AL, VER, GÜNÜ KURTAR, KOLAYCILIĞI VARKEN;GELECEK KURGUSU DA NE OLAKİ? DAVUT FEN
Açık toplumlarda, demokratik süreç işleyişi bellidir. Ülke yönetimine soyunan kitle örgütleri, sınıfsal yan tutuşlarına göre hareket ederler. Neleri önceledikleri bellidir. Hedefe kitlenmeleri o boyut üzerine olur. Seçimlere de o iyi kafa yorulmuş öngörülerle girerler.
Bu tutum ve tavır koyuşlara şaşılacak bir yan da yoktur. Seçimler, benzeşen değil, kendilerini sıkı sıkıya bağıtlamış, zıt kesimlerin çekişmesi olarak yapılır.
Yirmi yıl öncesi, bir tablo gerçeğimiz vardı. O dönem, seçim sonuçlarına başat etki eden sözler verilirdi. Anımsayanlar çoktur. Ülke nüfusunun baskın seçmen kesiminin beklentileri göz önüne alınırdı. Ne verileceğinin, ne alınacağının hesabı yapılır, tarımsal ürün kotaları belirlenirdi. Üretici desteklemeleri öncelik konusu olurdu. Üreticinin elinden, tekel ürün alımı baş ederi açık edilmeden olamazdı. Depolarda birkaç yıllık ürün birikmesi ise yakılarak eritilirmiş! Ne gam!
Yürütme erkinin elinde, görev zararı, diye bir gerekçe kalemi vardı.
Nüfus gençti. Emekli kesimi henüz devasa kerteye ulaşmamıştı. İşsizlik tablosu ürkütücü değildi.
Geldiğimiz aşamada ise işlerin sarpa sarmış olduğu anlaşılıyor. Tarımsal geçim temeline dayalı kırsal nüfus, büyük bir iç göç yaşamış, kentli, kasabalı olmuştu. Kentli olmak ise, az çocuklu olmak demekti.
O yüzden, kol gücüne dayalı iş gücü açığı baş göstermişti. Genel tarımsal ürün ise gerilemişti. Üniversite sayısı ile artan okullaşma bir başka devasa sorun yaratmıştı. Tablo içinden çıkılmaz bir hal yol açmıştı. Ülke üniversite çıkışlı kasiyer, mağaza satış çalışanıyla dolup taşmıştı.
Sanayici, işveren dediği asgari ücreti düşük tutmakta üsteliyor, çünkü onun alanı çekişmede kündeye gelmemek üzerine kurulu; yığınların beklentisi ise bütünüyle tersi idi. En düşük ücrete çalışmak kölelik, kulluk demekti.
Maliyemiz borç çevirmede olmadık sıkıntılar yaşıyordu. Yürütme erki ille de o bisikleti(!) sürecek, yoksa devrilip düşecek.
Eskiden bankaların baş alıcısı olduğu iç borç senetleri çıkarılır, döviz darlığında ise o ünlü IMF kapısında el açılırdı. Al, ver siyasetine şerbetliyiz ya, gele gele devasa bir emekli kesimiyle yüzleşmeye geldik. Onlar da artık külyutmaz hallerde. Kitlesel eylemlerde de başı çekmekteler.
Gelişmekte olan ülkeyiz, orası kesin. İyi de ortada gelişmiş ülke örnekleri dururken, bizim uçanı, kaçanı, emekli etmekle yediğimiz halta ne demeli?
Gittiğimiz yol, yol değil… İşbaşındaki yürütme erki için de, gelecek olan yenisi için de, çıkar yol bellidir. Büsbütün kangren olma hali sorunsalına gelip dayanmış olan bu koca, hantal bedene(!) illaki bir neşter atılması gereği vardır. Günü kurtarayım, kolaycılığıyla geldiğimiz bu eşik, artık tökezleme kaldıracak yer değildir. Bizim, yaşamı imbikten geçirip damıtma güngörmüşlüğümüz, böyle bir boyuta işaret etmeyi akla getirtiyor.
Umarız, daha kötü günler görmeyiz.
Herkese iyi haftalar…






















