Hoşgeldiniz  
..................................................... .................................................... ...............................................

KÖŞE YAZARI METİN DENİZMEN’DEN “ADONİS’İN  AFRODİT’İ*”

Metin Denizmen | 13 Temmuz 2021 | KöşeYazar A- A+

Suriye’nin doyumsuz güzellikleri ve insan sıcaklığı ile geçiyordu günlerim. Ne ki; önümde daha Lübnan, Ürdün ve İsrail vardı, gezmek, tanımak ve fotoğraflamak için. Şam’ın Suomaria otobüs terminalinin toz duman ve kaosu içinden, patlak egsozu ile kıyametler kopararak ayrıldı Beyrut’a giden otobüs.

Tamamı Filistin’li doluydu koltukların. Aslında onlar da benim gibi biraz daha umut ve sevinçle gidiyorlardı Lübnan’a. Zira, tam on dokuz kez ertelenen Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ülkeyi germiş ve bir kez daha iç savaşın arefesine getirmişti.

Neyse ki; Lübnan Hizbullah’ının son anda beliren uzlaşmacı tavrı, Parlamentoda yer bulmuş ve ordudaki görevi sırasında, bu kanlı topraklarda aklıselim ortamı yaratmış ve tüm fraksiyonların kararı ile Devlet Başkanı Mişel Süleyman Cumhurbaşkanı seçilebilmişti.

Suriye’yi dolaşırken, Lübnan’daki bu seçimin yarattığı kaotik ortamı ve peş peşe süre giden sabotaj ve cinayetleri izliyordum. Şam’da, seçimin bitmesi şerefine atılan sevinç kurşunları gecenin sessizliğini yırtarken, Lübnan’a geçme zamanımın geldiğini muştulamıştı benim için. Uzaklarda, verimli BekaaVadi’si uzanırken, Filistinliler, barışın bereket getireceği topraklara, iş bulabilmek umuduyla akıyor, keyifle, bağıra çağıra sohbet ediyorlardı.

Beşar Esad’ın posterleri, yerini yeni Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman’ın güler yüzlü fotoğraflarına bırakmıştı. Duvarlarındaki ağır makineli silahların yaraları henüz örümcek bağlamamıştı kaldığım hostelin. Bu kez de bu silahlar seçim zaferini terennüm edip duruyordu sürekli.

Lübnan, küçücük toprakları ve beş milyonu bulmayan nüfusu ile bir dinler mozaiği. Ancak; etnisite ve dini yaraları kaşımamak adına, 1932 yılından bu yana resmi sayımlar yapılmadı. % 60 Müslüman nüfus Suni ve Şii olarak eşit oranlarda, % 35 civarında da Katolik Hristiyanlar yani Maruni’ler ve Yuna Ortodokslar ile dağlarda yaşayan Dürzi’lerden oluşan ve her an farklı ittifakların yaşandığı farklı bir ülke burası.

Müslümanların yoğun yaşadığı Saida ve Tripoli kentleri, geleneksel Şark kaosunu sergilerken, Marunilerin yaşadığı bölgelerde, temiz, düzenli ve çağdaş görünümüyle, savaş çirkin yüzünü gizlemek zorunda kalıyor. Saida ve Tripoli’nin delik deşik olmuş minareleri, evleri, hemen her köşe başında mevzilenmiş tankları ve devriye gezen askerlerinden sonra, güneye, Akdeniz sahillerindeki Junie’ye giden bir otobüste buluyorum kendimi.

Deniz, modern yatlar, sürat tekneleri ve jet skiler ile dolu. Birer falez gibi yükselen dağlar, Lübnan bayrağına anlamını veren sedir ağaçları ile kaplı, aralarda serpilmiş yapılar hiç de bu güzelim dokuyu çirkinleştirmemiş. Sahilde uzanan plajlardan birinin kapısından süzülüyorum içeri.

Aşırı nem ve sıcaktan bunalan huriler balık istifi dizilmişler boylu boyunca. Maruni Arapların yaşadığı Junie, her şeyiyle farklı bir iklim sergiliyor. Orta Doğu’nun tüm pagan tanrıçaları, giydikleri cüretkar bikinilerle birer Afrodit olmuşlar sanki, akıllara zarar görüntüleri ile.

Niyetim, teleferiğe binerek, sedir ağaçları ile kaplı dağın doruğunda, Harissa’dakiMaruni Kilisesi’ne gitmek. Bu yükseklikten, yakınlardaki Beyrut ve Junie öyle güzel fotoğraf veriyor ki. Öğle sıcağı bastırmış, yürüdüğüm caddedeki tek açık dükkâna,teleferik istasyonunu sormak için giriyorum.

Bir kadının önünde diz çökmüş, etek boyu ölçüsünü alan genç, beni görünce dikkatle inceliyor ve soruyu yapıştırıyor.Türkmüsün, Rusmu ? 20 yıl önce Gaziantep’ten gelip, açmış bu terzi dükkânını. Biz sohbete dalınca, üzerindeki eteğinin provası yapılan Maruni kadın, sıyrılmış etekleri dizlerinin üzerinde öylece bekliyor.

Bir yandan konuşuyorum, bir yandan da eteğin altındaki kışkırtıcı bembeyaz sütunlarla, dün gezdiğim BekaaVadi’sinde, Baalbek Tapınağı’nın beyaz sütunları arasında gidip geliyor aklım.

Neyse, bizim sohbetimiz bitince, kadının provası da bitiyor, kadın eteklerini indiriyor. Göz göze geliyoruz, selâm veriyorum.  “ On santim daha kısa olabilirdi, bu cömertliğiniz size çok yakışırdı “ diyorum, şen ve şuh bir kahkaha Yusuf’un küçücük dükkanının duvarlarında yankılanıyor.

 

“  Teleferik istasyonuna ben bırakayım, o tarafa gidiyorum “ deyince, her tarafım Akdeniz oluyor bir anda. Büyüyünce, kendisine yaman bir rakip olacak kızını, pırıl pırılRangeRover’in arkasına, beni de yanına oturtuyor.

Sanki anında bitiyor yol, Maruni Arap Tanrıça’nın sürdüğü Range Rover bir kavşakta duruyor, önümde teleferik hatları uzanıyor. Teşekkür ediyor, kapıya uzanırken, bir an durup, o ceylan gözlere bir kez daha bakarak soruyorum; “ neden Maruni Arap’lar Müslüman Arap’lardan daha bakımlı ve daha sağlıklı ? “

Bu kez, o şuh kahkaha RangeRover’in deri döşemelerinde yankılanıyor, hem de binlerce kez…

* Bu yazımda kullandığım erotizme yatkın dilin farkındayım. Affola.

Kanaatimce, bir gezi, ancak, o geziden hiçbir iz kalmadığı zaman biter. Bu izler de, ayrıntılarda nefes alıp, hayat buluyor.

 

 

420 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 9,2620
EURO 10,7921
BIST 12,7720
ALTIN 526,44

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2021 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle