Sahaflardaki Sahipsiz Kitaplar – Ebru Oğuzhan Yeter
Eski kitapların o kendine has, yaşanmışlık hissettiren kokusunu çok seviyorum. Bazen sararmış bir sayfanın kıvrımından düşen kuru bir yaprak selamlar sizi, bazen rengi solmuş bir çiçek, bir kuru papatya… Kimi zaman eski bir otobüs bileti, kısa bir not, bir pul, küçük bir karalama ya da yıllardır orada, ait olduğu satırların arasında unutulmuş sararmış bir mektup çıkar karşınıza. Her defasında, o sayfalara dokunan ilk parmakların sahibini, onun ruh halini düşünürken bulurum kendimi. Bu kitap hangi mekânda, hangi zaman diliminde okundu? Hangi ayrılığın ya da hangi kederin ardından bir eskici tezgahına düştü? Ne zaman bir sahafın tozlu raflarında yeni sahibini beklemeye başladı? Aslında bir kitabın içeriği ve yazarı kadar, onu daha önce okuyanlar da çok şey anlatır bize. Sayfaların arasından düşen bir kuru gül yaprağı, belki de yarım kalmış bir buluşmanın son anısıydı. Bir tren bileti, bir kavuşmanın heyecanını taşıyordu belleklerde ya da upuzun bir ayrılığın hüznünü… Ama ne olursa olsun, mutlaka bir yolculuğun sessiz ve sadık tanığıydı. Kitabın ilk sayfasını açtığınızda karşılaştığınız o birkaç duygulu cümle ise bambaşka bir kapı aralar. Bir sevgiliye, kadim bir dosta hediye edilirken el yazısı ile düşülmüş bir not, keskin bir imza, zamana atılmış bir tarih ya da bir ismin sadece baş harfleri… Bazen de bir şiirin, kenara iliştirilmiş yarım kalmış bir iki dizesi… En çok da altı çizilmiş cümlelerde takılıp kalır gözlerim. Bakarım ve şaşırırım. Ne çok beni, ne çok bugünkü hislerimi anlatmaktadır o satırlar. O çizgiyi çeken, bana gelene kadar kitabın ilk okuyanı mıydı, yoksa benden bir önceki yolcu mu, bilemem. Ama o cümleyi belki iki kez, belki üç kez durup yeniden okuduğunu; ruhunda bir yerlere dokunduğu için cebinden kalemini çıkarıp özenle altını çizdiğini hayal ederim. Hatta gözyaşları içinde olduğunu bile hissedebiliyorum. İşte bu yüzden sahaf raflarını, eski kitapları seviyorum. Ve şimdi Fethiye Kitap Müzesi’nin o büyüleyici atmosferinde sadece kitapların değil; hiç tanımadığımız ruhların, yaşanmışlıkların ve zamanın koynunda sahipsiz kalmış tüm o zarif hikayelerin kokusunu alıyorum.





















