Hoşgeldiniz  
..................................................................................

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 10 Eylül 2020 | Genel, Güncel, gundem, Kültür, Mugla, Siyaset, siyasi A- A+

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

 

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

 

www.hakanbirol.com

 

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta hem yazar hem çevirmen olarak tanıdığımız “Prof. Dr. Nebi MEHDIYEV” var.

 

 

Merhabalar Nebi Mehdiyev Hocam. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öğretim üyesi, yazar, çevirmen gibi birçok kimliğe sahipsiniz. Kendiniz hakkında ve ilgilendiğiniz alanlardan bahsedebilir misiniz?

Merhaba Hakan Bey, teklifinizden şeref duydum, kültür hayatımıza katkılarınızı yakından takip ve takdir ediyorum.

Trakya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümünde öğretim üyesiyim. Son yıllarda bir bütün olarak sosyal bilimler ve bunların eğitim ve öğretim süreci içindeki yeri üzerine kafa yoruyorum. Daha açık bir ifadeyle, olup bitene karşı çok-disiplinli bir yaklaşım üzerine çalışmalar yapıyorum. Daha ziyade lisansüstü öğrencilerle çalıştığım için kendimi çok talihli hissediyorum; birlikte çalıştığım öğrencilerden çok şey öğreniyorum.

Uzmanlık alanım din felsefesi ve epistemoloji. Doktora tezim olan Tanrı İnancının Rasyonelliği (İSAM Yayınları) akademik çevrede rağbet gördü, kimi bölümlerde ders kitabı olarak okutuldu; ilk baskıları tükendiği için yeniden yayına hazırlıyorum. Yalnız son birkaç yıldır din felsefesi alanındaki çalışmaları takip edemiyorum, çünkü ağırlıklı olarak epistemoloji üzerine çalışıyorum. Epistemoloji, neredeyse 20 senedir emek verdiğim bir alan. Geçen sene Bir Bilme Teorisi (Dergah Yayınları) adlı çalışmamla bu birikimimi kamuoyu ile paylaşma fırsatı buldum. Bundan sonraki amacım, söz konusu çalışmada ortaya koyduğum teorinin uygulama imkanlarını belirlemek.

Çeviri meselesine gelince, hatırlayabildiğim kadarıyla, 6-7 yaşlarından bu yana çeviri yapıyorum. Rahmetli babam ara ara kucak dolusu İzvestiya ve Pravda gibi gazeteler getirir ve bunları çevirmemi isterdi. İlk satın aldığım kitap da üç ciltlik Rusça-Azerbaycanca Sözlük’tü. Lisede İngilizce öğrendim. Daha sonra İlahiyat Fakültesini kazanınca, bu sefer Rusça ve İngilizceye bir de Arapça eklendi; o dönemde çokça yazma risale çevirdim. Türkiye’de ilk çevirim, Ian Barbour’un Bilim-Din İlişkisi oldu. Ardından Schuon’un eserleri vs. derken, Rusça, İngilizce, Arapça, Azerbaycan Türkçesinden çok sayıda kitap ve makale çevirmiş oldum.

 

Suç ve Ceza, İvan İliç’in Ölümü, Doktor Jivago gibi dünyaca ünlü pek çok esere ilham kaynağı olan “Rus Geceleri” adlı eserin çevirmenisiniz. Böyle bir eser Türkçeye ilk kez sizin tarafınızdan çevrildi. Hocam, bu eseri seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Rus düşüncesi, gene uzun süredir okumalar yaptığım bir alan. Çocukluğumun bir kısmını ilk Slav yerleşim alanlarından birisi olan Berezina havzasındaki Bobruysk şehrinde geçirmiş olmam dolayısıyla geleneksel Rus yaşam tarzı ruhumda derin izler bırakmış olmalı. Bu yüzden Rus kültürüyle irtibatım her zaman canlı kaldı; şu anda Rusya, Belarus ve Ukrayna’dan pek çok akademisyen ve yazarla temas halindeyiz.

Rus Geceleri’ne gelince, bu roman, sadece Rusya’da değil, dünya edebiyat tarihi içerisinde de felsefi roman türünün ilk örneklerindendir. Türkiye’de ciddi bir edebiyat ve özellikle de Rus edebiyatı okuru kitlesi var. Bu romanın çevirisi geç kalınmış bir adımdı, çünkü Odoyevski hem sizin saydığınız eserlerin yazarları üzerinde son derece etkili bir yazar hem de Rus düşünce tarihi içerisinde kendine özgü bir yeri haiz eşsiz ve çok yönlü bir düşünür. Sadece bir örnek vermem gerekirse, eserin dört ana karakterinden birisi olan Faust, Bentham ve Malthus gibi düşünce tarihinin kötü çocuklarını en çok kabul gördükleri dönemde eleştiren ileri görüşlü bir gençtir. Bu eleştiriler, günümüzde yaşanan salgın, kıtlık ve savaşlarla ilgili ortaya atılan komplolar dikkate alındığında daha da anlamlı hale gelmektedir.

