BİR DAVUT D. FEN MASALI…DAVUT FEN
Elimde bardağım, kahvede oyunlarını izlediğim arkadaşlarımın çaylarını içiyordum ki, telefonum çalmıştı. Açtım konuştum. Hemen ötemizde bulunan bitişik sayılacak arkadaki Halk Ev’imizden arıyorlardı. Çayımı içip geleceğim, diyerek telefonumu kapatmıştım.
Kendilerini epeydir görmediğim kişilerdi. Oysa onlar için elimden gelenin en iyisini yapmış, işin ötesini berisini de geriye dönüp sormamış, üzerlerine gitmemiştim. Tek bildiğim işlerinin yolunda gittiği bilgisiydi.
Hiç de umutsuzluğa kapılmamıştım. İlk aldığım bilgi benim bu kanımı desteklemişti.
Memlekete gittiğimizde de aynı doğrultuda bana açılanlar olmuş, ben de onların bana bel bağlamış olmaları karşısında kendilerine hemen sezdirmemeye özen göstererek şaşkınlık yaşamıştım. Resmen bana çöpçatanlık yapmamı öneriyorlardı. Kendi çevremden kişilerdirler. Aralarında yeni dul kalmış olanlarda vardı. Yanına çıkıp vardığım, zamanında aynı müdürlükte birlikte çalıştığımız esnaf arkadaşım ise hiç o tarakta bezi olmayan biriydi; kızoğlan kız sayılırdı.
Sözlerini ölçüp biçerek konuşuyorlardı. Benim çevremde dul kalmış karşı cins kişilere sözü getirmeye çalışıyorlar, kesilmiş hayvan karnını yerinden çıkartırlarkenki hareketlerde olduğu gibi şişkinliğin deşiliver ilmemesine özen gösteriyorlardı. O boyutu iyi anlıyordum.
Önceleri onların bu hareketlerini yadırgamış isem de sonraki haftalarda aklım yatmaya başladı. Onların olmazlarını sayıp döktüm. Yüreksizce hareket ettiklerini söyledim. Nitekim oluverecekmiş gibi olan girişimleri olumlu sonuçlara varıp çıkmadı. Birisine bir yakınımı bile önermiştim.
Buradaki olayımın boyutu ise umduğum gibi sonuçlanmış.
Beni daha önce de aramışlardı. Acaba, dedim, arada benim aşmam beklenen bir zorluk, güçlük mü var, diye düşünmüştüm.
Meğerse hiç öyle benim aklıma gelen gibi değilmiş: ortaya çıkan mutluluk tablolarına benim de tanık olmam içinmiş.
Kahvedeki oyunlarını izlediğim arkadaşlarımın çaylarını yudumlamayı bitirip yerimde doğruldum. Arka yüzdeki Halk Ev’imize yöneldim. Onları kısa zamanda bulacağımı biliyordum. Caddeye, denize bakan yüzde ortalığa bir göz attım. Hemen de gözüme ilişivermediler. Yan kıyı, köşeye doğru yöneldiğimde onları aynı masada baş başa görüverdim. Onlara doğru yönelirken kendimi tutmakta zorlanmadım desem yalan olur. Bir ara gözlerim dolacak gibi olduysa da çabuk geçti. Bu mutluluk tablosunun ortaya çıkmasında başat pay benimdi.
Altı ay kadar önce, memlekete gidivereceğimiz sıra, onlara önderlik etmiştim. Erkek kişi konutumuz yakınlarında kiracıydı. Ölüdeniz’in o ilk yapılmış oteli dibindeki kumsal işletmeciliğinde birlikte çalışmış idik. Yalnız yaşadığını biliyordum. Ara sıra denk geldiğimizde bir çift söz eder geçerdik. Birinde de Pazar yerinde karşılaşıverdik. Birbirimize hep takılırdık. O günde öylesi takılmalarımız olmuştu. Ağabey, gel çay içelim, deyince pazarın ortasındaki o çay ocağına oturduk. Sen hala yalnız mısın, dediğimde, evet, demişti. Aklımda olanı kendisine önermiştim.
Bayan ise, dul bir eğitimciydi. Onunla da denk geldiğimizde takılırdım. Bakımlı biriydi. Bizden çok Avrupalı gibiydi. İşin hep olur yanına bakardım. O da hiç bozulmaz, kahkahalarını da eksik etmezdi. Malı mülkü yerindeydi. Onu kabul edecek kişi, onunla mülkünde yaşamalıydı. Öylesini düşünüyordu. Bunu da gizlemiyordu.
Yanlarına varıp çaylarını içtim. Birlikte azıcık söyleştik. Gözlerinin içi gülüyordu; mutlulardı. Kiracı olan erkek komşum, kiracılığı geride bırakmış, yeni yaşam arkadaşının yanına taşınmış. Daha ne olsun!
Benim masa arkadaşlarım çıkıp gelmişlerdi. Yeni çiftleri baş başa bırakıp yanlarından ayrılmak için izinlerini istedim.
Benim masalım bu kadar
Herkese iyi haftalar…






















