ÇELİŞKİ VE KARŞITLIK TEMELLİ SİYASETE DOĞRU
Tito artığı siyasetçi, nitelemesini enine boyuna tartışmanın varacağı eşik.
Ülkemizde sandık yoluyla büyük bir zihniyet değişiminin yaşanmasına az kaldı. Şunun şurasında,artık bir, iki sayılı hafta sonunda, yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nden
umulan değişimin gerçeklemesi yüksek olasıdır. Bugünlerde hiçbir tv.nin tartışma ortamına çağrılmayıp o yüzden de, sesi soluğu çıkmayan bir akademik kişimiz var; kendileri, ileri yaşına karşın, o çıktığı o tv. tartışma ortamlarında, epey bir ilgi çekmekteydi.
Haydi, böylesi bir açılım sonrası, adını da vereyim; Prof. Yalçın Küçük adlı akademik kişimizden söz ediyorum. O kişimizin 1970’li yıllarda yazıp yayımladığı “Türkiye Üzerine Tezler” çalışmasını, o her ayın ilk perşembe günü kurulan İkici El Pazarlarımızdan birinde, denk gelerek satın alıp ilgiyle okumuştum. Onun karşıtı sayılacak bir çalıma içeriğini de, meslekten arkadaşımız olan bir orman mühendisimizin bana getirip okumamı salık vermesi sonucu, bilgi dağarcığına ekleyen biriydim. O çalışmayı yapan kişi de Prof. İdris Küçükömer adlı akademik kişiydi. O prof. da çalışmasında “Bu gün artık sol sağdır, sağ da soldur.” diyordu. Meslektaşımın, bir Demir Perde (!)ülkesi geçmişi olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Prof. Yalçın Küçük’ün çalışmasına yeniden döneyim. Onun, o çalışmasında, ilgimi çeken, benim de katıldığım bir boyut vardı. Önemsediğim o boyuta değiniveriyordu. CHP’li başat siyaset belirleyici olan kişiler, sağcıların seçimleri kazanmak adına, anaysayı hiçe sayan bir tutumla hareket ettiklerini ileri sürerek, Şeriatı getirecekler, diye diye; sağ kesimin önde gelen AP çizgisindeki ve diğerlerinin de, aynı içerik doğrultusunda, bolca gürültü kopartarak, Din elden gidiyor, diye diye, sözde(!) siyaset yapagelmeyi bir matah(!) sayıp bir tür, kısır döngü çekişmesiyle hareket ettiklerini dillendirmekteydi. Öylesi bir boyuta, daha nasıl açıklıkla değinilirdi? Bence de, o değinme, oldukça ömenlidir. Üzerinde özenle durulması gereken bir saptamadır. Prof. Yalçın Küçük, o kapsamlı çalışmasındaki, o değindiği siyaset yapılış biçimini ele alıp eleştirmekle, elbette haklıdır. O saptamasıyla, açıkça, yoz bir gidişata çanak tutulmakta olduğuna sözü getirmektedir. Öyle bir eleştiri getirdiği için de, hiç şaşılmayacağı üzere, kendileri, hedef tahtasına oturtulmaktan kurtulamamıştır. Kurtuluş Savaşımız sonrası kurulmuş olan Cumhuriyet sürecimizde, temel sorunlar, kurşun ağırlığında yerli yerinde, çözümsüz olarak hep kalıp durup dururken, sen gel, yok efendim, şeriat getirecekler, diye diye; yok efendim, din elden gidiyor, diye diye, kolayından, kitleleri uyutan türde bir siyaset yapagel! Bizler de, ucundan kıyısından siyasetle şöyle ya da böyle ilgilenmiş pek çoğumuz, birer av olarak, payımıza lütuf örneği verilenlerle yetinip o zokayı(!) vazgeçilmez bir fırsat diye hep yuttuk. Yutmayanlarımızın başına gelenler ise, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Var mı başka böyle bir yaman çelişki?
Sözü getirip nereye bağlayacağımı artık kestirmişsinizdir; elbeteki sınıf siyasetine sözü getirceğim. Bizim yaş kuşağımız, iyi bir kitap ve gazete okuruydular. Günümüzde ise, artık en çok satışı yapılan ve okunan gazete bellidir. Pek çoğumuz, o gazeteyi alarak, koltuğunun altına kıstırıp evinin, konutunun yolunu tutuyor, ya da kahve ortamındaki söyleşi ortamına katılıyor. Gazetenin yöneticileri ve yazarları arasında olanlar, ne kadar sınıf siyasetinden yanadırlar; işin o boyutu ise, çok da belirgin değildir. Düzen, gidişat, yasama ve yürütme erkini elinde bulunduran zihniyet değiştirilmelidir, denilse de, o boyutta köklü bir değişimin istenildiğini pek sanmıyorum. YSK’nun geçici olarak yayınladığı milletveki aday listelerine adını yazdırabilenlerin arasında, yine yüklü para koyanların olduğundan söz ediliyor(!). Paranın söz konusu edildiği yerde, hakça, köklü bir değişim-dönüşüm nasıl söz konusu olabilir, gelin, siz, bana, hele bir anlatıveriniz? Fıkralarımızın yaygın bilinen babası Nasrettin Hoca’nın, o ünlü fıkrasında olduğu gibi Ye kürküm ye, örneklemesindeki gerçeklik mi geçerliliğini koruyacak?
Bizim kanımıza göre, düzen, oldum olası tersyüz edilmedikçe adil bir üretim ve adil bir bölüşüm, paylaşım hiç de söz konusu olamaz. Köklü bir zihniyet değişikliği amaçlanmadıkça, daha çok havanda(!) su dövmeyi sürdürür gideriz. Ben, o kalabalık ortamlı söyleşilerimizde, her birimizin ücretli, maaşlı kesimden olduğumuz halde, temel de yapılması gereken sınıf siyasetimizin yakınına, yöresine yaklaşılıp siyaset yapmaya yönelindiğine tanık olmuş değilim. Tanık olduklarım da çok cılız kalmaktaydılar ya da sınırlı olmaktaydılar. Önümüzde yapılacak olan seçime doğru hızla yol alınırken, toplumsal çelişkiyi temel alan bilinç, şimdilerde olsun seçim ortamlarında açıklıkla dile getirilir olmakta. O yüzden bir parti genel başkanımıza, Tito artığı siyasetçi, denilmesini yazımın başına alıp bunca açılımda bulunmayı yeğledim.
Herkese iyi haftalar…






















