Mizah ve Toplum – Ebru Oğuzhan Yeter
“Hiç şimdiki kadar mizahtan korkmadık.”
Oysa mizah, toplumun aynasıdır. Aynaya bakmayı sevenler kadar ondan rahatsız olanlar da olacaktır. Çünkü mizah, alkış toplamaktan çok sorgulatmayı amaçlar. Güldürürken düşündürür, rahatsız ederken yüzleştirir. Bu nedenle tarih boyunca iktidarların, kurumların ve toplumsal tabuların en güçlü rakiplerinden biri olmuştur.
Elbette mizahın tek bir doğru ölçüsü yoktur. Etkili bir mizah hem güldürmeli hem de düşündürebilmelidir. Yapılan şaka, bulunduğu ortama ve bağlama uygun olmalı, insanların duygularını ve sınırlarını gözetmelidir. Ayrıca dinî ve millî değerleri incitmemeye, kişileri küçük düşürmemeye ve toplumsal saygıyı korumaya özen göstermelidir. Empatiyi temel alan mizah, özellikle kişilerin acıları, travmaları veya hassas özellikleri üzerinden incitici,kırıcı olmaktan kaçınır. Bu nedenle iyi bir mizah, eğlendirirken aynı zamanda saygıyı koruyan, yerinde ve ölçülü olandır.
Bir toplumun olgunluğu yalnızca neye güldüğüyle değil, neye tahammül edebildiğiyle de ölçülür. Hoşumuza gitmeyen bir espriyle karşılaştığımızda onu eleştirebilir, yanlış bulabilir ya da görmezden gelebiliriz. Ancak mizahın varlığını başlı başına bir tehdit olarak görmeye başladığımız anda kaybettiğimiz şey yalnızca kahkaha olmaz; paylaşımlarımız, ortak değerlerimiz ve birlikte yaşayabilme kültürümüz de yara alır.
Belki de bu yüzden bugün en çok şu cümle içimizi acıtıyor: “Ağlanacak hâlimize bile gülemiyoruz.” Çünkü gülmek bile hesap edilir, yanlış anlaşılma korkusuyla tartılır hâle geldiğinde mizah sadece susturulmuş olmaz, toplum da kendi nefesini daraltmaya başlar. Neye güleceğine bile birileri karar verir.
Çünkü mizahın hedefi çoğu zaman güç’tür. Güç sahibini sorgular, çelişkileri görünür kılar ve söylenmesi zor olanı birkaç cümleyle dile getirir. Bazen tek bir fıkra, tek bir kelime bile bir kitap dolusu sözün anlatamadığını anlatabilir. Belki de etkisi tam da bu yüzden bu kadar büyüktür. Bir karikatür, bir stand-up gösterisi ya da tek cümlelik bir espri, bazen uzun nutukların anlatamadığını da anlatabilir.
Bugün toplum olarak mizah karşısında geçmişe kıyasla daha gerginiz. Geçmişteki mizah anlayışımızı özler olduk. Bir şakaya gülmeden önce kimin söylediğine, kime söylendiğine ve nasıl anlaşılacağına odaklanıyoruz. Oysa mizah, güven ortamında yeşerir, çeşitlenir. Korkunun hâkim olduğu yerde ise insanlar önce cesaretini, ardından kahkahasını kaybeder.
Mizahı sevmek zorunda değiliz. Her espriye gülmek zorunda da değiliz. Ancak mizahın var olma hakkını savunmak, yalnızca komedyenleri değil, toplumun düşünme, konuşma ve kendini eleştirebilme alanını da savunmaktır. Mizah yapanları susturmakla gerçekleri perdeleyemeyiz.
Çünkü mizahın sustuğu yerde sessizlik de isyan da büyür. Gerçekler daha çıplak görünür. Merak daha da güçlenir. Bastırılmış duygular ve sessiz çığlıklar hiçbir zaman sağlıklı bir toplumun göstergesi olamaz. Bir gün mutlaka bir yerden taşar.
Ebru Oğuzhan Yeter





















