MORTIRNAKLAR KARTAL YUVASINDA
Aylardan Mayıs günlerden pazar. Arkadaşlarla birlikte, dağlara ve doğaya kaçış. Kuş cıvıltıları, su şırıltıları yani huzur demek. Sabahın ilk saatleri, servis her zamanki dakikliğinde gözüktü. Sıcacık bir karşılama, Mortırnak ailesi olarak pazar sabahı bir araya gelmenin keyfi… Bir haftalık özlem bitti demek.
Her zamanki toplanma yerinde buluşuyoruz. Bu sefer biraz buruk, hüzünlü ve acılı olarak kalbimiz Soma da 301 maden şehidimiz için içimiz yanıyor. Yakamıza siyah kurdeleleri takıp, Kemer yönüne doğru yola çıkıyoruz. Saklıkent/Tlos yoluna döndüğümüzde orman bizi kucaklıyor. Doğanın o muhteşem görüntüsüne servislerin zorlanan motor sesleri eşlik ediyor. Ağır ağır ilerliyoruz. Baharı iliklerimizde hissediyoruz. Ağaçlar nazlı nazlı salınıyor. Erimiş kar sularının oluşturduğu dereciklerin içinden geçiyoruz. Bize aldırmadan gidiyor ta Saklıkente kadar.
Arsa Köye yaklaştığımızda bizleri elma bahçeleri karşılıyor. Şeftali, kiraz, üzüm bağları alıp götürüyor beni çocukluk anılarıma. Biran Amasya geliyor aklıma, misket ağaçları, Yeşilırmak, Akdağ ne kadar çok benzerlik var. Servisin durmasıyla bu yoğun duygulardan sıyrılıyorum. Yörüklerin göç telaşı başlamış. Koyun sürüleri hızımızı kesiyor. Kucaklarında yeni doğmuş ait oldukları yaylara doğru ilerliyorlar. İçimiz kıpır kıpır.
Küçücük bir gölcük karşılıyor bizleri her yer kar suyu, kuzu ve su seslerine bizim seslerimiz karışıyor. Yakalayabildiğimiz yavru kuzuları öpüp kokluyoruz. Bir kez daha kendime sen Allah’ın şanslı kulusun diyorum.
Önümüzde sıralanmış dağlar zirve ağlamaklı gri bulutlar sarmalamış, yine gözlerim doldu.
Hafiften bir yel değerken saçlarıma,
Yavaşça bir şeyler söylüyor kulaklarıma;
Hatırlattığı anılarıma Akdağların kar havasını, narpız kokusunu soluk soluk soluyorum.
Bir taraf çam, sedir, ardıç vadi yemyeşil, diğer taraf rengarenk endemik papatyalar, sanki gelin tacı. Küçücük bir kareye bütün bu güzellikleri sığdırmaya çalışıyoruz.
Sonunda zorlu bir tırmanıştan sonra ara mola yerine geliyoruz. Asırlık anıt sedirleri ağaçları bin yılın üstünde. Meyveler yeniyor ,anıt ağacı altında anıtsal pozlar veriliyor. Tekrar sedir ormanlarında yola koyuluyoruz. Seri zor bir tırmanış . Ulaştığımız nokta tam bir kartal yuvası. Tatlı telaş, başlıyor. Sucuklar pişirilecek, kar şerbeti yenecek.
Bir önceki yıl kar daha çokmuş eyvah diyorum ya hepsi eridiyse. Kar bulmak amacıyla vadiye doğru devam ediyoruz birkaç arkadaş. Yolda vazgeçip dönenleri görüyoruz. Kar çok yüksekte çıkılmaz deniyor.
Biraz zorlayınca sanki bizim için saklanmış küçük bir küme kar gördük. Sevincimiz görülmeye değerdi. Kara ulaştığımızda dağ keçilerini bir kez daha takdir ettim. Zorlu bir inişten sonra sağ tarafta hırçın hırçın akan şelaleye yöneldik. Eriyen kar sularından oluşmuş zirvenin 3025m olduğu düşünülünce kat ettiği yol hayrete düşürüyor. Kar sularının oluşturduğu hızla akan şelalenin altında birlerini görüyorum sanki . Bu ne ! Bir Mortırnak buz gibi suyun tadını çıkartıyor 1850m de.
Kamp ateşimizin başına zafer kazanmış komutan edasıyla dönüyoruz. Elimizde topladığımız kar poşetleri . Sucuk ziyafetinden sonra pekmezler çıkartılıp garsambaçlar (kar şerbeti) büyük bir iştahla yeniyor.
Oturduğum yerden etrafımı hayran hayran inceliyorum. Sedir ve ardıç ağaçları tarihe şahitlik yapmış her biri anıt ağaç büyüklüğünde bazıları yanmış 1954 yazında bir Pakistan uçağı düşmüş tepelere. Belki de onun izleriydi zirvede gözüken siyah taşlar.
Biraz buruk bir şekilde iniş başladı ayrılamıyor insan bu güzellikten.
Başı dumanlı Akdağlar,
bulutlara güven olmaz,
çiçeklere benzer duygular
gönüllerde yıldız yıldız…
Açılır meyve olur, ağaç olur, nesiller dinlenir gölgesinde kendi hayatları için çocukları için doğayı korumak zorundayız, doğa iyiyse bizde iyiyiz.
Araçların bulunduğu noktaya ağır ağır ve yorgun bir şekilde ilerliyorduk. Sabah araçlarla geçerken Bağlağaç köylülerinin 4km mesafeden getirdikleri su ve yapılan kulübe için şükür yemeğine davet edilmiştik. Dönüş biraz geç olunca yemek kalmamış ama gönlü zengin köylülerimiz Mortırnaklara, yemeğimizi yedirdik. Size de bir çayımız nasip olsun diye davet etti. Kazanın dibinde kalan keşkeği Nuray hanımla Selma hanım bitirince bulaşık işini de Nurten arkadaşımıza havale etmişler. Çoban çeşmesinde kaptanımızın hazırladığı kahve ve çayla sedir ağaçların altındaki çimlere uzanarak Fethiye’ye dönmek istemedik adeta…
Tekrar görüşmek dileğiyle Paşabendi…
Yazan Berrin OĞUZ KALINURGAN Düzenleme ve Fotoğraf: Yusuf CERAN
































