DÜŞMANIN DEĞİL, KENDİLERİNE, SÖZÜMÜZÜN GEÇEBİLECEĞİ,DOSTUN ELEŞTİRİSİ OLUR – DAVUT FEN
Kentimizin, sevilen, sayılan, önde gelen birini iyi tanırım. Kendileriyle bayağı bir dostluğumuz vardır. Tanımadığı kişi yok gibidir. Etkinliklerde çoğu kez birlikte hareket etmişizdir. Değer yargılarına güvenirim.
Anlattıkları arasında hısım, akraba ilişkilerinden de söz ettiği olmuştur. Birinde de kendi köylülerinin hal ve hareketlerine değinivermişlerdi. Dedikleri arasında kendi tutumlarının yerildiği de vardı.
O ara ben de kendilerine, dostlar kusurları örtmek için vardır; yermek için değil, dediğimde, bana hak vermiş, doğru söylüyorsun demişti.
Kırsalda da tanıdığımız bir aile vardır. Eğitimci kişilerdir. Örgütümüzün taşra temsilcilerinden olurlar. Her oralara gidildiğinde, çalışma dava arkadaşlarımızı ağırlamayı severek üstlenmişlerdir.
Oğullarının işe yerleştirilmesi konusunda çok üstelediklerini de bilirim. Artık o boyut öylesine başat konu olup gitmiştir ki, işin ucu bozulmanın ötesine kadar varıp çıkmıştır. Akademik eğitimli oğullarından birinin bile, bizim işimiz var baba, çalışıyoruz. Sen çok üsteliyorsun, dediklerine, ben tanığım.
Bir ara, tutturmuşlar, karı-koca; biz örgütü terk edip ayrılacağız, diyorlardı. Artık ben de dayanamaz oldum; Allah aşkına ayrılın, çekilin, demiştim. Bir ara yeniden karşılaştığımızda, bana bu sözümü de anımsatmadan duramamışlardı. Ben de, o dedim, deyip hiç de geri adım atmamıştım..
Anılan ailenin durumunu, zamanın ilçe başkanına sorduğumda şaşırıp kalmıştım. Başkan, ellerinden geleni yapmış, kendilerine iki seçenek sunmuşlarsa da hiç oralı bile olmamışlar. Çok bozulmuştum. İşte o zaman ben de kendilerine o sözü etmekte hiç duraksama göstermemiştim. Artık o kadarı da olamaz, deyip kendilerine öylesi davranmakta kendimi yetkin görmüştüm. Hadlerini aşmışlardı.
Bir ara, merak ettiğim seçimli bir boyutları da vardı. O gün orada bulunmayı çok istemişsem de denk gelmemişti. Sözünü ettiğim kişiye kesin biliyordur diye sonucu sorduğumda ise hiç beklemediğim bir yanıt almıştım. Olup bitenden haberleri yokmuş. Bir de mıntıkalarının örgüt temsilcisi olacaklar; dünyadan haberleri yok. Siz gelin de bozum olmayın!
Cumartesi günü de Çatalarık Sosyal Tesisi’mizde örgüt etkinliğimiz vardı. Gittik. Arkam sıra oturan birileri homurdanıyorlar. İlgili çalışanlar, başat seçkinleri öncelemişler, çağrılı olan asıl kişilere hizmeti aksatmışlar. Buraya kadar olan eleştirel yaklaşım, yerinde, doğru, anlaşılır bir hal. İyi de sırt sırta oturduğumuz kişiler, ünmüyor, kesmiyorlar; sürekli yermelerde bulunuyorlar. Yerimde doğruldum, kendilerine baktım, burada kusur aranması, doğru değil, diyecek oldum, o ara yine, kendilerinden duyduğum eleştirilerini yüzüme karşı da yapıverdiler. Bir de hemen örgüt bağlarını keseceklerini, bu kez üsteleyerek yüzüme söylüyorlardı. Bu sözü edenler de bayanlardı. Dayanılır gibi değildi. Ev sahibi konumundaki bu kişilere çok bozulmuştum. Dönüp yerime otururken, Lütfen istifa edin, diyordum. Sevgili eşim de bana bozuldu. Niye karşılık veriyormuşum.
Arkamızdaki o kişiler, her ne kadar oraya çağrılı olsalar bile, örgüt bağı olan kişiler olarak, ev sahibi sayılırlardı; ileri geri konuşmak, homurdanmak, ne kadar yakışık alır? Onlar homurdandıkça ben de kendi sözümü yineledim.
En küçük aksamada, örgüt bağını önceleyerek hareket eden ve çadırı(!) terk etmekten, söz eden o kişilere, kanımca başkaca bir söz edilemezdi.
Çünkü “Öz” olunacak yerde, safra olunmaya(!) yalnızca ben değil, başka birileri de katlanmamalıdır.
Herkese iyi haftalar…






















