TARTMA BENİ EY AŞK!
Sevgili Dostlar,
Aşkın büyülü dünyasında gönül kuşları pervaz eder durur. Aşktır hayata bağlayan insanı, ya da insanın taşıdığı değerin adıdır aşk. Kimisi mecazi kavramların arkasından anlatır derdini, kimisi uluorta bağırıverir.
Herkesin bir aşkı vardır. Aşk herkesin başında duman duman tüter. İçimizden bazılarının “Ben aşka inanmam” dediğini çok duymuşsunuzdur. Aşkı mecazi ilişkiler yumağının merkezine oturtmaya kalktığımız zaman yanılırız. Yanlış yaparız. Aşk kendi iklimlerinde boy atıp serpilir. Zaman olur sırlarını savurur rüzgârın hızıyla ötelere, zaman olur korunmaya muhtaç bir kaplumbağa gibi gizler kendisini kabuğunun içine.
Neden hepimizin aklına ilk önce mecazi kavramı gelir ki aşkın? Yani iki kişinin arasındaki gönül ilişkisinin ötesine taşınamayacak kadar fukara mıdır aşk? Elbette hayır. Ne var ki günümüzde basın yayın araçlarının hemen hemen hepsinde vurgulanmak istenen mecazi aşkın varlığıdır. İzlediğimiz diziler, okuduğumuz kitaplar, yaptığımız muhabbetler hep aşkı anlatır; anlatır anlatmasına ama sadece mecazın sırtında bir yük gibi dolaşır dillerde.
Herkesin bir aşkı vardır dedim. Kiminin ufkunu çepeçevre sarmalayan karşı cinsten birisi olsa da, kiminin aşkı çok daha alışık olmadığımız türden değerler olabilmektedir. Makam aşkı, kariyer aşkı, para aşkı, mal-mülk aşkı vs.
Günümüzün en moda aşk kavramı, sanırım, kendi istikbalini sağlama alabilmek umuduyla başkalarına iftira atabilme, başkalarını fertlerin ve de toplumların gözünde küçük düşürebilme yarışında, kazanan adam olabilme derecesine düşmüş durumda.
Daha dün “sır” kavramının mahremiyeti uğruna candan, canandan geçebilen insanımızın, bugün “sır satmak” için bazılarının gölgelerine bile aşk beslediklerine şahit oluyoruz. Mahremiyeti olur aşkın. Aşk mahremdir. Neye, niçin duyulursa duyulsun, üçüncü kişilerin kulalarına ulaşan aşk, kendi mahremiyetini kaybetmiş demektir.
İnsan bu dünyaya bir kez gelir. Yaşadığı o hayat için, o hayatın daha huzurlu ve daha güvenli bir şekilde sürmesi için bazı şeylere göz kırpması gerekir. Ancak orta malı gibi herkesin bilgisine sunulan hayalin özel olma lüksü kaybolmuş demektir. Öylesi ortamlarda aşktan söz etmek hiç doğru olmaz, olamaz. Aşk gözleri kör eder derler. Olması gereken de o olmalıdır aslında. Bir şeye âşık olunca cihanın tüm değerlerine yabancılaşabilmektir aşk. Aşk bedel ödetir. Kimi zaman uykusuz geceler yaşatır insana, kimi zaman gırtlağına kadar çamura batırır insanı.
Aşk insanı tartar. Zordur aşkın sınavında başarılı olabilmek. Aşk sadece yaşanır, anlatılmaz. Objektifler huzurunda, mikrofonlar aracılığı ile uzak şehirlerde yaşayanlara duyurulmaya çalışılmaz.
Aşk yaşanır ve de yaşatır. Makam aşkı için, para – pul aşkı için değişenleri görebilirsiniz çevrenizde. Aslında aşk insanı pişirir, hamlıktan kurtarır. Bunun adına ister makam deyiniz, ister mal- mülk, servet deyiniz netice değişmez. Aşk sadece yaşanır. Âşıkla maşukun sırlarını koynunda büyütür aşk. Bazen yastığa düşen birkaç damla gözyaşıdır, bazen bir madalyayı öperken titreyen bir çift bacaktır aşk.
Bir ozanın elinde saz, bir sufinin gönlünde nazdır aşk. Zordur onun sınavını geçebilmek. Zaten o sınavı geçemeyen milyonlarca insan kuşatmıştır çevremizi. Gözyaşları sel olup akmaktadır.
Aşk âşığı canlı tutar. Âşık hedefine koşan bir ok gibi, yörüngesinden sapmadan menzile varabilmelidir.
Gelin, şimdi aşklarımıza seslenelim ve diyelim ki: Tartma beni ey aşk! Muasır medeniyetler seviyesini yakalayabilmem için daha birçok icraata âşık olmam gerekiyor. Yani ey aşk, seninle daha çok işimiz var. Gel, sen bizi bu bozuk yollarda toz toprak içinde bırakma!
Muhabbetle kalınız…




















