Sabah, kahvaltı yaptığımız sıra aklıma geldi, bir hoşluk olsun diye, birlikte tanık olup yaşadığımız olayı eşime anımsattım; o da hemen anımsayıp ayırt edilir bir şaşkınlık tepkisi verdi. Sonrasında da birlikte kafa sallayıp gülümsemeden edemedik. Olaya ilişkin bu kadar bir açılım yaptıktan sonra gerisini de getireyim!
Biliyorsunuz, eşim 31 Mart Yerel Genel Seçimlerinde mahallemiz muhtarlığına diğer dört kişiyle birlikte aday olmuştu. İşte o süreç öncesi, sevgili eşim Emine hanım, davamız doğrultusunda kadın arkadaşları ile birlikte araçla hareket edilen alan çalışmalarına katılıyordu. O alan çalışmaları sırasında, bir kıyı-köşede, gecekondu tipi, sıvasız, taş duvarlı, alçak, tek katlı bir yapı içinde bir başına yaşayan, bayağı bir düşkünce gördüğü, yaşlı kadın, aklında takılı kalmış. Ona nasıl nasıl bir yardım ulaştırmayı aklına koymuş.
O düşkünce yaşlı kadın için Mavi Kuş Derneği’nden öte-beri dediğimiz türden ev eşyaları sağlamış, gidip aracımızla alıp gelmiştik. Araya başka işler, etkinlikler girdi. Hemen de yardım ulaştırma işine el atamadık. Öteberiler ise her an yola çıkıp götürmek için aracımızda hazır duruyordu.
Derken seçim sürecinde gelişmeler bir birini kovaladı. O düşkünce kadına ulaştırmak istediğimiz öteberiler(!) aracımızda bir indirildi, bir yüklenildi duruldu. Daha da fırsat olmaz ve de yakışık almaz düşüncesiyle, bir akşam üzeri, yedi-sekiz km. uzaklıkta oturan, yardım gereksinimi içindeki kadın için yola çıktık. O düşkünce kadının evini bulduk. Eşim, daha önce kendisiyle tanışmış, konuşmuş olduğundan hemen de kaldıkları yerden konuya yeniden giriverdiler. İl, ilçe belediye başkan adaylarımız yeni belirlenmişlerdi. Ben, iki kadın arasına girmeyip ortalıkta dolanıyordum. Eşim, kadını mutlu kılmak için elinden gelen çabayı gösteriyor, birlikte söyleşiyorlardı. Bir yandan da davamız için destek sözü almayı öne çıkarıyordu. Kadının o arada yaptığı konuşmalarından, büyü, ilenç, dilek tutma benzeri inanca da özel olarak sahip olduğu ilgimizden kaçmıyordu.
O düşkünce kadına götürdüğümüz yardımlar ve kendilerine bıraktığımız davamıza ilişkin, basılı tanıtım kâğıtlarımız sonrası ayrılıp gideceğimizi belirttik. İşte o sıra kadın, büyü-tutup bağlama(!) konusunu üsteleyerek dile getirmeye yöneldi. Bizden ilk olarak kazanmasını dilediğimiz kişilerin adlarını bir kâğıda yazı vermemizi istediğini sandık. Gün yasılıp gitmiş, olan akşamdı. O saatten sonra, kadına, boş inanç konusunda bir söylev çekemezdik. Tepki vermeyi de uygun bulmadık. O ise, yarışacağımız karşıt kişilerin adını istemekteydi. Elimizdeki tanıtım kâğıtlarının boş açıklıklarına yazıverdik. Onların elini kolunu bağlatacakmış(!). Siz, duyun da inanmayın(!). Ben, görüp yaşadıklarımı dile getiriyorum. Batıl inançlar, hemen öyle bir-iki dakikada kişilerin kafasından silinip atılabiliyor mu ki de, biz, orada, onunla, ileri geri konuşalım; o tür hareketleri onaylamadığımızı belirtmeye çalşalım. Bize o alacakaranlıkta ayrlıp gitmek düştü. Az ötemizde, oralara niçin gelmiş olabileceğimizin merakı içinde olan kişiler de gördük.
O, eşimin, yardım yapılması gerektiğini düşünüp ilgilendiği yaşlı kadının, o günden sonra ne yapıp ettiğinden hiç haberimiz olmadı. Bir daha da zaten görüşmedik.
Gelin görün ki, o kendince büyüye, muska(!) yazma türü inanca sahip kadını, bizim beklediğimiz yönde sonuç alınca, hiç inanmasak da, onun cinlerini devereye sokmuş olabileceği gibi bir varsayımı hesaba katmak gerekir mi acaba diye bir düşünce sarmalıyla baş başa kalınıyor. O yüzden de o yaşlı, düşkünce kadını akşamın alacakaranlığındaki işgüzar yaklaşımını gözümüzün önüne getirip anımsamadan edemedik. Hatta kendi kendimize durduk yerde hayıflandık; bir tuhaf da olduk desek yeridir. Salt o yüzden, belki bir ara yanına gider, kendisiyle yeniden görüşür, konuşuruz…
Yaaaa!… İşte böyle!
İyi haftalar….
____________
Not: 1- Alim Karaca Başkanımızı ve Meclis Üyelerimizi seçilmiş olmaları nedeniyle kutluyor, başarılar diliyoruz.
2- Yapılan Devir-Teslim Töreni’nde “davul çalınması olayını” yerinde bulmayıp hoş(!) kaçmadığını da belirtmek isteriz.






















