Atatürkçü Düşünce Derneği Fethiye Şubesi tarafından hazırlanan demokrasi şehitleri anma programı FBKM de gerçekleştirildi. Hınca hınç dolu salonda şiirler okundu, konuşmalara yapıldı. Fethiyeli sanatçı Eser Tunçoğlu da türküleriyle programı zenginleştirdi. FBKM salonu Adalet ve demokrasi haftası etkinlikleri için özel olarak hazırlandı. Siyasi partilerin yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı etkinlik saygı duruşunun yapılması, İstiklal marşının okunmasıyla başladı. Ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Atatürkçü Düşünce Derneği Fethiye Şubesi Başkanı Haydar Murat Topçu gerçekleştirdi. Topçunun konuşması konuklar tarafından büyük alkış aldı. Topçu konuşmasında, “1923 Anadolu Aydınlanma Devriminin ödünsüz savunucusu Devrim ve Demokrasi Şehitlerinin değerbilir dostları, 24 Ocak 1993’te katledilen gazeteci-yazar Uğur Mumcu ile 31 Ocak 1990’da katledilen Prof. Dr. Muammer Aksoy’un ölüm yıldönümleri arasındaki 24 Ocak-31 Ocak günleri ‘Adalet ve Demokrasi Haftası’ olarak kabul görmektedir. 1993 yılından bu yana düzenlenen hafta, demokrasi ve adaletin kurumsallaşması için el ele veren, demokratik kitle örgütlerinin, suskun kalmayan tüm aydınların ortak çabasıyla tüm Türkiye’de olduğu gibi Fethiye ‘de de anılmaktadır. Bizler burada ağıt yapmak için değil, kendilerinden de önce kavgaya girenlerin onlara teslim ettiği tam bağımsızlık inancını ve Kuvayi Milliye bayrağını yere düşürmeden, tertemiz bir şekilde kendisinden sonra gelenlere teslim etmiş, namuslu Türk aydınlarının katledişlerinin hesabını sormak üzere bir araya gelmiş bulunmaktayız.
İnsanlık dışı saldırılara kurban verdiğimiz ne kadar ülke sevdalısı aydın insanımız varsa, hiç birinin katledilişinin arkasındaki gerçeği ve öldürme emrini verenlerin kimliğini öğrenebilmiş, hesabını sorabilmiş değiliz. Aydınlık, özgür ve hesap verilebilir bir Türkiye özlemi içerisindeyiz. Demokrasiyi sağlamanın ilk koşulu demokratik hukuk devletini güçlendirmektir. Demokratik hukuk devletinin güçlenmesinin ilk koşulu da arkasında, tarihinde, özellikle yakın geçmişinde faili meçhul bırakılan bu sinsi ve adice cinayetlerden temizlenmiş, arındırılmış olmasıdır’ Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Muammer Aksoy’un 31 Ocak 1990 da, Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993 de, öldürülmesinin üzerinden yıllar geçti. Bu toprağın aydınlarına sahip çıkmadıkça, cinayetlerin ardındaki karanlık aydınlatılmadıkça Doğan Öz, Cavit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok… Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis ve daha niceleri katledilmeye devam edecektir.
Öldürülen aydınlarımız “Anadolu Aydınlanması”nın ışığını topluma taşıyan öncülerdi. Hepsi Kemalist, demokrat, laik, cumhuriyetçi, yurtseverdi. Onlar tam bağımsız Türkiye’den yana ve emperyalizme karşıydılar. Onları öldürenler ise bu değerlerin, laik Cumhuriyetin düşmanlarıdır. Uğur Mumcu, yolsuzluk ve yoksulluktan arınmış ‘tam bağımsız Türkiye’ ideali için halkı aydınlatmaya çalışan bir gazeteciydi. “O, üzerine gittiği odakların kurbanı oldu. Güç odakları ile savaşmadan gazeteci olunmaz. Hep öven, her şeyden kendine çıkar sağlamaya çalışan gazeteci olamaz. Hiç düşündünüz mü? Uğur Mumcu sağ olsaydı bugünlerde köşesinde ne yazardı? Yıllardır bilim insanlarının, gazetecilerin, yazarların, parti liderlerinin, askerlerin neden olduğu bilinmeden demir parmaklıklar arasında tutulduğunu yazardı. Doğruları kimseye yaranma korkusu olmadan yazardı. Susurluk kazasını yıllar önce görmüş ve gözler önüne sermiş, binlerce köşe yazısında, yüzlerce isim ve belgedeki büyük resmi ortaya koymuştur. Uğur Mumcu bir aydınlanmacıydı, devrimciydi, yurtseverdi. Temel Hak ve Özgürlüklerin yılmaz savunucusuydu. Yakalananlar sadece tetikçilerdi. Buyruğu verenler kimlerdi? İşte asıl soru bu.
