CUMHURİYET VE KARŞI DEVRİM
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milletçe kazanılan büyük zaferler ve yapılan büyük özveriler sonunda, ulusal bir devrimle kuruldu. Ulus devletimizin temelini, varlık ve yaşama nedenini Atatürk ilke ve devrimleri, yani Kemalizm oluşturuyor. Cumhuriyet aydınımız Ahmet Taner Kışlalı’nın deyişiyle: “Kemalizm demokratik toplumcu öze sahip, sürekli devrimcilik ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir.” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sonsuza kadar özgür ve tam bağımsız yaşatmak, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşımak ve milleti gönençli, mutlu kılmak “büyük ülkü”müzdür.
Atatürk’ün ölümünden günümüze gelinceye kadar, siyasal iktidarlarca Cumhuriyetimizin yönetiminde Kemalizm’den ödünler verilmiştir. Yeni Dünya Düzeninde, emperyalizmin yeniden kuşattığı Türkiye bu gün bölünme ve laik Cumhuriyetten ılımlı İslam Cumhuriyetine yürümenin kavgası içinde çırpınmaktadır. On iki yıldan beri ülkemizi yöneten siyasal iktidar, bu “değişim ve dönüşüm” yolunda kararlılıkla yürümeye devam etmektedir.
Yaşarken tanığı da olduğumuz bu on iki yıllık “tek parti” döneminde Cumhuriyetimiz çöküşe geçmiştir. Çağdaş yaşam alanlarımızı daraltan uygulamalar… Yasama- yürütme- yargı erklerinin Başbakanın denetimi altına girmesiyle “tek adam” anlayışının yerleşmesi… İşlerin içerde ve dışarıda öfke ve gerilim siyasetiyle yürütülmesi… “Açılım” ve “Çözüm Süreci” müzakereleriyle bölünmenin desteklenmesi… Orduya ve yurtsever aydınlara karşı açılmış hukuksuz ve “kumpas” siyasal davalarla adaletle oynanması… Devlet içinde çeteleşmiş “paralel devlet” yapılarının kurulması… Bazı bakanların da içinde bulunduğu büyük bir yolsuzluk, soygun ve yağmanın ortaya çıkması… Seçim sonuçlarından da yansıyan ikiye bölünmüş bir toplum… Bütün bunlar hukuk ve demokrasi kullanılarak yapılmaktadır.
Yanlış ve kötü liberal politikalar sonucunda yoksul, işsiz, eğitimsiz, örgütsüz bırakılmış, üretim yerine tüketime alıştırılmış, mutsuz bir çoğunluk yaratılmıştır.
Parlamento içindeki muhalefet partilerinin eleştiri, uyarı, önerileri siyasal iktidar üzerinde etkisizdir. Siyasal iktidar bildiğini okumakta, yanlıştan geri adım atmamakta, hele “istifa” gibi bir kuralı yok saymaktadır. Bu yüzden Cumhuriyetin çöküşüne karşı direnen muhalefet, demokratik tepkisini parlamento dışında göstermeye başlamıştır. Gezi Parkı Direnişi, sadece İstanbul’da değil, yurdun nerdeyse her kentine yansımıştır.
Soma’da yaşanan ve “özelleştirme” nedeniyle suçlusu siyasal iktidar olan maden faciasına halkın tepkisi de Soma dışına taşmıştır. Ama “Tek Adam”ın emrindeki polis gücü sokaktaki muhalefeti düşmanca denilebilecek bir şekilde ve iç savaş görüntüleri sergileyerek, şimdilik bastırmaya çalışmaktadır.
Cumhuriyetimizi de demokrasiyi de kurallarına uygun yaşamalıyız. Ama bunun ön koşulu galiba devlet adamı İsmet İnönü’nün sözünde: “ Siyasette ve idarede en muzır şey, milletler ve cemiyetler için en zor olan felaket, yarım bilgili adamların yetki sahibi olmasıdır” diyor.
GÜNGÖR BERK





















