Hoşgeldiniz  
..................................................... ................................................

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 25 Kasım 2021 | Genel, Güncel, KöşeYazar, Kültür A- A+

 

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Dijital Yerliler: Yeni Nesil Eğitim Modeli” kitabıyla tanıdığımız “Zeynep DERELİ” var.

Merhabalar Zeynep Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Elbette, çok teşekkür ederim. Benim hikayem İstanbul’da başladı. Eğitim hayatımın ilk bölümü de İstanbul’da geçti. Üsküdar Amerikan Lisesinden mezun olduktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri’nde Princeton Üniversitesinde ekonomi lisansımı tamamladım. Yakın Doğu Araştırmaları sertifikası aldım. Daha sonra da yüksek Lisansımı Londra Üniversitesinde Doğu ve Afrika Araştırma okulunun kalkınma ekonomisi alanında tamamladım. Ailem için öncelik hep eğitim olmuştur ve bunu kendi hayat biçimleri ile de bana ve kız kardeşime gösterdiler. Annemiz babamızla evlendiğinde lise mezunu imiş ancak daha sonra çalışıp Boğaziçi Üniversitesine girip İngilizce Bölümünden mezun oldu. Sonra bizim genç kızlık çağımızda da yüksek lisans yapmak üzere İngiltere’ye gitti. Annemin bu eğitim yolculuğunda en büyük destekçisi babamdı. Çocukların da ailelerinden gördükleri neyse onu modelleyerek öğrendiklerini düşünüyorum. Bizim için de, annem çok önemli bir örnek oldu. O nedenle de eğitim, bizim hayatımızda hep en öndeydi. Benim de bu anlamda hayalim öncelikle en iyi şekilde eğitim almaktı. Ailemizin en temel önceliği, ülkemizdir. Babam, kızkardeşimle bana hep şunu aşılamıştır; “Neye sahipseniz, ne olabildiyseniz ve olacaksanız hep bu ülke sayesinde olduğunu unutmayın. O yüzden bir gün eğitiminiz tamamlandığında ülkeniz için çalışmalısınız”. Benim çocukluk hayallerim de, tam olarak bu düşünce üzerine kuruluydu. Okuyacaktım ve sonra da ülkeme en iyi şekilde hizmet edecektim.

Ben profesyonel hayatımı ikiye ayırıyorum eğitim gönüllüsü olarak Teknoloji ve İnsan Kolejleri’ni yani Tink ’i kurmadan önce yaptıklarım ve Tink ile eğitim gönüllüsü olarak sürdürdüğüm hayatımı bir eğitimci olarak resmiyete dönüştürdüğüm dönem diye. Daha önce ağırlıklı olarak finans konusunda çalışıyordum. Tink öncesini de yine kendi içinde ikiye ayırabiliriz diye düşünüyorum.

Kariyerimin başlarında yani buna 1.dönem de diyebiliriz. İstanbul’daki Dundas & Ünlü Menkul Kıymetler’de Birleşme ve Satın Alma bölümünde çalıştıktan sonra Londra’da Shell Trading and Shipping firmasında Risk Analizi, Araştırma ve Mevzuat Uyum takımlarında yer aldım. Türkiye’ye döndükten sonra da Shell Türkiye’de Finansal Analizci ve Tedarik Analizcisi olarak çalıştım. Kariyerimin birinci dönemi diye adlandırdığım bu dönemim ikinci bölümünde ise ülkemiz ekonomisinin kalkınmasına destek veren değişik kuruluşlarda görevler üstlendim. Bunlardan ilki Atlantik Konseyi Karadeniz Enerji ve Ekonomik Forumu’nun direktörlüğüdür. Daha sonra düşünce kuruluşlarından Türk Politika Forumu’nun Genel Koordinatörlüğü’nü yürüttüm. Ayrıca bir dönem SKY Türk ve CNBC-E kanallarında siyaset gündemine ilişkin haftalık “Liderler ve Kararlar” programını hazırlayıp sundum. Tüm bunların yanı sıra APCO Türkiye’nin kuruculuğunu ve CEO’luğunu da yürüttüm.

2016’dan itibaren ise Tink’li hayat başladı. Aslına bakarsanız Tink’i kurana kadar yaptığım tüm çalışmalar adeta beni Tink’e hazırladı. Çünkü tüm çalışmalarım bana şunu gösteriyordu ülkemizin de dünyada rekabet edebilir, gelişmiş ülkeler arasında yerini alabilmesinin yolunun dijital çağın ihtiyaçlarına uygun bir eğitim ve öğretim modeli geliştirmek olduğunu bu dönemde gözlemledim.

Yıllar boyunca kazandığımız tecrübe ve birikimlerle birlikte ülkemize ait bir eğitim modeli kurgusu geliştirdik. İnsanın merkezde olduğu ve teknolojik imkanlarının sonuna kadar kullanıldığı modern bir eğitim fırsatı yaratan Teknoloji ve İnsan Kolejleri’nin Kurucusu olma şansını yakaladım.

 “Dijital Yerliler: Yeni Nesil Eğitim Modeli” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Dijital Yerliler, kısaca teknolojiyle küçük yaşlarında tanışmış kişiler olarak tanımlanabilir. Bu kişilerin ana dilleri bilgisayar, video oyunları ve internet’in dijital dilidir. Bu genç nesil günümüzde genellikle 15 ile 25 yaşları arasındadır. Bu kişiler, 1985’ten önce doğan Dijital Göçmenlerle etkileşimli ürünleri algılayışları ve bu ürünleri kullanma şekilleri açısından farklılık gösteriyorlar.

Ülkelerin eğitim modellerine baktığınızda, her ülkenin kendine özgü eğitim modelleri geliştirdiğini görüyoruz. Dijital Yerliler, Yeni Nesil Eğitim Modeli kitabımda ülkemizi 21. Yüzyılda lider konuma getirebilecek bir model önergesini paylaştım. Umarım değer yaratabilir.

Dijitalleşme ile yaşanan yeni ve büyük değişimin gerektirdiği insan kaynağını ve daha önemlisi insanı yaratmak için eğitimde köklü bir değişime ihtiyaç duyulmakta. İnsan ile teknolojinin birbiriyle bütünleştirilmesi ve insanın teknolojiyi anlar, kullanılır ve geliştirir hale gelmesi, bu değişimin en temel özelliği olmak durumunda.

Dijital yerliler olarak tanımladığımız Z kuşağı gençleri, dijital bir dünyanın içerisine doğan ve dijital ortamları etkin bir şekilde kullanabilen bireylerden oluşuyor. Onlara, tablet, akıllı telefon, televizyon ya da bilgisayarın nasıl kullanıldığını göstermeniz gerekmiyor. Adeta teknoloji ve sanal ortamın nasıl kullanıldığını öğrenerek dünyaya geliyorlar.

Teknolojiyi eğitimin demokratikleştirilmesi, kişiselleştirilmesi ve 21. yüzyıla uygun hale getirilmesi için kullanmalıyız. İnsan ve insanlık yani insani değerler bu kurgu içinde her zaman yol gösterici olacak ve olmak durumunda.

Eğitime gönül vermiş biri olarak eğitimde verimliliği arttırmanın koşulları neye bağlıdır?

Dijital Yerliler kitabımda ele aldığım eğitim yöntemini geliştirmemizin nedeni, bilgiyi depolamanın önem taşıdığı sanayi toplumu eğitim sisteminin artık ihtiyaçları karşılamıyor olması. Bu nedenle yeni ve fark yaratacak bir eğitim paradigması oluşturmak günümüzün en önemli ihtiyacı. Bu paradigmayı yaratırken ortaya çıkan yenidünyanın ihtiyaçlarını ve sağladığı yeni olanakları iyi değerlendirmek ve doğru kullanmak gerekiyor.