Uğur Mumcu ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ düşüncesinden hareket ederek ele aldığı konuları titizlikle incelemiş, her zaman emekten yana olmuş, laik kişiliğinden ödün vermeden çalışmış ve bu çalışmalarını halkı ile paylaşmıştır. Uğur Mumcu ne yazık ki çağdaşlaşmayı içine sindiremeyen aydınlanma düşmanı, Cumhuriyet düşmanı, gericiliğin maşası katillerce öldürülmüş, siyaset, tarikat ve ticaret üçgeninin kurbanı olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada bir değil, binlerce Uğur Mumcu’ya ihtiyacımız var. Cesur, eğilmeyen araştırmacı gazeteci-yazar olan Uğur Mumcu, döneklerin, liboşların, korkulu rüyasıydı. Satın alınamayan bir kişiliğe sahip olan Uğur Mumcu, katillerinden daha çok yaşayacaktır. Uğur Mumcu Sıradan bir gazeteci değildi. Yürekli, bilinçli, iz süren bir gazeteciydi. Türkiye için tehdit oluşturan her şeye karşıydı.
Bugün siyasal iktidar laik Cumhuriyetle hesaplaşmasına, önüne çıkan engelleri kaldırarak devam etmektedir. Ülke yönetiminde anayasa ve yasalar dışlanmakta ve Anayasa Mahkemesi kararlarının geçersiz sayılacağı duyurulmaktadır. Anayasal kurumlar ya siyasallaşmış ya da işlevsiz kalmıştır. Eğitim ve öğretim dinselleşmekte, toplumda işsiz ve cahil bırakılmış kitleler giderek büyümektedir. Adaletsizlikler, hukuksuzluklar, üstü örtülen rüşvet ve yolsuzluklar vicdanlarda açılmış yaraları kanatmaktadır.
Doksan yıl önce yapılmış ve kazanılmış bağımsızlık mücadelesi yeniden Türk Milleti’nin önüne getirilmiştir. Cumhuriyetin ve devrimlerin koruyucu ve kollayıcısı Türk Gençliği, siyasal iktidarın bu yoldaki, yaşam tarzına kadar uzanan, her türlü dayatmasına “Gezi Direnişi”yle karşı durmuş, bu kuşatmadan çıkış yolunun ilkelerini göstermiştir. Başlangıç noktası: Önce “ Vatan – Cumhuriyet – Emek” diyen herkesin Atatürk’te birleşmesidir. Türk Milleti’nin bu birlikteliği, dün Bağımsızlık Savaşımızda olduğu gibi, bu gün de emperyalizmin oyununu bozacaktır.
Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin “Gezi Direnişi”nde öldürülen gençlerimizi – Ali İsmail Kormaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan’ı – saygıyla anıyoruz.
Atatürkçülüğün, tam bağımsızlık ilke ve inancıyla, her türlü gerici, baskıcı ve sömürücü güce karşı koyacağız. Ülkemizde yaşanan faili meçhul cinayetler, haksızlıklar, yolsuzluklar karşısında suskun kalmayacağız ve aydınlarımızı unutmayacağız.
Demokrasi ve Devrim Şehitlerimizi saygı ve özlemle anarken, yine bombalı bir saldırıda öldürülen aydınımız Onat Kutlar’ın sesini duyar gibiyiz:
“Şimdi sessiz duruyoruz Kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için
Çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışıksız bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle Benim arkadaşlarım
Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük Yaşamak için…”
Hepinize Saygı ve Sevgilerimi sunuyorum.”dedi.
ATATÜRKÇÜLÜK NE DEMEKTİR?
Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.
– Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.
Atatürkçülüğü, “tam bağımsızlık” inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri “Atatürkçülük” adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı’nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..
– Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz…
İşte Atatürk budur, işet “Atatürkçülük” budur…
Kurtuluş Savaşı, kökeninde “antiemperyalist” ve “antikapitalist” düşüncelerin kutsal harcını taşır:
– Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.
Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk’ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.
Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:
– Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır…
Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:
– Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız…
“Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.
– Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı…
Atatürk’ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk’ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.
Atatürk’ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı’nın yüce önderini “Atatürk Yılı”nda inançla selamlıyoruz:
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa…
Kaynak : Uğur MUMCU – Cumhuriyet, 6 Ocak 1981 ( Uyan Gazi Kemal! )
Haber / Foto: Erkan İLİK / Hakan Çelikdemir
























