi en iyi biçimde yerine getirir. Öylede olsa yerli yerindeki donanımı, yetkin oluşu nedeniyle ülke basınında düşüncelerini, öngörülerini belirtmeden duramaz. Zinoviev ve Kamenev onun şiddetle cezalandırılarak baş isterler. Stalin ise onlar katılmaz. O, 1789 da kendiliğinden gelişip ortaya çıakan Fransız Devrimi’nde, Giyotin denilen kafa kesme aygıtının nasıl işlevsel kılındığını(!) ve devrimin dava arkadaşlarının nasıl birbirlerini yok ettiklerinden ders çıkartmıştır. Bir kere o yola girildiğinde arkasının getirilemediğinin ayırdına varmıştır. Öylesi bir süreçte, darağaçlarının kurulmadığı, kurşuna dizmelerin yaşanmadığı günlere özlem duyulacağını kavradığını belirten konuşmalar da yapmıştır.
İşler de süt liman gitmez; sonuçta da olanlar olur; Troçki, önce Politbüro‘dan, sora da partiden atılır. Kendisiyle birlikte karşıt tutumdaki dava arkadaşları yurdun uzak köşelerine sürgüne gönderilirler. Troçki, Kazakistan‘daki Alma Ata’ya sürülmüştür. Yanında zengin bir kitap bolluğu ile kendisinin oluşturup özenle koruduğu belgeleri vardır.
Arkadaşları ile iletişim kurmayı ve yazışmayı sürdüren Troçki çalışmayı hiç bırakmaz. Yönetim ise sürgüne gönderilen devrimci dava adamlarına tutumlarından vazgeçmeleri halinde bağışlanacaklarını bildirir. O süreçte, sürgün yaşamını pek sıkıntılı bulan devrimci önderlerden tutum değiştirip başkente dönenler de olur. Troçki, tutumunu değiştirmez.
Politbüro’da da değişimler yaşanır. Gözden düşenlerin yerine yenileri orada yerlerini alırlar. Sayı olarak da beşten yediye çıkılmıştır.
Troçki de ülkeden çıkartılıp kovulur; ülkemizde İstanbul-Büyükada’da sürgünlüğü sağlanır. Troçki o süreçte yazınsal alandaki çalışmalarını sürdürür. Arkadaşları ile hep iletişimde kalmayı sürdürür. Troçki‘ye ülkesinden bilgi akışı da hiç kesilmez. Troçki, çeviri, kitap çalışmalarının yanı sıra bir de “Muhalif Bülten” adında, yazmanları ile birlikte hazırlayıp bastırtarak dağıtımını yaptırdığı yayın işine girişir. Onu iletişimde olduğu dava arkadaşlarına ulaştırır; ilgili yurttaşlarının okumasını sağlar. O bülten ülkesine de sokulur. O yayın, işçilere, emekçilere ulaştırılamasa bile etkin çevrelerce edinilip ilgiyle okunur. Stalin de başlıca okurlar arasındadır.
Stalin, ülkesinde etkili olabilecek karşıt kesimden kimse de bırakmamıştır.
Yurt dışına çıkmış olan Gizli Güvenlik Şeflerinden biri olan Blumkin adlı kişi gizlice Troçki‘yi görmeye Büyükada’ya gelir. Bu hareketi öğrenildiğinde ise sonu acı olur; hareketinin bedelini, kurşuna dizilerek canıyla öder. Bu yönetim kıyımıdır.
Ülkede hoşnutsuz bir kesimde giderek oluşmaya başlamış, etkileri hissedilir boyuta ulaşmıştır. Stalin, eski başkente orada çok etkili olan Zinoviev‘in yerine Kirov adında, genç, gözüpek ve sert bir adamını parti başına getirmiştir.
1932-33 yıllarında işler hiç yolunda gitmez. Yönetim çok kaygılıdır. O aralar Stalin ve genç eşi Alliluyeva, Halk Savunma Komiseri Voroşilov ailesine konuk olurlar. Ülke gündemi konuşulurken genç kadın da konuya girip kaygılarını dile getirerek, gidişatı eleştirici bir konuşma yapar. Stalin, çok bozulur ve karısını sert biçimde haşlar. Genç kadın orayı hemen terk eder. Sonrasında da canına kıyar(***).
Bir-iki aylık suskun sessiz evreye girilir.
İşte o aşamada, Stalin, Politbüro’da ilk konuşmasını yaparak, dava arkadaşlarına, “Başarısızsam çekileyim” der. Politbüro’da karşıt düşüncede kimse bırakılmadığından kimseden ses çıkmaz. Bir ara, Molotov “halk size inanıyor” diyerek sessizliği bozar. Çekilme konusu da bir daha gündeme gelmeyerek kapanır.
Ülkede yeni bir oluşuma izin verilmediği gibi eski dava adamları da giderek etkisizleştirilirler. O süreçte hoşnutsuz kesimin önde gelenlerinden biri olan genç komünist Nikolayev, Eski Başkent St. Petersburg Parti Başkanı Kirov‘u 1934’te öldürür. Ortam da, hiç olmadığı kadar gerilir. Yakalanan Nikolayev‘i Stalin kendisi sorgular, hareketin içinde kimlerin yer aldığını öğrenmeye çalışır. Kendi korumalarından kırkı sorguya alınır. İkisi darağacına gönderilir. Karşıt kesimden olduğu belirlenen sayıları on binleri bulan kentli kişi ve aileleri, kuzey Sibirya‘ya sürülürler.
Ben, bütün bunları hem neler okuduğumu belirtmek, hem de metin içinde yer verdiğim “Muhalefet Bülteni“ne sözü getirmek için anlatıyorum.
Siz, yerelde de olsa, ciddî ciddî yazılar döşediğinizde okunacaktır. Ben de bunun bilincindeyim.
Hafta içinde gazetemize uğradığımda Fethiye gündeminden uzak kalmak istemeyen kişilerden biri olan Kemal Karadenizli beyle karşılaşıverdik. Onun bana dönerek “yayladan in” diyerek, Erkan İlik kardeşimle birlikte azıcık söyleşiverdiğimizde, benim, kırsalla ilişkilendirdiğim yazılarımı okuduğuna sözü getirince, ben de, beklentilerin de ötesinde; böylesi; kişiyi pür dikkat kesilecek hale sokacak, tüylerini diken diken edecek, bir yazı döşüyorum ki, yayladan indiğim, açık seçik anlaşılsın istedim.
İyi haftalar…
_________________
(*) MUHALİF BÜLTEN: Rus Devrimci Troçki‘nin, ülkemizde İstanbul-Büyükada‘da sürgünlüğünde yandaşlarını bilgilendirmek amaçlı kendisinin yazmanlarına hazırlattırıp bastırtarak dağıtımını yaptırtmaya başladığı süreli yayındır.
(**) Stalin II/Bir devrimcini hayatı/Isaac Deutscher/399 Sayfa/1969 Basımı/Ağaoğlu Yayınevi/İstanbul
(***) Anılan olaylar aynı kitabın, 83-96 sayfalarında yer almaktadır.






















