MORTIRNAKLAR KALKAN-KAŞ ANTİK LİKYA YOLUNDAYDI
Hemen hemen her Pazar günü olduğu gibi 15 Mart günü de doğa ile kucaklaşmanın heyecanı içerisinde toplanma noktamız olan Merkez Saliha Sultan Pastanesi’nde arkadaşlarımızla buluşup yürüyüş güzergahımızın başlangıç noktası olan Sarıbelen Köyü’ne doğru yola çıkıyoruz. Kalkan’dan geçerken hepimizin ortak düşüncesi buranın giderek tepelere doğru genişlediği ve yeni yapılmakta olan evlerin çok fazla olmasıydı. En tepeye, en güzel manzaraya sahip olma yarışı içindeler sanki. Duyarlılığını yitirmemiş her doğasever gibi yeşil katliamına üzülerek ve hayıflanarak, bir dahaki sefere bu halini bile göremeyeceğimizi bilerek küçük bir mola vererek fotoğraflar çekiyoruz.
Sarıbelen Köyü’ne ulaştığımızda son hazırlıklarımızı yapıp bugünkü serüvenimize başlıyoruz. Sağımızda küçük ve sevimli bir köy ile eşsiz deniz manzarası, solumuzda baharın gelmeye başlamasıyla yeşilin bin bir tonundaki makiler ve çalılıklar…
Hafif bir yokuş tırmandıktan sonra ilk meyve molamızı veriyoruz. Fotolar çekiliyor, çaylar içiliyor keyifli keyifli…
Tekrar yola koyuluyoruz. Yeni yeni yeşermeye başlayan çimlerle kaplı bir düzlük karşılıyor bizi. 4-5 tane cüsselerinden bihaber, yavru hallerinden yeni çıkmış kangal cinsi sevimli dostlarımızı görüyoruz. Tarlalı mevkisine gelince tek bir evle karşılaşıyoruz. Koyunlar, keçiler, eşsiz bir tabiat, masmavi deniz, cıvıl cıvıl kuşlar, tertemiz hava… İnsan daha başka ne ister ki yaşadığı yerde? Misafirperver ve sevecen aile ile sıcak muhabbet ediyoruz. ‘Peynir var, yeni yaptık’ diyorlar, Yüzde yüz organik keçi peynirinden alıyor bu fırsatı değerlendiren şanslı arkadaşlarımız. Evin dedesi İngilizce-Almanca-Fransızca olarak hazırlattığı zeytinyağının faydalarını içeren yazıyı getiriyor. Türklerden fayda görmediği için Türkçesi yokmuş ama biz gerek yazıdan gerekse dededen öğreniyoruz mucizevi yağın yararlarını; zeytinyağı pişirilmeden çiğ olarak tüketilmeli, kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucudur, kanı temizler, mide ve bağırsak kanserine karşı korur, kan basıncını dengeler, kan şekerini düşürür, organları yeniler, daha genç hissetmenizi sağlar ve 95-99 yaşına kadar yaşamanıza yardımcı olur. Likya Yolu’nun öneminin ve güzelliğinin farkında olan ender Türk insanlarından olduğumuz için kendimiz şanslı hissederek yolumuza devam ediyoruz.
Likya Yolu Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş yolu olma özelliğine sahiptir ve 509 km uzunluğundadır. Teke yarımadasındaki patikalarının işaretlendirilip haritalaştırılmasıyla oluşturulmuştur ve dünyanın en iyi 10 uzun mesafeli yürüyüş rotaları arasında yer almaktadır. Dar sayılabilecek Likya Yolu’ndan tek sıra halinde yürüyüşümüze devam ediyoruz.
İkinci molamızda Doğan Abi’miz çektiği fotoğraflardan yaptırmış olduğu çerçeveleri Gülhan’a, Ayşe Hanım’a ve Sezai Bey’e takdim ediyor. Ne kadar düşünceli olduğunu ve ne güzel bir sürpriz yaptığını düşünerek sıranın bir gün bize de gelmesini umut ediyoruz J
Gökçeören köyünden geçerken papatyalar ve rengarenk laleler büyülüyor hepimizi. Son bir tırmanış daha derken ‘Bu kadar yakın bir ada nasıl olur da başka bir ülkeye ait olur?’ diye sormadan edemediğimiz Meis Adası ve Kaş belleklerimizde ve fotoğraflarımızda yerlerini alıyor. Rüzgar tatlı tatlı esiyor, seslerimiz yankılanıyor ve ayak izlerimizi bırakıyoruz geçtiğimiz yollara. Doğaya uyum sağlıyoruz, hatta doğanın ta kendisi oluyoruz. Güzellikler ve mükemmellikler alıyoruz karşılığında bir şey vermeden. Tek isteği oluyor Tabiat Ana’nın ‘Zarar vermeyin yeter’ diyor.
Meis Adası Kaş’a 2100 metre uzaklıkta, Çukurbağ yarımadasına ise 1600 metrecik uzaklıkta. Tarihinde İtalyan, Mısır, Osmanlı ve Fransız egemenliklerini yaşamış olmasından dolayı renkli bir geçmişe sahiptir. Son olarak da Yunan hakimiyetine girmiştir. Adada nüfüs 400 civarındadır ve bir tane havaalanı bulunmaktadır. Kaş’tan tekne ile yolculuk yaklaşık 20 dakika sürmektedir. Kolaylaştırılmış vize kapsamında olan Meis’e 60 Euro’ya ayak basabiliyorsunuz. Adaya mimari anlamda bir şeyler eklemek yasak olup restorasyon da çok sıkı denetim altında imiş. Serbestçe yapılabilecek tek şey ağaçlandırma.
Yorulduk mu? Hayır! Yolumuza çıkan ya da bizim onun yoluna çıktığımız Çalılık Kuşu’nun canı poz vermek istemiş. Fotoğrafını çekildiğini anladıktan sonra mutluluktan uçup gidiyor.
Mumuda Mevkine vardığımızda gün yavaş yavaş batmaya, yorgunluk hafiften hissedilmeye başlamış. Son bir kez daha vira deyip göz alabildiğine uzanan mavilikler eşliğinde bitiş noktamıza ulaşıyoruz. Papatya tarlasında grup fotoğraflarımızı çekiyoruz, seviyor-sevmiyor yapıyoruz, kaynatıp içmek için papatya topluyoruz, taçlar yapıyoruz… Çok mutlu oluyoruz Mortırnaklar ailesinin bir üyesi olduğumuz için. Bize böylesine güzel bir gün yaşattıkları için grup rehberimize ve liderlerimize, İlhan Abi ve servis ekibine çok teşekkür ediyoruz.
Ceren Mercan
Grup Üyesi






























