EBRUHAN OĞUZHAN YETER

Diyanet, Laiklik ve Cumhuriyet
Diyanet İşleri Başkanlığı, Büyük Türk milliyetçisi Ziya Gökalp’in fikirleri doğrultusunda, Mustafa Kemal Atatürk tarafından; Maturidilik ve Hanefilik esaslarına dayalı, laik Cumhuriyet anlayışı çerçevesinde kurulmuş bir kurumdur.
Diyanet, Atatürk laikliğinin en önemli ve en stratejik bileşenlerinden biridir.
Ziya Gökalp’in savunduğu laiklik anlayışına göre, din; iman ve ibadet alanıyla sınırlı kalmalı, devlet işlerinden ayrılmalıdır. Gökalp, şeyhülislamlık makamının yalnızca inanç ve ibadetle ilgilenmesini, medreselerin ise çağdaş ilahiyat eğitimi veren kurumlara dönüştürülmesini savunmuştur.
Atatürk’ün şeyhülislamlık kurumunu kaldırarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurması ve medreseleri kapatması, Gökalp’in gösterdiği bu yolun bir sonucudur.
(Doç. Dr. Selami Kılıç)
Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarken yakın çevresiyle ciddi tartışmalar yaşamıştır. “Laikliğin uygulandığı Fransa’da ve Batı ülkelerinde böyle bir kurum yok” diyenlere verdiği yanıt son derece nettir:
“Sultanahmet Camii imamının maaşını kim verecek? Biz vereceğiz… Din adamlarını cemaatin insafına bırakamayız.”
Bu yaklaşım, Cumhuriyet’in dine bakışını da özetler:
Devlet laik olacaktır; ancak dini alanı sahipsiz bırakmayacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 4 Mart 1924’te 429 sayılı kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’na bağlı olarak kurulmuştur. Görevi; İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadethaneleri yönetmektir.
Diyanet, laiklik ilkesine bağlı kalarak, hiçbir siyasi görüşün etkisi altına girmeden, toplumsal birlik ve bütünlüğü gözetmekle yükümlüdür. Aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin ve özellikle laikliğin koruyucusu olmak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyeti laiktir.
Laik bir devlette din vardır; ancak din, devletin denetimi altındadır.
Eğer Diyanet İşleri Başkanlığı olmasaydı, bugün devletin dini alanı; tarikatlara ve cemaatlere terk edilmiş olurdu. Cemaatlerin ve tarikatların toplum üzerinde yarattığı tahribat, bu gerçeği açıkça göstermektedir.
Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet’i; “dinin devlet işlerine karıştırılmaması” anlayışıyla ve laikliğin teminatı olarak kurmuştur. Diyanet, bazı kesimler için gereksiz görülebilir; ancak toplumun geniş bir kesiminin dini hassasiyetleri göz ardı edilemez. Diyanet, siyasi partiler gibi belli bir tabana hitap edemez; birleştirici, kapsayıcı ve yapıcı bir dil kullanmak zorundadır.
Özellikle kadınlar ve çocuklarla ilgili açıklamalarda çok daha hassas, çağdaş ve sorumlu bir tutum sergilenmelidir.
Diyanet;
Kucaklayıcı olmalıdır.
Ilımlı ve hoşgörülü olmalıdır.
Laik Cumhuriyet’e sadık olmalıdır.
Bu kurumun işleyişi elbette eleştirilebilir. Ancak çözüm, Diyanet’i kapatmak değildir.
Diyanet’in kapatılmasını istemek, toplumun hassas dengeleriyle oynamaktır.
Kapatılması gereken Diyanet değil; tüm cemaatler, tarikatlar ve onlara bağlı denetimsiz yurtlardır.





