Bu söylediklerim ışığında, Rus Geceleri’nin ne denli özel bir roman olduğunu tahmin etmek güç değildir. Bu eseri Türkçeye kimin kazandırdığını açıkçası pek önemsemiyorum; önemli olan geç de olsa Türk okuru ile buluşmuş olması. Bu sayede okur, çok renkliliğine rağmen dünya edebiyatının esasında kadim sorunlara edebi çözümler üretme çabası olduğunu ve bu çaba üzerinden geleneğin birleştirici gücünü keşfedebilir diye umuyorum.

 

Rus romanlarına epistemolojik olarak baktığımızda bu alanda en çok eksiği duyulan konu hangisi olmaktadır?

Sorunuza biraz daha geniş bir perspektiften yaklaşmak isterim. Rus düşüncesi içerisinde felsefenin konumu Batı Avrupa tecrübesinden epey farklıdır. Bu düşünce içerisinde felsefeden kasıt, İlkçağ Yunan filozofları ve Alman idealistleri. Hal böyle olunca, Avrupa’da tartışılan ve geniş kabul gören soyut kavram ve kurguların Rus düşüncesi içerisinde pek yeri olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Öte yandan, Rus düşüncesi hâlâ sakral bir düşüncedir; patrisizmi, ikonoklazmı ve çok daha keskin bir ifadeyle, “obşşina” ve “sobornost” kavramlarını anlamadan bu düşünceye nüfuz etmek mümkün değil. Bu geleneğin tek istisnası Sovyet dönemidir ki o da esasında sadece Rus kültürüne değil, insan tabiatına aykırı bir tecrübe olduğu için, eğer tarihçi değilseniz, mutlaka parantez içine alınmalı.

Şimdi sorunuza dönebilirim. Birincisi, Rus edebiyatına Batı felsefesi kavramlarıyla bakmak doğru değildir; ikincisi ise, belirli yazar ve eserlerden ziyade kuramsal metinler anlamında ciddi bir eksikliğimiz var. Bu kuramsal metinleri yine Batılılardan çevirmek ya da Batılılar gibi yazmak, Rus olgusuna ilişkin yanlış anlayışımızı daha da derinleştirmektedir. Öyleyse, eksiğimizin bulunduğu nokta tam da burasıdır.

 

Yazar kimliğiniz açısından baktığımızda yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

Esasında edebi anlamda henüz yayınlanmış kayda değer hiçbir eserim yok. Çocukluğumda Sovyet çocuk dergilerinde şiir ve hikaye yayınladığımı hatırlıyorum, ancak o dönemde resme yönelmem yazma hevesimi epey törpülemişti. Nadir Şah’ın hayatıyla ilgili tamamlanmamış bir roman girişimim var. Şimdiden baktığımda ise, edebi tarzda yazı yazma hevesimi törpüleyen en önemli etkenin epistemik ilkelere sımsıkı bağlılığım olduğunu söyleyebilirim. Bir Bilme Teorisi’nin başında felsefe ile tarih arasındaki ilişki üzerinden bu kişisel gerilimimi belirli ölçüde açıklığa kavuşturmaya çalıştım.

Bu savruk yazma geçmişimi bir tarafa bırakırsak, 20’li yaşlardan bu yana bireysel ve toplumsal sorunlar üzerine yarı akademik yazılar yazıyorum.

 

Hem çeviriler yapıyorsunuz hem de kendinize özgü yazılarınız var. Peki, yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Harika bir soru. Teşekkür ediyorum. Öncelikle birisi yazmak istiyorsa, bir gün mutlaka yazacaktır; zira her eylemi doğuran şey istemedir. Fakat Türk entelektüel hayatında derin bir çıkmaz var. Bu çıkmazın farkına varmak, başarının ön şartıdır.

Şöyle ki gerek akademide gerek edebi çevrelerde çok katı kalıplar var. Sözgelimi, birisi Vietnam tarihi üzerine bir doktora tezi yapmak istiyor, ancak bunu Türkiye’deki hiçbir üniversiteye kabul ettiremez. Yahut da, alışılagelmiş edebi kalıplar dışında, sözgelimi retrospektif tarzda bir biyografi denemesi yazmak istiyor, yine hiçbir yayınevi bu çalışmayı yayınlamaz. Bu noktada önümüzde iki seçenek var: ya entelektüel statükoya uymak ya da kendimiz olmak.

