TOPUKLAYARAK UÇUP GİDENİN, BİR KEZ DAHA ÖNEMLE ANIMSATTIKLARI
Bizim o çoklu kişili söyleşi ortamlarımızda, artık sönülmenmiş bir dava güdüsü gözüyle bakılarak üzerinde durulmaya bile değmez, denilen bir boyutundan söz edilir.
Sözü buraya getiren kişi, sıradan birisi olsa hiç kale almasa da olur. Oysa söz konusu ettiğim alanda, kendilerini yetkin gören, yaşıtım olan birileri olunca, biraz üzerinde durmayı gerekli buluyorum. Öyle de olsa, kişi, o sözünü pekiştirmeye bakıyor.
Benim değinmeye çalıştığım boyut şu; dün, temel çelişki ne ise, günümüzde de yine aynı boyut, zaman, mekân ortamı değişse de önemini yitirmiyor, güncel kalmaktan düşüvermiyor. Meseleyi ele alışımdaki başat boyut bu, demeğe getiriyorum. Karşıt kişi de pek şaşılmayacağı üzere, kendi savlarında üstelemeyi yeğliyor.
Birkaç dönem önce benim yer aldığım bir Belediye Meclis Aday Liste’miz vardı.
Bildiğiniz gibi ilçe belediyemiz bayağı bir uzunca süre bizim zihniyet doğrultumuz dışında yönetildi. Bana da yer verilen o liste öncesi dönemde. Bizden yalnızca iki üyemiz vardı. O dönem yapılan seçimde ise, bayağı bir oy artışı sağlanmıştı. Meclis Üyeliği’ne de bu kez, iki değil altı arkadaşımız seçilmişlerdi.
Bendeniz, memleket davası güdücülüğünde ilkeli olmayı önemserim. Durduğumuz yeri de savunduğum o ilke temelinde belirlerim. O yer de adil olma adına haktan, hukuktan yanadır. Çalışanın, emekçinin davasını güderim. Varlıklının baskın egemen tutumu karşısında, o kesime arka çıkılmayı gerekli bulurum. Benim iç sesim öyle der.
İnsanlık tarihi boyunca da bu temel çelişki o noktada başlar, kesintisiz olarak da bu dalgalı sarmal boyut sürer gider.
O temel çelişki boyutunda, doğal olmayan bir yan da vardır: Davanın asıl sahipleri varken, aykırı bir tutum, daha yol yarılanmadan bile apaçık ortaya çıkıverir. Örnek mi istiyorsunuz, hemen vereyim. Bizim o meclis listemizden seçilen altı üyemizden biri diğerlerinden hemen de ayrışıyordu. Kendileri iş insanı idi. Zaman zaman başkan vekilliği görevine de getiriliyordu. O haliyle, anlaşmazlık yaşar konumu da ortaya çıktı. Sonuçta “Çadırı(!)” ilk terk eden kişi de oldular.
İşte o zaman, ben de bu köşede, o boyutu anlaşılır biçimde dile getirmeyi kendime görev saydım. İş insanlarını önceleyen devasa bir örgüt ve dava güdüsü varken, siz de çıkıp aynı yönde aday belirlemeniz hiç akılcı olamaz, dedim durdum.
Kirayı onlar veriyor, giderleri onlar karşılıyor, diye örgütün istencini onlara teslim ederseniz, işte böylesi temel bir yanlışa da düşersiniz.
Cumhuriyetçi, Atatürkçü olmak, kişilerin derdine deva olmuyor. Temel geçim konusu, ortada, özgül ağırlığı ile başat yeri alırken, saf tutulacak yer(!) kaçınılmaz olarak bellidir. Kimse, sizin karakaşınıza, karagözünüze bakmaz; ille de durduğunuz yere bakar.
Geleyim topuklayarak uçup gidene(!). Ne diye sözü eğip bükelim, durduk yerde kıvırtalım; bozulduk mu bozulduk.
Varlıklı bir aileden geldiğini ilk öğrendiğimde, asıl o zaman bozulmuştum. Benim ilkesel yaklaşımıma tersti. O yanıyla beni de şaşırtmadım. Damdan düşen biri, ancak bizi doğru anlar, bizimle hareket eder, yol arkadaşı olur, yol alırdı.
Gerisi ne yazık ki boş işte!
Herkese iyi haftalar…






















