MENTÖRÜN PENCERESİ – Hakan BİROL
NEDEN ASLA VAKTİN YETMİYOR?
Sabah gözlerini açtığında üzerine çöken o tanıdık ağırlığı hatırla. Telefonun ekranında parıldayan bildirimler, zihninde dönüp duran “yapılacaklar” listesi ve akşam olduğunda geriye dönüp baktığında hissettiğin o tuhaf boşluk: “Bütün gün ne yaptım?” Sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, oldukça basittir: Hiçbir şey, ama her şeyle meşguldün. Neden asla vaktin yetmiyor? Neden günler avuçlarının içinden kum taneleri gibi kayıp gidiyor da sen hiçbir şeyi tam olarak tutamıyorsun? Bu, sadece bir zaman yönetimi meselesi değil; bu, bir varoluş ve tercih meselesidir. Vaktin yetmiyor, çünkü hayatını “yönetmiyorsun”, hayatının sana dikte ettiği olaylar silsilesine “tepki veriyorsun.”
Çoğu insan, gününü kendi vizyonuna göre inşa etmez; gelen maillere, çalan telefonlara, başkalarının beklentilerine ve zihnindeki anlık dürtülere göre şekillendirir. Buna “yaşamak” değil, “sürüklenmek” denir. Eğer gününü sen tasarlamazsan, başkaları senin adına tasarlar. Bir yaşam koçu olarak gözlemlediğim en büyük yanılgı, insanların “meşgul” olmayı “verimli” olmakla karıştırmasıdır. Meşgul olmak, hareket halinde olmaktır; verimli olmak ise ilerleme kaydetmektir. Bütün gün bir o yana bir bu yana koşturup hiçbir temel hedefine yaklaşamadıysan, o gün senin için zayi olmuş bir gündür. Vaktinin yetmemesinin temel nedeni, “önemli” olanla “acil” olanı birbirinden ayıramamandır. Acil olan her zaman gürültü çıkarır, kapını çalar ve dikkatini ister. Önemli olan ise sessizdir, sabırlıdır ve genellikle vizyonunla ilgilidir. Sen acil olanların gürültüsüne teslim olduğunda, önemli olanın (yani hayallerinin, gelişimin, huzurunun) sessizce ölmesine izin verirsin.
Modern insanın en büyük düşmanı, dikkati çalan devasa bir endüstri. Telefonundaki her bildirim, senin derin düşünme kapasitenden çalınmış bir saniyedir. Araştırmalar gösteriyor ki, dikkatimiz dağıldıktan sonra tekrar odaklanmamız ortalama 20 dakikayı buluyor. Gün içinde kaç kez “sadece bir bakayım” diyerek ekrana daldın ve 20 dakikanın ötesinde bir kayıp yaşadın? Vaktin yetmiyor, çünkü odaklanma kasın zayıfladı. Bir konuya derinlemesine dalmak yerine, yüzeyde kulaç atmaktan yoruluyorsun. Zihnin sürekli bir sonraki stimülasyona, bir sonraki habere, bir sonraki eğlenceye hazırlanıyor. Bu da senin “şimdi”de kalmanı engelliyor. “Şimdi”de olmayan bir insan, zamanın ritmini kaybeder.
Zamanını geri kazanmanın ilk ve en sarsıcı kuralı şudur: Her şeye “evet” demek, kendine “hayır” demektir. İnsanları kırmamak, her toplantıya katılmak, her projeye atlamak veya herkesin yardımına koşmak bir erdem değil, bir zayıflıktır. Eğer bir vizyonun varsa, o vizyona hizmet etmeyen her şeyden vazgeçmek zorundasın. Hayat, sınırlı bir kaynak yönetimidir. Zamanını neye harcıyorsan, aslında hayatını ona veriyorsun. Başkalarının ajandasında bir figüran olmayı bırakıp, kendi ajandanın yazarı olmalısın. “Hayır” kelimesi, zamanın üzerindeki en keskin kılıçtır. Kullanmaktan korkma.
Çözüm, daha hızlı çalışmak değil, daha az işle daha derin etkiler yaratmaktır. Buna “zaman bloklama” diyoruz. Gününü, sadece o işle ilgileneceğin kesintisiz dilimlere ayır. O saatlerde telefon kapalı, bildirimler sessiz, dünya dışarıda. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir büyük eser, “arada bir bakarım” diyerek yapılmadı. Büyük eserler, büyük odaklanmaların ürünüdür. Ayrıca, “çoklu görev” (multitasking) bir efsanedir. Beyin aynı anda iki işi de mükemmel yapamaz; sadece odağını hızla değiştirir ve bu süreçte ciddi bir enerji kaybına uğrar. Bir işi bitir, sonra diğerine geç. Bir işe başla, o işi tamama erdir. Bitmemiş işlerin zihninde bıraktığı “zihinsel tortu”, senin o günkü yaratıcılığını ve enerjini tüketir.