Benim tercihim ikincisinden yana. Yeni yazmaya başlayan ya da genel olarak yazmak isteyen birisi özgürlüğün bir erdem, hakkaniyetin ise bir zorunluluk olduğunu ilke edinirse, erdemli davrandığı için mutlu olacak, hakkaniyetli davrandığı için de bilgiye ulaşacaktır. Bilgelik ile mutluluk, öncelik sırasının pek bir önemi yok, bir elmanın iki yarısı gibiler.

Elbette ki erdemler gibi yazma yetisi de zamanla gelişen ve güzelleşen bir olgudur. Her yazar için, paradoksal bir biçimde, en mükemmel ve en nakıs yazı, son yazıdır. Mükemmeldir, çünkü anın olgunluğunu yansıtır; nakıstır, çünkü içinde yeniden yazmak arzusu var.

Özetle, özgür zihinli ve hakkaniyetli birisi nereden başlarsa başlasın, sürekli bir ikilemi yaşayacaktır; ancak özgürlük ve hakkaniyeti kendinde meczettiği için de mutlu bir bilge olacaktır.

 

Çevirmen kimliğinizle kitaplara bakış açınıza dönecek olursak onların dillerindeki duygusallığı, içtenliği yansıtabilmek zor olmuyor mu? Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Çeviri meselesine dair tartışmaların sonu gelmez. Zannediyorum burada çevirmenin mizacı öne çıkmaktadır. Kimi fikri esas alırken kimisi de duyguyu öne çıkarır. Ancak her halükarda her iki dili de çok iyi bilmek gerekiyor. İtiraf etmeliyim ki, Rusça dışında başka bir dilden edebi metin çeviremem. Gene, ilginç bir şekilde, Rusça akademik bir yazı yazarken çok zorlanıyorum; zira benim gözümde Rusça eşittir poetika. Bu durum, her çevirmen için şu veya bu şekilde geçerlidir, önemli olan çevirmenin kendi potansiyelinin farkına varması ve, tabirimi mazur görün, ahlaklı olması.

 

“Rus Geceleri” adlı kitabın birçok yazara ilham kaynağı olduğunu belirtmiştik. Peki, hocam sizce yazmanın temelindeki güç nedir? İnsan neden bir şeyler yazma gereği duyar? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir harikulade soru daha. Bu anlamda sizinle konuşmak bir ayrıcalık. Yazmanın temelindeki güç, istek, motivasyon, ne derseniz deyin, okumaktır. Okumayan yazamaz. Okumak ise, Türkçedeki kavram derinliğini dikkate aldığımızda, esasında anlamaktır.

İnsan niçin yazma gereği duyar? Bunu da fizikteki istiap kanunuyla açıklamak mümkün. Tabiatı, ötesini, olup biteni anlamanın kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte bir istiap haddi vardır; bu hadde ulaştıktan sonra taşma gerçekleşir. Yazmak, okumanın taşmasıdır.

 

Ülkemizdeki okuma oranlarını nasıl buluyorsunuz? Özellikle yaptığınız gözlemlere dayanarak şu an genç nesil hakkında nasıl bir yorumda bulunabilirsiniz?

Bu soruya cevabım, takdir edersiniz ki itibari olacaktır. Şahsen hem okumanın yaygın olduğu hem de düşük olduğu ülkelerde bulundum. Bu açıdan baktığımda Türkiye’nin kabaca ortalarda bir yerde bulunduğunu söyleyebilirim.

Ben entelektüel bir çevre içerisinde yaşamımı sürdürdüğüm için bu noktada iyimserim. Ancak bu çevreden çıkıp, sözgelimi, toplu taşıma araçları, bir sanayi sitesi, esnaf kahvehaneleri, cami cemaati, gençlik kafeleri, tatil mekanları gibi çevrelere baktığımda aynı iyimserlikten söz edemiyorum. Okumak, belirli bir kesimin imtiyazı olmaktan çıkıp tüm katmanlara yayıldığında anlamlı olur diye düşünüyorum.

Genç nesli de bu değerlendirmenin dışı tutamam. Mesleği okumayı gerektiren kişileri değil de birbirinden farklı katmanları dikkate alarak bir değerlendirme yapmak daha sağlıklı olabilir.

Değerli Nebi Hocam, bize vakit ayırdığın için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

Estağfurullah Hakan Bey, yâd ettiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Çok keyifli bir sohbetti. Bu vesileyle, yakın zamanda Rusçadan yine ilk kez olmak üzere Hayat Yayınları’ndan yeni bir romanın daha yayınlayacağını duyurmak isterim.

497 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Fethiye’de Konaklama Fırsatı

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 1,1633
ALTIN 458,62

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle