EVET, NEDEN?
Yaratılışla sahip olduğumuz hasletlere, huylara, mizaçlara fıtrat diyoruz. Tabiatı gereği çok yavaş konuşan bir insanı zorlasanız bile seri, süratli, ateşli konuşturamazsınız. Bütün anneler, evlatlarına karşı akıllarıyla değil, fıtratlarıyla sevgi ve şefkat doludur.
Bütün insanlar başarılarıyla övünürler. İşinde başarılı olma isteği bütün insanların ortak duygusudur. Hele yaptığımız işin büyüklüğü kendi çevrenizi veya ülkenizi aşmış ise memnuniyetiniz o kadar fazla olacaktır. Tarih boyunca unutulmaz işler başaran nice insanlar olmuştur. Bu insanların isimleri yaptıkları işle beraber anılmıştır. Bir icat yapan, bir buluş bulan, bir eser yazan, bir harp kazanan, bir devlet kuran, bir kanun koyan, bir devrim yapan, bir roman yazan, bu başarılarının hemen yanına kendi isimlerini koymuşlardır ve yaptıklarına sahip çıkmışlardır. Sahibi belli olmayan bir buluş bir icat söyleyemezsiniz.
Her eser sahibiyle anılır. İnsanda yaptığı başarıya sahip çıkma duygusu inkâr edilemez. Bu bir annenin evladını sevmesi gibi fıtri bir duygudur. Bu gerçeği hafızamızda tutarak Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (aleyhissalatü vesselam) ikilisine bir bakalım. Kur’an-ı Kerim, nazil olduğu devirde dost düşman herkese meydan okumuş: “ İsteyen benim benzerimi yazsın. Tek başınıza yazamazsınız, birbirinize yardım ederek yazın. Tamamını yazamazsanız, hiç olmazsa bir suresini yazın.” İddia bu. Aradan tam 14 asır geçti, ama Kur’an-ı Kerim, fen ve edebiyattaki gelişmelerden hiç etkilenmedi. Aynı iddia bugünde geçerlidir.
Asırların geçmesiyle daha da güçlenen, daha da gençleşen bir kitap Kur’an-ı Kerim. Bugünkü medeniyetin kurucuları “ İnanmıyoruz “ demelerine rağmen Kur’an-ı Kerim’i referans bir kitap olarak değerlendiriyorlar. Asırların gözdesi böyle muhteşem bir kitabı beşeriyet, Hz. Muhammed (s.a.v) ile tanıdı. Hz. Muhammed (s.a.v) de bir insandı. Newton’da, Benjamin Franklin’de var olan duygular Hz. Muhammed’de de (s.a.v) vardı. Böyle taklit edilemeyen bir esere Hz. Muhammed (s.a.v) niçin kendi adına sahip çıkmamış?
Allah aşkına bir düşünün: Dünya çapında bir olayın kahramanı olsanız neler hissedersiniz? Lütfen bütün samimiyetinizle bu sorunun cevabını kendi vicdanınıza verin. Vicdanınızdan aldığınız cevabın yardımıyla tekrar Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (s.a.v) ikilisine yeniden bakın.
“ Kur’an, Allah’ın kelamı değildir “ diyenler, Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir insan olduğunu unutuyorlar mı? Milyonlarca insanın feyiz aldığı bir kitabı bizzat Hz. Muhammed (s.a.v) kendi yazmış olsa kendi eserine neden sahip çıkmasın? Gidin bütün kitap yazmış müelliflere sorun, yazdıkları kitapların baskıları arttıkça ne kadar sevinirler, ne kadar memnun olurlar bir öğrenin.
Hz. Kur’an gibi, her ırktan, her milletten okuyucusu olan, baskıda rekoruna erişilmeyecek düzeyde bir kitabın yazarı bizatihi Hz. Muhammed (s.a.v) kendisi olsaydı neden kitabına sahip çıkmamış olsun? Hem Hz. İsa (a.s) İncil’e, Hz. Musa (a.s)Tevrat’a sahip çıkmamış ve diğer bütün peygamberler kendilerine gönderilen kitaplara sahip çıkmamışlar. Bütün peygamberler, bizler gibi yiyip içen birer insan değil miydi? Onları bizlerden farklı davranışlara iten hâşâ akıllarının bizden az olması mıydı?
Bizler itiraf edelim ki, ömür boyu söylediğimiz yalanları toplasak hepsinden bir ansiklopedi meydana gelir. Oysa yaşadığı toplumda şakadan da olsa bir yalanı görülmeyen Hz. Muhammed (s.a.v) , Kur’an-ı Kerim’i Allah’ın kelamı olarak bildiriyorsa ona inanmakta neden zorlanıyoruz? Neden oturduğumuz yerde evhama kapılıyoruz, şüphelere giriyoruz, akılsız aklımıza hem dünyamızı hem ukbamızı zehirliyoruz?
Evet, neden?…
Allah’ın Selam’ı, Rahmeti, Mağfireti ve bereketi üzerinize olsun…





