Vaktinin yetmemesinin bir diğer gizli nedeni de, kendi kapasiteni olduğundan fazla tahmin etmendir. İnsanlar, bir günde yapabileceklerini abartır, ama bir yılda yapabileceklerini küçümserler. Bu, vizyon eksikliğinden kaynaklanır. Eğer nereye gittiğini biliyorsan, o yol üzerindeki taşları ayıklamak daha kolaydır. Fethiye’nin o güzel limanında bir tekne hayal et. Eğer kaptan, rüzgarın nereye estiğine göre sürekli rotasını değiştirirse, asla limana varamaz. Vaktin yetmiyor çünkü sürekli rotanı değiştiriyorsun. Bir hedefe karar ver, o hedefin gerektirdiği disiplini kuşan ve dışarıdan gelen rüzgarlara karşı rotanı sabit tut.
Vaktin neden yetmiyor sorusunun belki de en göz ardı edilen cevabı, “karar yorgunluğu”dur. Her sabah “bugün ne yapmalıyım?” diye düşünmekle harcadığın o ilk bir saat, aslında günün geri kalanının kalitesini belirleyen en stratejik zaman dilimidir. Başarılı insanlar kararlarını gün içinde değil, gün başlamadan önce ya da bir gece evvelinde alırlar. Hayatına katacağın basit bir sabah ritüeli, zihnini “tepki verme” modundan çıkarıp “yönetme” moduna sokar.
Bu süreçte bir zihinsel detoks da şarttır. Gün boyunca zihnini dolduran gereksiz bilgileri, sosyal medyanın yarattığı yapay aciliyetleri ve başkalarının senin üzerindeki beklentilerini bir kenara bırakmayı öğrenmelisin. “Hayır” demek, sadece başkalarına değil, bazen kendi zihninin ürettiği gereksiz “yapılacaklar” listesine de “hayır” demektir. Çoğu zaman yapılacaklar listenin %80’i, aslında hayallerine ve vizyonuna %20’lik bile bir katkı sağlamayan detaylardan oluşur. Bu 80/20 kuralını, yani Pareto İlkesi’ni hayatına uyarladığında, vaktinin aslında nasıl da bollaştığını hayretle göreceksin.
Ayrıca, yorgunluk bir “zaman yetmezliği” değil, bazen yanlış bir “enerji yönetimi” göstergesidir. Bir işi yapmak için enerjin en yüksek olduğu saati değil de, boş olduğun herhangi bir saati seçiyorsan, o işin bitmesi çok daha uzun sürer. En zor, en yaratıcı ve en önemli işlerini, zihninin en berrak olduğu sabah saatlerine (veya senin biyolojik olarak en verimli olduğun zaman dilimine) yerleştir. Geriye kalan “düşük kaliteli” zamanları ise e-postalara, toplantılara veya rutin işlere ayır.
Sana bir soru: Eğer bugün ömrünün son günü olsaydı, o çok meşgul olduğun işlerle mi uğraşırdın? Eğer cevabın “hayır” ise, o işler neden hayatının büyük bir kısmını kaplıyor?
Zaman, sadece bir takvim üzerinde sayılar değildir; zaman, senin hayatının dokusudur. Vaktin yetmiyor, çünkü dokuyu yanlış ipliklerle örüyorsun. Bugün dur. Bir kağıt al ve hayatındaki en önemli üç şeyi yaz. Yarın, gününün en az %50’sini sadece bu üç şey için kullan. Geri kalan her şeyin aslında ne kadar önemsiz olduğunu o zaman göreceksin.
Vaktin yetmiyor değil; vaktini, sana gerçekten hizmet etmeyen, seni büyütmeyen ve sana huzur vermeyen şeylere harcıyorsun. Şimdi, o gereksiz yükleri atma vakti. Kendi hayatının kaptanı ol, zamanı öldürmeyi bırak ve onu kendi vizyonun için bir yakıta dönüştür. Zamanı yönetmek, saati izlemek değil, kendi içsel pusulanı takip etmektir. Bir mentör olarak şunu her zaman vurgularım: Eğer günün sonunda sadece “yorgun” hissediyorsan, bir şeyler yanlıştır. Eğer günün sonunda “doyum” hissediyorsan, zamanı yönetmeyi başarmışsın demektir. Vakit, senin yaşam kumaşın; onu nasıl biçeceğin ve ne dikeceğin tamamen senin elinde. Kumaşı yanlış yerlerden kesmeye son ver; şimdi, kendi hayatının terzisi olma vakti. Bugün, o ilk dikişi at. Unutma; hayat, senin ona ne kadar değer verdiğin kadar sana değer verir. Zamanını harcadığın yer, senin değer verdiğin yerdir. Bugün, zamanını nereye “yatıracaksın”?



