Yenidünya, girişimciliğin gelişmesi için inanılmaz fırsatları barındıran bir ortam yaratıyor. Her şeyin demek abartılı kabul edilebilse bile birçok şeyin değişmekte olması, girişimciliği öne çıkarıyor. Her şeyi değiştirmese de her şeyi etkileyen bu değişim dalgası, bir stratejik yapılanma ihtiyacı yaratıyor.

Bu girişimcilik geninin içinde olduğu DNA’nın bir diğer geni de STEM olmak zorunda. Hatta STEM’in –İngilizce’deki karşılığından yani kök hücre anlamına gelen stemcell’den yola çıkarak- bu dünyanın kök hücresi olduğunu kabul edebiliriz. Bu tanımlamanın bir ileri aşaması olarak günümüzde buna sanatın eklendiği yeni bir terimden bahsetmemiz gerekiyor. Mevcut eğitim sistemimizde STEM’e çok büyük önem veriliyor.

STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics – Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) uzun süredir geleceğin dünyasını şekillendirecek insanları yaratma formülü olarak geliştiriliyor. Buna sanatın A’sının (Art) eklenmesi ile STEM+A’ya ya da STEAM’e ulaşıyoruz. İngilizce’de buhar anlamına gelen ‘steam’, sembolik olarak ilk sanayi devrimini yaratan buhar gücüne ve buhar makinesine işaret ediyor. Belirsizliğin yüksek ve değişimin şiddetli olduğu dijitalleşme çağında çıkış yolunu bulmak için daha önemli hale gelen ilhamın yeni sistem içindeki göstergesi, bu A harfi.

Bu harf dizileri bile kendi içinde yeni insan tipinin çokdisiplinli olması gerektiğinin şifresini barındırıyor. Bu şifre, gelecek ile ilgili kurgu açısından da önem taşıyor. Çokdisiplinli insanların bu gelişmeler içinde sahip olacağı rol büyürken, STEAM eğitimlerinin ortaya çıkaracağı bu insanların topluma kök hücre olarak eklenmesiyle toplumsal gelişme mümkün olacak. Zaman içinde bu şekilde eğitilmiş kişilerin sayısının artması, gelişme ve rekabet gücünün ileri taşınmasını sağlayacak.

Dünyada eğitimde hızlı bir dijitalleşme söz konusuyken ülkemizdeki dijitalleşmeye bakış açısını nasıl buluyorsunuz?

Dijitalleşme ile gelen yeni ve büyük değişimin gerektirdiği insan kaynağını ve daha önemlisi insanı yaratmak için bu değişimin köklü bir biçimde gerçekleştirilmesi gerekiyor. İnsan ile teknolojinin birbiriyle bütünleştirilmesi ve insanın teknolojiyi anlar, kullanılır ve geliştirir hale gelmesi, bu değişimin en temel özelliği olmak durumunda. Okullar bunun içinde bir platform olarak çok önemli bir yere oturuyor. Bir araya getirdiği ve hizmet ettiği kitle düşünüldüğünde, okul yönetimlerinin müşterilerinin sadece öğrenciler değil, onların ailelerini ve öğretmenleri de kapsayan geniş bir kitle olduğu görülüyor. Bu kitleyi oluşturan unsurların her birinin taleplerinin ve ihtiyaçlarının farklı olması, okul yapısının da buna göre kurulmasını gerektiriyor. Öğretmenler, öğrencilerinin özelliklerini bilen ve onlara en uygun eğitimi kurgulaması gereken kişiler olarak bu sistemin içinde yer alıyor. Aileler, çocuklarının iyi bir eğitim almasını ve hatta diğerlerinden daha iyi bir eğitim alarak hayata bir adım önde başlamasını istiyor. Öğrenciler ise gelecekteki rollerine iyi hazırlanırken bunu arkadaş çevreleri içinde yapmanın ve içine girdikleri dünyada kabul görmenin peşinde.

