Saat 8.15 di, bir kadın
Adı ince özlem türkülerinden gelme
Şeftali soyuyordu baygın kokusunda
Bir tanrısal örtüdür diye baktı göğe
Uçakları gördü.
Saat 8.15 di , şeftali ağacıydı ev.
….
Akıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden bu yana mektuplaşmayı unuttuğumuz gibi fotoğraf çekmeyi de unuttuk. Yanlış söyledim, fotoğraf çekmeyi unutmadık abarttık . Her an her yerde fotoğraf çekiyoruz, nasılsa filme para vermiyoruz diye yığınla anı resmi biriktiriyoruz. Ama sonra hevesle çektiğimiz o fotoğrafları telefon hafızası doldu diye bir çırpıda siliyoruz. Fotoğrafların manuel çekildiği,sonra kağıtlara bastırıldığı zamanlarda bu hovardalığı (!) yapmıyorduk elbette. O fotoğraflara gözümüz gibi bakıyor, zaman zaman ailecek anılara gömülüyorduk. Teknoloji çok güzel, hayatı kolaylaştırıyor lakin yaşananların kıymetini azaltıyor. Özene bezene alıp üstüne ismini yazdığımız, evin en güzel köşesine dizdiğimiz kitapların yerini tabletten okuduğumuz sayfalar tutamıyor. Oysa kitap hayatımızda hep olmalı, etiyle kemiğiyle, sararmış sayfalarıyla , evimizin baş köşesinde yeri olmalı. Sonra üzüldüğümüzde , sıkıldığımızda, elimizden tutup bizi başka zamanlara, bambaşka dünyalara götürmeli.. Yani kitap kitap gibi olmalı..
Her kitap her zaman aynı şevkle okunur mu? Sonunu bildiğiniz bir filmi tekrar tekrar seyredebilir misiniz? Filmleri seyredemezsiniz belki ama zamansız kitapları yaşınızın farklı dönemlerinde okur farklı tatlar alabilirsiniz. Kimileri bu kitaplara “klasik” diyor ben “zamansız” diyorum. Çünkü onlar zamana meydan okuyor. Hepinizin hayatında böyle kitaplar vardır mutlaka. Ben de zamansız kitaplarımı yeni çıkanların arasına serpiştirerek sizlerle paylaşıyorum bazen. Bu haftaki yazımda da onlardan birini anlatacağım size; Hiroşima’nın Çiçekleri. Edita Morris’in bu eserini düşündüğümde önce aklıma çıtı pıtı bir japon kızı geliyor.
Sonra kitabın tadını hatırlıyorum, kocaman bir dinginlik…
“..Ufacık bir yalan, gerçeğin keskin bıçağından iyidir. Cıvıldayıp duran kuşuma artık sevişemeyeceğini söylemek , Saka kızımın yaşlı yüreğini oymak gibi bir şey olur. Ama bambu korusundaki buluşma yerinden nasıl getirmeli onu ?.. ”
Doksan ,yüz sayfalık bu ince roman Yuka San’ın bu sözleriyle başlıyor. Ve devamında hep Yuko San’ın anlatımlarıyla devam ediyor. Hep mırıl mırıl bir konuşma tarzı var. Adeta kitabın sayfalarından çıkıp yanınıza oturmuş, daha doğrusu bir yer minderine… Önünde de minik bir masa, elleriyle size çay ikram ediyor.. Kocası ölmüş bir kadın Yuka-San. Çok sevdiği bir kızkardeşi var,Ohatsu .. Evli ve hamile. Eniştesi Hiroo ,ressam. Yuka ne kadar dingin ve yumuşak bir kişilikse eniştesi gelenekler konusunda son derece katı. Karısını çok seviyor ama çocuk sahibi olmak en büyük düşü. Sonra satıraralarında Sam’le tanışıyoruz, Yuka’nın kiracısı, ressam ve aşık olduğu adam. Satıraralarında anlatılan bir şey daha var, Hiroşima’ya atılan atom bombasının etkileri…
” Kırk beş saniyede oldu her şey
8.15’de Hiroşima vardı
Hiroşima yaşıyordu
Saniyelerin çiçek soluğunda
Saat 8.16 olduğunda
Yoktu Hiroşima ..”
