Sessizlik !! Ebru Oğuzhan Yeter
Herkesin bildiği ama kimsenin söylemediği gerçekler her zaman vardır . Ortadadır, açıktır, hatta neredeyse dile gelmek üzeredir… ama bir türlü söylenmez. Çünkü “kral çıplak” demek, çoğu zaman gerçeği görmekten değil, onu dile getirmekten korkmamızla ilgilidir.
İnsanlar yanlışın parçası oldukları için değil, kaybetmekten çekindikleri için susar. İşini, çevresini, düzenini, çıkarlarını, … Kısacası bugününü. Çünkü bugünün riski, yarının belirsizliğinden daha ağır gelir. Bu yüzden sessizlik, bir tercih değilmiş gibi yaşanır; oysa çoğu zaman bilinçli bir vazgeçmedir. Güçten ve güçlüden yana olmaktır.
Sessizlik ilk anda korur. İnsana dokunulmazlık hissi verir. Ancak gerçekler sustukça yok olmaz; sadece bekler. Ve bekleyen her sorun, zamanı geldiğinde daha sert dönüş yapar. O zaman da kaybedişler bireysel değil toplumsal olur.
Asıl mesele şu: Sessizlik bulaşıcıdır. Evde başlar, sokakta büyür, toplumda yerleşir. “ Aman Sorun çıkarma” diye diye, sorunların kendisi büyütülür. “Aman benden bilmesin” diye göz yumulanlar kar topu gibi büyür. Herkes çoğunluğa uyar; ama o çoğunluk da zaten korkudan susuyordur.
Bir noktadan sonra yanlış, yanlış gibi görünmemeye başlar. Haksızlık sıradanlaşır, adaletsizlik alışkanlığa dönüşür. Doğruyu söyleyen ise garipleşir. Etiket bellidir: “Sorun çıkarıyor.”
Oysa gerçek çok daha basittir. Herkes farkındadır. Ama herkes, tek başına kalmaktan çekinir. “Ben neyi değiştirebilirim ki?” cümlesi, en yaygın sığınaktır. Ve tam da bu yüzden hiçbir şey değişmez. Bugüne kadar mücadele ettiğimiz alanlarda neyi değiştirebildik ? diye bir soru soruyorum cevap. “HİÇBİR ŞEYİ”
Bugünü korumak için susmak, yarını kaybetmenin en sessiz ve tehlikeli yoludur. Çünkü gerçeğin bastırıldığı yerde güven kalmaz. Adalet zayıfladığında ise kimsenin sahip olduğu şey gerçekten güvende değildir.
Sessizlik büyüdükçe yanlış güçlenir. Yanlış güçlendikçe sessizlik derinleşir. Bu döngü, eninde sonunda herkesi yakalar ve en derinden yaralar.
Yine de tarih hep aynı şeyi gösterir: Değişim kalabalıklarla değil, önce birkaç kişinin sesiyle başlar. O ses çoğu zaman yalnızdır ama gerçektir.
Sonunda dönüp aynı soruya geliyoruz: İnsan neyi kaybetmekten daha çok korkar ? Sessizlik ne zaman tehlikeli olamaya başlar ? Ya da; insan önce neyi düşünmelidir ?
Rahatını mı, yoksa geleceğini mi?





















