Birileri, bizi, ille de sonuna kadar sınama derdinde… Artık o cesareti nereden alıyorlarsa… Ne yapsak, ne etsek kale alınmıyor! Hani ne derler, “Eceli gelen köpek, cami duvarına işermiş.”, aynı o türden bir gidişat sanki…
Demek ki, devrimler boşuna yapılmıyor! Ülkeyi yönettiğini sanıp ortalığın süt-liman olduğu kanısında olanlar, demekki böyle yanılgıya düşerek kendi sonlarını hazırlıyorlar.
Günümüzdeki araçların konsollarına yerleştirilmiş göstergelerden o araçla ilgili bilgilerimizi elimizin altında bulduğumuz gibi gideceğimiz yola ilişkin de verileri güvenilir olarak karşımızda buluruz. Ya peki ülke gidişatını nasıl okuruz? O boyutun da göstergeleri vardır. Ülke anayasal hukuk yapısı, iç-dış güvenlik kuruluşları, tümüyle eğitim konusunu, yarattığı iş-güç olanağı, işçisinin-çalışanının örgütlülüğü, yazılı-sözlü-görsel basını, ülkeler arası ilişkiler… bütün bunlarında, tıpkı araç konsollarına yerleştirilmiş o gösterge tablosunda olduğu gibi bir ölçümlemesi vardır.
O ölçümleme verileri ile ne aşamada olduğumuzun değerlendirmesini, irdelemesini yaparız. Hani hava drumu sunumlarında sıklıkla sözü edilen alçak basınç-yüksek basınç nitelemesi vardır ya, işte bir benzer tablo da ülke gidişatında söz konusudur. Bütün iş, o gösterge sonuçlarını veri kabul edip halkınıza hesap verilebilmesindedir… Yoksa gerilim üstüne gerilim yaşanır, bir kıvılcımın çok büyük sonuçlara neden olabileceği ortamlar yaratılmış olur.
Biz, şimdiye değin yapıla gelen, her konuda ortaya konulabilmiş ne varsa bütün onların halkımızın ortak çıkarları doğrultusunda ve beklentiler düzeyinde yapıldığı kanısında değiliz. Hele hele ülkede bireylerin özgürlüklerinin sağlandığı kanısını hiç taşımıyoruz. Bu konuda uzun süre yönetimi-yürütmeyi elinde bulunduranların ülkeyi teslim aldıkarı günden geriye götürdüğü görüşündeyiz.
Çalınan, ya da el altından yandaşlara verilen ÖSYM, KPSS, sorularından sonra nice kuşakların hakkının yendiği, bedelli askerliğin yaşama geçirilmesiyle nice ana kuzusunun ömründen çalındığı apaçıktır. Adaletsizliğin bini bir paradır…
Bu ülke halkı, devletinin hangi kurumuna güven duymaktadır? Bir sorgulamasını yapalım. Bu konuda büyük bir güven aşınması söz konusudur.
Başımızn belâsı kesildiği yıllardır bilinip hakkında nicedir yazılıp çizilen bir Parelel Devlet Yapılanması sanki yeni keşfedilmiş gibi bir algı dayatması yaşıyoruz(!). O yapıya yıllardır çanak tutulduğu hiç de gizli saklı değilken, ilişkiler yumağının içinde başka başka izler sürülmeye çalışıldığına tanık oluyoruz. Neredeyse tüm karşıtlar o ilişkiler ağı içinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Ortada ağır bir fatura var ve onun kime kesileceği belli iken, açık seçik doğumu gerçekleşmiş o çocuğun kimden olduğunun araştırılmasına girilir gibi yapılan bir süreç karşımızdadır. Arkası kalın asıl suçlunun yerine(!), sıklıkla görüldüğü gibi(!) sanki bir garibanın suçu üstlenmesiyle, başarılı iz sürümünün sonucunun, sinema salonunda özel seçilmiş başat müzik eşliğinde sunulan film yapımına emeği geçenlerin adlarının yazılı olduğu uzun listenin akışıyla gösterim(!) sonlanacağa benzer…
Geçmişte, devletin devlet olduğu, en azından, herkese, görece(!) eşit davranabildiği kanısı vardı. Onca özelleştirilmiş devlet kurumlarında, işletmesinde, bu halk, insanca yaşamanın örnekleri olan örgütlü olabilmeyi, o örgütlülüğün sağladığı olanaklardan yararlanabilme deneyimini görmüştür. Onların önemli bir kesimi halen yaşamaktadırlar. O dönemlerin gönencinin de yokluğunun da paylaşıldığı günleri az-buçuk görenlerdeniz. Geldiğimiz aşamada öylesi bir yaşamı yeniden görebileceğimize olan inancımız çoktan yerle bir oldu.
Kısacası, biz, artık ağzımızla kuş tutacak(!) değiliz… Gerisini, bize bu gidişatı layık görüp yaşatanlar düşünsünler! Ezilen kesimlere Cennet’ten söz etmek, onların ezilmesinin sürmesini görmemezlikten gelmekten başka bir şey değildir.
Çivisi çıkalı hayli bir zaman olan bu devlet çarkı(!), baştan, ayağa başlangıç ilkeleri doğrultusunda, yeniden kurgulanmalıdır. Ancak o zaman geleceğe ilişkin umutlarımız yeniden yeşerir kanısındayız.
İyi haftalar…






















