Islak Koklama
“Islak ıslak koklama be baba” dedi, göz bebeği diye sevdiği kızı. Akşamın yorgunluğu onun kokusuyla son bulurdu. Hep ıslak ıslak koklar ve hep boynunu geri çekerek kaçardı. Bir kovalamaca başladı evdeki eşyaların arasında. Tabii eşyalarla boğulan dört duvar onlara fazla bir yer de bırakmamıştı aslında.
Kanepeler ağırlını koymuş, Her köşeyi toz bile girmekte zorlanan vitrinler almıştı. Salonun ağası onlardı. En parlak, en narin ve en kendini beğenmiş süsler yerli yerinde duruyordu. Gözlerdeki sis bu camlı süslerin arasında dumanlanıyor ve bir aşkın geride bıraktıklarını saklar gibi ışıkların altında kara kara bakıyorlardı. O zamandan bu zamana taşınamayan bir şeyler mırıldanıyordu.
Bir resim, aile saadetinin son kalıntısı…
Bir şişe, yudumlanan son zemzem suyunu saklıyor.
Bir tabak, Kütahya porselenden çakma olmadığını gösteriyor.
Bir fincan, dudaklara dokunmanın hasretiyle yanıyor.
Bir bardak, bomboş durmanın sıkıntısını arkadaşlarıyla paylaşıyor.
Fincanlar, vazolar, şamdanlar ve diğerleri rengârenk bir dünyanın köşesinde tebessümleriyle bakıyordu kıza ve babasına. En son bir televizyon programında bir ünlünün evinin içi, renkleri ile tanıtılıyordu. Oradakilerin gösterişi bir başkaydı.
Düştü. Çat diye bir ses geldi. Herkesten önce anne koştu sesin geldiği yana. Küçük kız ayakta durmuş bekliyordu. Elleri ile yerdeki cam vazonun kırıklarını gösteriyordu kapıdan giren anneye. Anne, içgüdülerin yardımıyla çoktan olay yerindeydi.
Önce vazonun kırılan parçaları arasındaki küçük kıza baktı ve sonra vazoya… Vazo bir film şeridi gibi yol aldı geçmişin sisli sayfalarından. Bu vazoya ne kadar da değer verirdi oysa. Avrupa’dan gelmişti. Evlendiğinde Almanya’daki akrabaları düğün hediyesi olarak getirmiş ve bir antika görünümünde evin başköşesinde kendine yer bulmuştu.
Korktuğu her halinden belli olan küçük kız donuk bir vaziyette suçunu hafifletmek için “kaza oldu, yanlışlıkla düştü” diye mırıldandı ağlamaklı bir sesle. Anne, daha dün izlediği facebookdaki son ders adlı bir videonun etkisiyle küçük kıza “tamam tamam” diyebildi. Yoksa küçük kız çoktan tokatı yemişti. “Son ders” adlı bu videoda, yeni arabasına kusan yeğenlerini suçlu duruma düşürmemek için bir şişe sodayı gülerek koltukların üzerine döktüğü görülüyordu. Çocuklarda bu sahneyi kahkahalarla izliyorlardı.
Küçük kız sessizlikten faydalanarak, “Kırıldı işte, ne yapayım.” deyiverdi. Anne bir kızına bir vazoya baktı ve yandaki resimli kitabı alıp giden küçük kızı iç geçirerek izledi ve yerdeki vazo kırıklarını toplamaya başladı.
Anne, topladığı vazonun kırıklarını kızıyla beraber çöpe atıverdi.
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















