Yaş Almak mı, Yaşlanmak mı? EBRU OĞUZHAN YETER
Yaş almak ile yaşlanmak arasındaki fark, insan hayatının en sessiz ama en derin yol ayrımlarından biridir. Takvim yaprakları eksildikçe yaşımız artar; bu kaçınılmazdır. Beden zamanla değişir, bunu saklamak mümkün değildir. Ancak ruh, kendiliğinden yaşlanmaz. Yaşlanmak çoğu zaman bedenin değil, zihnin ve ruhun pes etmesiyle başlar.
Bu noktada eğitim ve ekonomik koşulların belirleyici rolü göz ardı edilemez. Her birey aynı imkânlara sahip değildir. Bu nedenle yaşlılık, sadece bireysel bir süreç değil, aynı zamanda bir kamu politikası meselesidir. Yaş almış bireylerin hayata katılımını desteklemek, onların birikimlerinden faydalanmak ve güvenli bir yaşam sunmak, toplumun ortak sorumluluğudur.
Her yıl kutlanan Yaşlılar Haftası, yalnızca ileri yaştaki bireyleri hatırlamak için değil; yaşlılığa bakışımızı sorgulamak için bir fırsattır. Çünkü yaşlılık, kenara itilmiş bir dönem değil; birikimin, deneyimin ve hikâyelerin en yoğun olduğu zamandır.
Bugün “üretmek” denildiğinde akla çoğunlukla gençlik, hız ve dinamizm geliyor. Oysa üretmek yalnızca fiziksel güçle sınırlı değildir. Bir fikir üretmek, bir deneyimi aktarmak, bir genci doğru yönlendirmek de üretmektir. Hatta belki de en değerlisi budur. Yılların süzgecinden geçmiş bir akıl, çoğu zaman en hızlı çalışan bedenden daha kıymetlidir.
Modern hayat, ne yazık ki yaş almayı bir eksilme gibi göstermeye meyilli. Oysa her yaş, insanın kendine eklediği bir katmandır. Gençlik bir başlangıçsa, yaşlılık bir tamamlanmadır. İnsan yıllar geçtikçe azalmaz; aksine çoğalır. Anı biriktirir, anlam derinleştirir, bakışını genişletir.
Asıl mesele, yaş alırken üretmeye devam edebilmektir. Üretmek; çoğalmak, iz bırakmak ve hayata değer katmaktır. Meslekten emekli olunabilir ama hayattan emekli olunmamalıdır.
Sağlıklı yaş almanın temeli ise basittir ama ihmal edilir: dengeli beslenmek, sosyalleşmek ve mutlaka bir uğraşı sürdürmek. Merak etmeyi bırakmamak, öğrenmeye devam etmek ve paylaşabilmek… Eğer bunları hâlâ yapabiliyorsak, henüz yaşlanmamışız demektir.
Yaşlılar Haftası vesilesiyle kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten yaş mı alıyoruz, yoksa yaşlanıyor muyuz?
Unutmamak gerekir ki bir toplumun gerçek zenginliği, gençlerinin enerjisiyle değil; yaşlılarının bilgeliğiyle ölçülür. Onları yalnızca hatırlamak değil, anlamak ve hayatın içinde tutmak ise hepimizin sorumluluğudur.






