İsveç doğumlu, Amerikalı yazar Edita Morris’in Türkiye’de yayınlanan ilk kitabı ” Vietnam’ a Sevgiler”. Bu kitabı Ülkü Tamer çevirmiş ve belirttiğine göre yazar hiç bir telif hakkı istememiş. Hiroşima’nın Çiçekleri’ni okurken Amerikalı değil Japon bir yazarı okuyormuş hissine kapıldım. Japonların geleneklerini içselleştirmiş, onların hassasiyetlerini iyi anlamış bir yazarla karşılaştım. Kitapta atom bombasının insanlara verdiği zarar anlatılacak diye düşünürken karşıma bir aşk hikayesi çıktı. Yuka ve Sam bu hikayenin kahramanlarıyken, Ohatsu ve Hiroo’ya trajedi kısmı düşmüş. Yuka Sam’e ,başkalarının aptallık diye niteleyebileceği bir şekilde ülkesinin acılarını değil güzelliklerini anlatıyor. Fakat Yuka’nın tatlı dili atom bombasının insanların ruhlarında, bedenlerinde açtığı yaraları gizlemeye yetecek mi ?
İyi kitaplar bize sadece güzellikleri değil, unutulmaması gerekenleri hatırlattıkları için iyi kitap oluyor sanırım. Hiroşima hatırlanması değil unutulmaması gereken bir acı ve Edita Morris bunu büyük bir incelikle gözler önüne serip bizi yüreğimizden yakalayan bir yazar. Bizden de aynı duyguları içtenlikle anlatan Ceyhun Atuf Kansu’nun Hiroşima 8.15 şiirinde bir kaç mısra ile size veda edelim;
” Bir on saniye: koparıp koklayabilir insan
Bir üveyik otunu ağustos kırlarından.
Bir on saniye: geçitten geçmesidir
Balgat halkını taşıyan otobüsün.
Bir on saniye: pencereden bakmasıdır bir işçinin
Ağustos sabahına düşen eski yapraklara.
Ve bir on saniye: pul verici kızın postanede
İlkbahar değişimi gözlerine bakmaya bile yetmez.
Kalır bir beş saniye: selam vermek için çok az
Ve ölmek için yeter!..”
Beyaz Gürültü- Don DeLillo-
Siren Yayınları- Roman
28 TL- 416 Sayfa
1917’ye Girerken- Aleksandr Şliyapnikov
Yazılama Yayınevi- Tarih
24 TL – 277 Sayfa
Abartılmış Annelik Bastırılmış Kadınlık- Orna Donath
Destek Yayınları- kişisel Gelişim
20 TL- 264 Sayfa
24 TL – 277 Sayfa
Adaletsiz Adalet- Lütfi Kaleli
Berfin Yayınları- Tarih/Araştırma
17 TL -214 Sayfa
Candide – Voltaire
İthaki Yayınları- Dünya Klasikleri
15 TL – 200 Sayfa
Kara Melek- Antonio Tabucchi
Can Yayınları Öykü
14,5 TL – 136 Sayfa
Lao Tzu:Tao Te Ching- Ursula K.Le Guin
Metis Yayınları- Şiir
18 TL- 152 Sayfa
‘Ötekinin Bilimine Giriş’-Serhat Ulağlı
Motto Yayınları- İnceleme
15-TL – 240 Sayfa
Sakallı Celal- Orhan Karaveli
Kırmızı Kedi Yayınevi- Günlük/Anı
20 TL – 246 Sayfa
Zaytung Almanak 2016-2017
April Yayıncılık- Gülmece
27 TL – 164 Sayfa



































Çok güzel bir yazı. Bir belgeselde şiire rastlayınca yazıyı buldum. Teşekkür ederim.