MORTIRNAKLARIN CENNETE YOLCULUĞU
05.04.2015 tarihinde saatler 08.30 u gösterirken grup liderimiz Yusuf Ceran önderliğinde elli iki arkadaşımız ile birlikte araçlarımızdaki yerimizi alıyoruz. Yürüyüş öncesinde yaklaşık 40 dakikalık araç yolculuğumuzu müzik eşliğinde ve arkadaşlarımızla haftanın değerlendirmesini yaparak geçiyoruz. Yürüyüş için hedeflenen Boğaziçi köyüne ulaşıyoruz. 12 km.lik zorlu parkur öncesinde gerekli olan hazırlıklarımızı yaparak botlarımızın bağlarına kadar kontrol ediyoruz… ve beklenen an geliyor yürüyüşümüz start alıyor. Muhteşem doğanın içinde saklı bir cennet var adeta. Tabiat çıplak korunmasız halinden utanırcasına yeşillere bürünmüş. Hepimiz biliriz ki insanlar giysileri ile daha güzeldir. Bahar çiçek desenli giysilerini giymiş bir çocuk edasıyla coşkulu. İlk durağımız Kalabantia ( Korsan) Koyu. İsminin dışında bir huzur var burada. Sürekli inişteyiz. Bir hafta önce yağmur altında yürüdüğümüz 12 km.nin acısını çıkartmak istercesine yüreklerimizi ve bedenlerimizi ısıtan güneş tüm görkemiyle gösteriyor gülümseyen yüzünü. Oysa ki bir hafta önce ne kadar da çok ıslanmıştık değil mi ?. Hiçbirimiz neredeyse mataralarımızdaki sudan bir yudum dahi almadan bitirmiştik parkuru. Rengarenk kır çiçekleri, masmavi deniz ve sandal ağaçları birbirini kovalıyor koyda. İlk molamızı veriyoruz grubun toparlanması ve birazda dinlenmek için. Her zaman önlerde yürürken görmeye alışık olduğumuz grup arkadaşlarımızdan güneşin oğlu Erol bey dikkatimizi çekiyor. Bu hafta arkalarda. Savaşta su almış bir gemi edasıyla süzülerek geliyor. Merakımızı yenemeden soruyoruz. Yeni aldığı ayakkabılarına alışmaya çalıştığını söylüyor. Çok para vererek aldığı vibran tabanlı, eldiveni anımsatan ilginç tasarım ayakkabılarının yürüyüş için uygun olmadığını söylemekte geç kalıyoruz. Grup liderimiz Yusuf CERAN’ın sonradan fark ettiği bu ayakkabılarla yürüyüşü bitiremeyeceğini duymak güneşin oğlu Erol beyi biraz üzmüş olsa da; tekneden başka bir ulaşım aracının olmadığı yerde yapılabilecek fazla bir şeyde yoktu aslında. Muhteşem doğanın güzelliklerini sindire sindire yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu arada bizi etkileyen yerlerin fotoğraflarını çekmeyi de ihmal etmiyoruz. Her inişin bir de yokuşu vardır değil mi sevgili arkadaşlar. Şimdi koydan çıkma ve tırmanma zamanı. Saklı bir cennetin olduğu Cennet Adasına doğru çeviriyoruz rotamızı. Gerçekten zor bir parkur. Önümüzde bizi nasıl bir yolun beklediğini bilmeden devam ediyoruz yürümeye. Bir inişteyiz, bir çıkışta. Kimi bir kayadan iniyoruz, kimi bir kayaya tırmanıyoruz. Ve beklenen yer. Cennet (Balartlı) Koyu… tek kelime ile büyüleniyorum. Burada yaklaşık 1,5 saat yemek ve denize girme molası veriyor liderimiz Yusuf CERAN. Bir hafta önceki parkuru yürürken ne kadar ıslandığımızı ve üşüdüğümüzü düşünerek güneşlenmeyi ve eşimle birlikte çay içmenin doyumsuz keyfine ulaşmayı yeğliyorum. Bazı arkadaşlarımızda sezonu açarak o muhteşem denizin doyasıya tadını çıkartıyorlar. Sonrasında yemeklerimizi yiyoruz ve demlenen çaylarımızı yudumlayarak güneşin ısıttığı bedenlerimize bir katkı da biz sağlıyoruz. Dostlarla hoş sohbetlerde yüreklerimizi ısıtıyor. Baharın gelişiyle yüreklerimizde uyandı ısınmaya başladı sanki. Tüm arkadaşlarımız pozitif. Sevgi dolu. Saygı ise her daim. Her zaman söylemişimdir “Sevginin olduğu yerde hayat vardır”. Lakin bu sözler yanlış ayakkabı kurbanı arkadaşımız güneşin oğluna pek tesir etmiyor gibi. Hepimiz kumun ve güneşin tadına bencilce bir eda ile varmaya çalışırken o ise ayaklarını deniz suyuna sokarak acısını hafifletmeye çalışıyor. Sonsuz hoşgörüsü olan bu arkadaşımıza takılmadan da edemiyoruz. Bende eşimle birlikte çıplak ayaklarla ellerimizde çay fincanlarımız eşliğinde el ele cennet koyunun saklı güzelliklerini ortaya çıkarma gayretiyle dolaşıyoruz sahilde. Birer fincan çay ikramı da grubumuzun sevilen ve sempatik çifti Asım-Birant Başaran’dan. Güzellikler söz konusu olunca ne de çarçabuk geçiyor zaman değil mi sevgili dostlar. l,5 saatlik süre doldu grup liderimizin düdük sesiyle birlikte bedenlerimizi ve ruhumuzu bıraktığımız o güzelim dünyadan istemeye istemeye ayrılıyoruz. Güneş, kum, deniz…. beraberinde kendilerini bile görmekte zorlandığım kuş sesleri. Bu güzelliklerden ayrılmak istemesek de, zaman hareket zamanı. Zorlu bir çıkış ve sonrasında kabak koyu ve yorgunluğumuzu atmak için yürüyüş bitiminde Mama’nın yerinde çaylar bizi bekliyor. Son 2 km. Kala grupta geri kalanlar olsa da mükemmel bir performans sergiliyor arkadaşlarımız. Tabi en arkada kalanlardan biri ; tahmin edilen kişi Güneşin oğlu Erol bey. Hayatında ilk kez arkada kalmanın üzüntüsünü ve çektiği acıyı gözlemlesek de grup içerisindeki uyumu, anlayışı ve dayanıklılığı nedeniyle kutluyoruz kendisini. Herkes yorgun, bir çoğu bitkin olsa da mükemmel bir parkurda mükemmel doğa, muhteşem bir bahar havası eşliğinde yudumluyoruz son çaylarımızı. İçimdeki çocuk çok yürümekten tükenmiş olacak ki uyumak istiyor ama eve dönme zamanı geldi. Araçlarımıza biniyoruz. Hayatın devamlılığı, sıhhatli,yaşanabilir bir ortam için doğayı sevelim ve koruyalım. Hayvanları da…Sevgiyle kalın….06.04.2015
Yazan Grup Üyesi : Sevgi CERAN
Fotoğraflar : Yusuf CERAN




