ABD’li yazar Malcolm Gladwell, okul yönetimlerinin hem öğrencileri hem de öğretmenleri tanıyarak en ideal öğretim eşleşmesini oluşturmasının kritik önemde olduğunu belirtiyor. Bu uyumun sağlanması, kurulan eğitim sisteminin başarısı için kritik önemde. Daha büyük ölçekte ise, ekosistemin doğru kurulması ve verimli bir şekilde yönetilmesi başarının sihirli formülünü oluşturuyor.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Geçtiğimiz iki senedir devam etmekte olan salgın nedeniyle eve kapanmanın iyi taraflarından biri, daha önce okumaya fırsat bulamadığım ama hep aklımın bir köşesinde duran ve yer yer beni dürten kitaplardan bazılarını okuma fırsatı bulmam oldu.

William Trevor’ın Yağmurdan Sonra’sı, Juan Rulfo’nun öykülerinin toplandığı Kızgın Ova, Faydasızlığın Faydası: Manifesto / Nuccio Ordine, Flexner’in ‘The Usefulness of the Useless Knowledge’ (Faydasız Bilginin Faydası) son okuduklarım.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Yazar özgürdür. Bence yazara öneride bulunmak özgürlüğünü kısıtlamak oluyor. Ayrıca öneri ve yardımlarla yazılanlar yazarın özgünlüğünü de yok ediyor. Yazmak için yetenek yeterli değil. Kültür alt yapısı gerekiyor. Özgün duygu, düşünce üretmek gerekiyor ve dolayısı ile çok okumak lazım.

 

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Ülkemizde okuma oranları ne yazık ki çok düşük. Halbuki ancak çok okuyan, düşünen, sorgulayan bir genç nesil ile ülkemiz 21. yüzyıla liderlik edecek nitelikli insan gücüne sahip olabilir. Gençlerimizi bu yöntemlerle eğitirken toplumun geri kalanına da okuma zevkini kazandırmalıyız. Böylece toplumsal eşitliği sağlayabiliriz.

Ülkemizde ne yazık ki her 100 gencimizden 62’si bu ülkeden gitmek istiyor. Gençlerimiz bizim geleceğimiz ve geleceğimiz olan bu gençler ülkemizden umudu kesmiş durumda. Çünkü gençler açtığımız üniversitelerin, verdiğimiz diplomaların iş hayatında bir karşılığı olmadığını düşünüyorlar.

Pandeminin de etkisiyle yeni bir değişime doğru yol aldığımız bu dönemde Heraklitos’un da “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” sözüne atıf yaparak bu değişimlere ayak uydurmak için eleştirel düşünme, takım çalışması, doğru bilgiyi bulma, zorlu sorunları çözme, yaratıcı düşünme ve duygusal zekâmızı geliştirme becerilerine sahip olmamız gerektiğine dikkat çekmek isterim. Bu becerileri geliştirmek mümkün, ancak doğru eğitim yöntemleriyle ve çok okumayla. 2020 yılında küresel çapta yaşadığımız pandemi bizi bu eğitim yöntemlerine hızla adapte olmaya teşvik ederken yeni eğitim modellerini değerlendirmemiz ve tek tip insan yetiştirmek üzere kurulan, yaratıcılığı değil ezbercilik ödüllendiren geleneksel eğitimden çıkarak, bireyin kendi kendisini geliştireceği, birbirinden öğrenmenin sağlandığı, öğretmen ve eğitimcilerin koç/kolaylaştırıcı oldukları eğitim modellerine geçmek gerektiğini ortaya koydu.

Ben ülkemizin gençlerine, onların girişimci ruhuna, azmine, aklına, insanlığına sonsuz güveniyorum. Hep birlikte başaracağız.

 

Değerli Zeynep Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

 

 

 

410 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır

Warning: file_get_contents(): http:// wrapper is disabled in the server configuration by allow_url_fopen=0 in /home/gccezzjx/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/lib/kurlar.php on line 38

Warning: file_get_contents(http://api.habermatik.net/v3/d/index.php): failed to open stream: no suitable wrapper could be found in /home/gccezzjx/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/lib/kurlar.php on line 38
DOLAR
EURO
BIST
ALTIN

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2021 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle