ŞU BİZİM HALLERİMİZ
Artık sanırım kimse yadırgamıyordur; bulunduğumuz ortamlarımızda, havanda su dövmekten oldum olası uzak durmaya bakıyorum. Sandığın(!) belirleyiciliğini söz konusu etmeden duruvermiyorum.
Bazı oturulurken havadan sudan söz edilecek oluyor; bitmez, tükenmez sağlık konularına giriliyor; bense o boyut söyleşisini hiç doğru bulmuyor ve hoşlanmıyorum.
Her birimiz de aynı konuya girip sürekli olarak eklemelerde bulununca, artık açıklamaların ardı arkası da kesilmez olup çıkıyor. Benim için, bu boyutun içselleştirilebilir yanı yok işte!
Birde aramızdan bazıları ellerine tespihlerini almıyorlar mı, nasıl bozuluyorum, bir bilseniz? Hele biride var ki, her bir parmağında yüzük takılı. Birde bileğinde yeşil papaz eriği iriliğinde taneleri olan tespihiyle aramızda yer almıyor mu?
Pek tanıdığım biri de değil. Kendisine dolaylı bir göndermede bulundum. Hiç oralı bile görünmedi. Sürekli olarak anlatıyor. Ben de kalktım, yürüyüp gittim. Nereye gidiyorsun, dedilerse de artık oralı olamadım.
Yine benzer bir başka hareketle de karşılaştım. Birlikte oturduğumuz arkadaşlarım var. Yanımızda, dibimizde de iki masayı birleştirmiş olarak oturan, genç hanımlar vardı. Çevrelerinde de çocukları. Ellerinde de o oyun aygıtları.
Genç kadınların hepsi de, evet, hepside, eksiksiz güneş gözlükleri takınmışlardı. Her biri de sigara tüttürür olmuşlardı.
En çok tepki verdiğim bir boyut olduğu iyi bilinir(!).
Birlikte, karşılıklı oturulacak, ben çıplak gözlü iken karşımdakiler güneş gözlüklü olacaklar! Benim o masada işim mi olur; kalkar, giderim.
Bu yüzden resmi törenlere, anmalara gitmem. Çünkü oradaki önde gelenler, kesin güneş gözlüğü takmışlardır.
Bir kere, o hareket, törenin içtenliğine terstir. Tüm kurum ve kuruluşlar da zaten çelenk yerine levha koymayı yeğlemişlerdir.
Huysuz ve cins kişi olsam gerek; işte öylesi tepkisel bir yanım vardır. Boş konuşmalar beni hiç sarmaz…
Oturduğum, kalktığım yerde, sandığı asıl alan dava güdücülüğünü ele alırım. O tür söyleşiyi yeğlerim ya da sözlerin o boyuta evrilmesine bakarım.
Siz gelin de bir hoş olmayan, şu olaya bakınız: yeni tanıdığım birilerinin kızı emekli olmuşlar. Babasının yanına, bizim oraya çıkıp gelmişlerdi. Kendileriyle azıcık konuşuverdik. Düşündükleri içinde ilginç bir boyut vardı: Emeklilikleri sonrası henüz karar verememişler. Duraksama içindelermiş. Ülkemizde kalmakla İspanya’ya yerleşmek arasında seçim yapamıyorlarmış. Bak bak! Ben şimdi nerelere gideyim a dostlar?
Benim siyaset boyutunda, kayıtlı oluşuma, bilinen düşüncelerim nedeniyle, eleştiriler de almıyor değilim. İleri sürdüğüm düşünce bağıtlılığımla kurumsal örgüt bağıtlılığım hiç örtüşmüyormuş.
Soruyorlar, CHP Sosyalist mi, diye. Ben de, o aşamada CHP’nin Avrupa’da Sosyalist Partiler Güç Birliği Üyeliği ile Başkan Yardımcılığı ne anlama geliyor, diye, karşıt sorumu yöneltiyorum. Çekişmenin sonu bir türlü gelmiyor.
Herkese iyi haftalar.






















