GELENEKÇİLĞİ YIKAN YARATICI DÜŞÜNCE
Günümüz toplumundaki bireyler, karamsar olmaya, umutsuz kalmaya yatkın olsalar gerek…
1871 yılı, kitlesel yaşamda, etkileyici olmada öncelikli bir eşiktir. O tarihte, Fransız başkenti Paris, kurulduğundan beri, hiç olmadığı kadar, önemli bir tavır sergilenmesine sahne olur. Ülke orduları yenilmiş olduğundan, başkentin geniş cadde ve alanlarında düşman çizmesi ve postallarının görülmesine izin verilmesi söz konusu edilmiştir. O yüzdendir ki, Paris halkı ilerici önderleri, yenilmiş olmanın koşulları gereği, öylesi boyun eğiş sonrası, kibirli bir gösterisi yapılmasını kabullenmek istemezler. Direnmeyi yeğlerler.
Sonuçta da destansı bir karşı duruş sergilerler.
O karşı duruş topu topu 70 günlük bir süreçtir. İlerici önderler, işte o karşı çıkış sürçlerinde, halkın yararına daha önce hiç uygulanmamış ilkelere imza atarlar. Halk meclislerinde tartışılarak alınan kararlar, varlıklıların ve de mal mülk zengini kilisenin işine gelmez. Zaten de en büyük papaz kıyımı ve kilise yıkımı da Fransa iç savaşında yaşanmıştır. Kayıtlara yansıyan verilere göre 3 bin kilisenin yakılıp yıkıldığı tartışmalı da olsa söz konusudur. Bir o kadar da kilise görevlisi papazın canından olduğu dillendirilir.
Bütün o olup biten direnişe ve uygulamalarına Paris Komünü adı verilir. Günümüze kadar etkisi süre geldiği gibi bundan sonrası için de etkisinin görüleceği, yabana atılır bir öngörü olmasa gerektir.
Çok öncelere gitmeyelim denilecek olursa, yakın geçmişte de bir ABD’li yazarın kaleme aldığı “Gazap Üzümleri” romanından söz etmek isterim. Yazar, o çalışmasında 1929 parasal daralmanın kırsaldaki etkilerini dile getirerek önemli bir boyuta parmak basar. Bankaların, geri ödenmeyen alacaklarına karşın, mallarına, mülklerine el koyması sonucu, ortada kalan çiftçilerin kitlesel göçleri ve çektikleri sıkıntıları, kitap sayfalarında öylesine çarpıcı biçimde yansıtılır ki, o yanıyla dünya çapında üne sahip olur. Tez zamanda filmi de yapılır. O film de çok etkilidir. İşin ucu, o zamanların ABD siyasetinin değişime dek varır.
Asıl konuya geleyim. Dünyayı geleneksel olandan koparıp değiştiren dev bir yazınsal çalışma vardır. O çalışmanın adı “Kapital”dir. Bitirilip baskı aşamasına getirilmesi 15 seneyi bulur. İçeriği ise İngiltere’de sanayi devriminin hızla ivme kazanması evrelerinde yaşananları ele alır. Paranın egemen oluşunun dünya üzerindeki etki gücüne sıklıkla değinilir. Sonuç olarak da özel mülkiyetin ortadan kaldırılması gerektiği yargısına varılır. Asıl örgütlü emekçi başkaldırısının, sanayisi gelişmiş Batı ülkelerinden birinde olması umulurken, köylü ve tarım ülkesi olarak nitelenen, geniş Rus coğrafyasında, 1917’de devrim olarak gerçekleştirilmiştir. O tarihten sonra da dünya, bir daha eski dünya olarak kalamamıştır.
Günümüzde kooperatiflerin, işletmelerin, bankaların içlerinin boşaltılmasında eli olanların kimler olduğuna bakıldığında, o işleri yapanların, özellikle gelenekçi kesimden gelenlerin olduğu görülür. İnanç boyutunu kale alan bile yok denilse yeridir.
Ne var ki, o tür kişilerin, kendilerine karşıt düşüncede olanları, yaftalama, karalama, leke sürme konusunda bir sınır tanımadıkları da gün gibi ortadadır. Durum bu kadar açık seçik iken, geniş kitlelerin ortaya koydukları genel tavra ne dersiniz?
Bizce, o geniş kitlelerin, yargısının değişebilmesi için, yeterince öngörülü, kararlı bir çalışma yapılmadığıdır. Son yerel genel seçimlerde ortaya çıkan tablo da gösteriyor ki, kadın giyimi üzerinden, takıntılı bir siyaset üretme artık son bulmuştur. Her ne kadar, devlet kurum ve kuruluşlarına kapalı kadın giyimi sokulmuşsa da o zihniyet siyaseti yerle bir olmaya yakındır.
Kitlelerin de bireylerin de karnı boş sözlere doymuştur.
Herkese iyi haftalar.
_____________
Not: Atamızı, 87. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyor, İzmit-Gebze-Dilovası’nda yanarak yaşamını yitiren kadın emekçilerimiz için derin üzüntü duyuyoruz.






















