AKIL YÜRÜTME
Hareket noktamızı belirlerken durup düşünmeli, akılcı bir yol izlemeğe çalışmalıyız.
Yaşadıklarımızdan örnekleyerek anlatacak olduğumuz boyuttan da anlaşılacağı üzere, sorun ettiklerimiz karşısında dinginliğimizi kaybetmeden azıcık kafa yormak önelidir, demeden geçemem.
Hedeflediğimiz yaşantımıza ulaşmamız için elbet gerçekçi olunması gerekir.
Büyük hayal kırıklıklarına ve ruhsal çöküntülere uğramamanın belli ilkesel yolları vardır. Sorunlarla yüzleşildiğinde, ne kadar oralı olunmamaya çalışılsa da, ille de aklımız bir biçimde o boyutla ilgili olmayı sürdürür. O sorun da, zaten göz kırpıp ben buradayım, şaşırtmadım değil mi, dercesine, bize, kendini üsteleyerek gösterir.
Yanılmamaya, boşa kürek çekmemeğe oldukça özen gösteren biri olmayı amaç edinmişimdir. Hep akılcı olmaya bakarım.
Şimdi de, açılım ve serimini ele alacağım örneğime geleyim.
Artık kendi kendimize yeter olmayı bir kıyıya bırakıp sözümüzün kendilerine geçmediği, ileriki yaşamın neler getireceğinin hesabını yapmamış, yapamamış aile büyüklerimizin ardılları olarak bize bıraktıklarına da zaman ayırmamız gereken dönemlerimizi yaşıyoruz. O nedenle de sorumluğumuzu yerine getirmek için büyüklerimize destek olmak amaçlı, yanlarına, yörelerine gitme yükümlülüğümüz vardı.
Öylesi bir süreci kaçınılmaz olarak hepimiz yaşıyoruz. O süreçte benim ilginç bir olayım var. Bu kez de onu sizlerle paylaşmayı istedim.
Kışın ortasıydı. Isınmayı yerli yerinde yapma zorunluluğu var. Yakacak sorunu ise yok.
Yaşlı aile büyüğümüz hasta. Bizim, kendisinin sağlığına yönelik, nicedir yapageldiğimiz uyarılarımıza kulak asmadığını da iyi biliyoruz. Yaşayıp görecek, sonuçlarına da kendisi katlanacak; bizi de, bir biçimde ortak edeceği ise kesin. Hem o sürece tanıklık edeceğiz, hem de desteğimizi esirgemeyeceğiz; öylesi bir gidişat yaşıyoruz.
Gündüzden sobanın sürekli yakılabilmesi için odunluktan, kömürlükten, bahçe içindeki tek katlı konutun dış kapısı önüne, kısa kesilmiş sobalık odun çuvalları ile kömür çuvallarını el arabasıyla getirip getirip dikiyorum. Yağmurdan yaştan korumak için de saçak altına almaya bakıyorum. Odunlar gereği gibi kısa kısa kesilmişlerse de, henüz yeterince kuru değiller. Yerlerinden kalkmıyorlar. Yarım yarım ancak yerden kesebiliyorum. Kömür çuvalları da az ağır değiller. Onlarla bir güzel güreş tutarak yüklemeyi yapıyor ve de taşımayı yapıyorum.
Bir gün değil ki, haftalar boyu öyle bir hareket hep beni bekliyor. Bir sabah, elimi tutup hızla çekip bırakan bir engellimiz oldu. O sıra parmağımda nişan yüzüğümün olmadığının ayrımına vardım.
O elimin çekiştirilip bırakılması sonrası, yüzüğümün parmağımdan çıkıp gitmiş olabileceği hesabıyla ortalık aranmış taranmış, elektrikli süpürgeyle her bir yer elden geçirilmişse de yüzüğüm ortalıkta görünmemiş.
Akşamleyin hepimiz bir aradayız. O sıra düşündüm. Başka nerede yüzüğümü yitirmiş olabilirim, diye azıcık düşündüm. Aklıma odunluk ve eşiği geldi. Orada, el arabasına çuvalları yüklerken epey bir zorlanıyordum.
Uzun erimli, güçlü, şarj edilebilir bir lamba vardı. Onu istedim. Lambayı elime aldım, odunluğa yollandım. Altın yüzüğüm, oralarda bir yerlerdeyse, güçlü el lambası ışığında kesin ışıl ışıl parlayıp gözüme ilişir, diye umuyordum. Aklımdan öyle geçirmiştim.
Nitekim karanlık odunluğa başımı kollayarak sokulup vardım. Ortalığı bayağı bir kolaçan ettim. Aranmam umduğum gibi bir sonuç vermedi. Kapı eşiğinin oralara ışık tuttum. Bir de ne göreyim; onca çer çöp arasında, dip bir kıyı köşede, benim o altın, nişan yüzüğüm, bir güzel ışıyıp durmasın mı? Eğilip elimle oraya koymuşum gibi aldım.
Ne demek istediğimi umarım anlamış olmalısınız; daha çok kafa karışmasına neden olmadan, bir akıl yürütme sonucu yüzüğümü bulmuştum işte; daha ne olsun?
Demem o ki, sonuç almaya odaklı hareket edilirse amaca ulaşılır; yoksa boşa kürek çekilir durulur.
Herkese iyi haftalar…






















