YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Ruh Göçü” kitabıyla tanıdığımız “Erge İmre” var.
Merhabalar Erge Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhaba Hakan Bey, davetiniz için ben teşekkür ederim. 20 Ekim 1986 doğumluyum. Kadıköy, İstanbul’da yaşıyorum. Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mütercim-Tercümanlık mezunuyum. Ek olarak Fransa’nın Nice kentinde dil eğitimi aldım. Fransızca ve İngilizce’den çeviriler yaptım. Yedi yılı aşkın süredir bir turizm şirketinin yurtiçi turlar departmanında çalışıyorum. Seyahat etmeyi, farklı yerler görmeyi seviyorum. Elimden geldiğince sokak hayvanlarıyla ilgilenip yaşamlarını kolaylaştırmaya çalışıyorum. Uzun zamandır aklımda olup geri planda bırakmış olduğum hayal dünyamı başkalarıyla paylaşma fikri de artık gün yüzüne çıktı. Bir dönem senaryo yazarlığı eğitimi aldım. Ancak ana karakterlerle empati kurabilmek, onlar adına düşünebilmek, duygu ve düşüncelerini aktarabilmek adına roman yazmak bana daha cazip geldi. Şimdilik yayınlanmış bir kitabım var fakat yazmaya devam ediyorum. Zaman içinde farklı konular ve kitaplarla bu alanda da yol almaya devam etmeyi planlıyorum.
“Ruh Göçü” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Kitap, 1448 yılı Amboise’da cadı avıyla başlıyor. Orta çağ kurallarına göre cadı olduğu gerekçesiyle öldürülen bir kadına ait öfkeli ruhun çağlar boyu farklı bir yöntemle reenkarne oluşu ve günümüze kadar gelişinin hikayesi diyebiliriz. Her çağda farklı yaşam koşullarıyla farklı hayatlara dokunarak ilerleyen fantastik, korku, gerilim, merak, aşk ve reenkarnasyon unsurlarını bulabileceğiniz bir kitap oldu. Amboise, Paris ve İstanbul’da günümüz ve geçmiş iç içe geçiyor. Sonlara doğru sır perdeleri aralanıyor. Öfkeli ruhun tabi ki bir amacı var. Amacına ulaşabilecek mi? Hep birlikte öğreniyoruz.
Kurgusal bir roman yazmışsınız. Roman yazmanın zorlukları nelerdir? Bu konuda en çok nerede zorlandınız?
Kitabı yazmaya başlamadan önce kurguyu kafamda kurmuştum. Ana hatlarıyla karakterleri ve yaşanacak olayları küçük notlarla yanıma almıştım. Ancak yazma aşmasına geçtikten sonra beni bile şaşırtan hiç beklenmedik olaylar da yaşanmaya başladı. Ana konudan uzaklaşmadan o an ki ruh halime göre kitap yeniden şekillendi. Yazdıkça aklınıza farklı seçenekler gelmeye başlıyor ve yolu yazan kişi belirliyor. Bu çok güzel ve zevkli bir olay. Hiç zorlanmadım diyebilirim. Oldukça keyif aldım.
“… içinizdeki en karanlık korkularla yüzleşeceksiniz.” Kitabınızda nasıl bir yüzleşme bizi bekliyor?
İnsanlar en çok bilinmeyenden korkar. Öldükten sonra ruhlar alemine geçiş ve dünyaya geri dönüş esnasında ana karakterin başına gelen olaylar için kitapta oldukça fantastik yeni bir dünya yaratıldı. Aslında bu kitap sadece korku üzerine değildi. Orta çağ ve 1.Dünya Savaşı’na dair o zamanki hayatları yansıtabilmek adına bilinmeyenler üzerine çok fazla araştırma yapmıştım. Dolayısıyla kitapta sosyal içerik, aşk, empati, savaş pek çok farklı unsur vardı. Fakat okurları en çok kendine çeken orta çağ cadısının hayaleti oldu. Ülkemizde korku romanı seven büyük bir kitle var. Okurlardan çok güzel geri dönüşler aldım. Korkmayı seviyorlar. İkinci kitapta daha da fazlasını isteyen yorumlar aldım. Bu yüzden okurları kırmayacağım. Kendilerini daha fazla korku ve gerilimle yüzleştirmek için şu an hazırlık yapıyorum.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Her tarz kitap okuyorum. Türk ve Dünya edebiyatını takip ediyorum. Türk Edebiyatı’nda çok değerli yazarlarımız var. İsim saymaya başlarsam sayamadıklarıma haksızlık etmiş olacağım. Yine de ilk gençlik yıllarım daha çok Osman Aysu, Elif Şafak, Ahmet Ümit, Zülfü Livaneli kitaplarıyla geçti diyebilirim. Şu an korku ve polisiye türüne daha yatkınım. Günümüzde benim tarzıma en çok hitap eden ve takip ettiğim yazarların başında Jean Christophe Grangé, Josh Malerman ve Stephen King geliyor. Ayrıca Alex Michaelides’in Sessiz Hasta kitabını da çok başarılı buldum. Kendisini de bundan sonra takip listeme alacağım. Aslında bir kitabın arka kapak yazısı ilgimi çekerse yazarını hiç tanımıyor olsam bile alıp okuyorum.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Ben yazmanın özel bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Geniş bir hayal dünyasına sahip olduktan sonra insanın aklına aynı anda onlarca senaryo gelebiliyor ve geriye sadece hangisini seçsem daha ilgi uyandırıcı olur diye seçim yapmak kalıyor. Bu yüzden ne yazacağını bilemeyenlerin bence daha farklı alanlara yönelmesi gerekir. Yaratıcı zekaya sahip, tasarladığı konuya hakim ancak kağıda dökemeyenler için tavsiyem olabilir. Akıcı ilerleyebilmek, geçişlerde zorlanmamak ve mantık hatalarına düşmemek için yazmaya başlamadan önce çok okumak gerekiyor. Bir de yazmak istikrar gerektiren başlı başına bir iştir. Araya farklı işler girer ve yazmaya bir süre ara verirseniz yazdığınız konudan kopmanıza sebebiyet veriyor. Tekrar adapte olup kaldığınız yerden devam edebilmek için bazen haftalar geçmesi gerekebiliyor. Yazmaya hevesliyseniz yazmak için boş zaman beklemek değil, boş zamanı yaratmak lazım.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Ülkemizde okuma seviyesinin oldukça düşük olduğuna dair yaygın bir inanç var. Fakat okumayı oldukça seven inkar edilemez bir kitle de var. Özellikle kitap fuarlarına gençlerin yoğun ilgisi olduğunu görüyorum. Umut verici. Televizyon izlemek, cep telefonuyla oyun oynamak kendilerine daha eğlendirici geliyor olabilir. Ancak kitap okumak sadece vakit geçirmek için yapılan bir aktivite olmayıp kişisel gelişime de büyük katkı sağlıyor. Bunun insanlara küçük yaşlarda öğretilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu alışkanlık bir kez kazanıldı mı ilerleyen yaşlarda da süre gelen vazgeçilmez bir dinlenme, bilgi edinme ve güzel vakit geçirme kaynağı oluyor.
Değerli Erge Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben teşekkür ederim Hakan Bey. Sizin de yapmış olduğunuz çalışmalarda başarılarınızın devamını diliyorum.























