GÜZELLİĞE BAKAR MISINIZ?
“Bugünü Anlamak İçin TARİH Dergisi’ni” okuyorum.
Fotoğrafta, Bayram kutlaması için yürüyen ilkokul öğrencileri.
Yer: Taksim Meydanı.
Yıl: 1950
Kız öğrencilerin hepsi önlük giymiş. Yaka takmış.
Saçlar taralı ve kurdelalı…
Erkek öğrenciler de en az kızlar kadar şık!
Bakmaya kıyamazsınız!
Bir başka fotoğrafta, dans eden kız ve oğlan çocuğu…
Bir grup öğrenci de dans edenlere müzik yapıyor.
Seyircileri de var: Öğrenciler ve halk…
Minikler; “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti” yazısını taşıyor.
Otuzlu, kırklı yıllarda çekilmiş fotoğraflar bir başka sayfada …
Yirmili yılların fotoğrafları da aynı güzellikte
Öğretmenler de en az öğrenciler kadar şık.
Halktan insanların giyimi nasıl peki?
Bu günkünden güzel görünüyor…
Bu yıllar esasen yokluk yılları, yoksulluk yılları, zor yıllar…
Buna karşın öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, halkımız güzel giyimli.
Halkımızda, devrimlerin getirdiği bir coşkuyu yaşıyor .
**********
Birey olmak, ulus olmak, ulus bilincine ulaşmak bu işte.
**********
Günümüze gelince…
Okullarımızda öğrenci ile öğretmeni…
Yönetici ile çalışanını, ayırt edebilene aşk olsun!
Tam bir curcuna…
Okulların yakın çevresi ve sokaklar da aynı…
Tam bir Ortadoğu Halkı olduk çıktık.
Oysa biz Arap değil, Türk halkıyız…
Halkımızı, ortak değerlerde buluşturan ne varsa silip süpürdük…
Güzellikler değil, kargaşa ve şiddet üretiyoruz.
Biz kimiz, nereden gelip nereye gidiyoruz, belli değil.
Çocuklarımızın bir bayramı vardı…
Ne güzeldi!
Yok ettik…
Getirdik, üzerine Kutlu Doğum Haftasını koyduk.
**********
Neymiş..?
“İnancını yaşamalıymış”
Oysa, inancın yaşanabileceği yerler var yeterince…
Sade ve sakin bir şekilde gönül dinginliğine ulaşmak isteyenlere…
Uygun mekanlarımız var. Fazlasıyla…
Yeniden yazalım: İnancın en iyisi, Laik Devlet ve toplum düzeninde yaşanır.
Diyanet İşleri Başkanının yerinde olsam…
Laikliği en fazla ben savunurum!




















